Aşk Ekim 16 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7553

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Ekim 16

İnsan, kendine bile açıklayamadığı bir yerden sever bazen;
aklı bir gerekçe bulur,
kalbi başka bir hakikate tutunur.
Sonra ikisi de aynı bedende yaşadığını unutup
birbirini suçlamaya başlar.
Aşk
Kalbin Gizli Protokolü
İnsan, kendine bile açıklayamadığı bir yerden sever bazen;
aklı bir gerekçe bulur,
kalbi başka bir hakikate tutunur.
Sonra ikisi de aynı bedende yaşadığını unutup
birbirini suçlamaya başlar.
Seninle karşılaşmadan önce
kendime dair hükümlerim vardı.
Neyi affedebileceğimi,
hangi acıya dayanabileceğimi,
bir başkasına ne kadar yaklaşabileceğimi
bildiğimi sanıyordum.
Sonra sen geldin.
Bir insanın varlığı,
başka bir insanın bütün iç düzenini
nasıl bu kadar sessizce değiştirebilir?
Hangi bakış, yıllardır kapalı duran bir hatırayı
bugünün ortasında yeniden konuşturabilir?
Ve hangi yakınlık,
insana kendi uzaklığını gösterebilir?
Seni sevmek,
bende yalnızca güzel duygular uyandırmadı.
Kendime karşı kurduğum savunmaları da bozdu.
Kimi zaman sana değil,
senin yanındayken görünür olan kendime yakalandım.
Çünkü insanın en mahrem sırrı
her zaman sakladığı şey değildir;
bazen sakladığını zannettiği duygunun
bütün kararlarını yönetmesidir.
Sana yaklaşırken geçmişim de yaklaştı.
Eski korkularım yeni isimler aldı,
suskunluklarım erdem kılığına girdi,
kıskançlığım kendine sadakat dedi,
vazgeçemeyişim kader olduğunu iddia etti.
Oysa hiçbir duygu,
yalnızca güçlü olduğu için haklı değildir.
Bir kalbin istemesi,
başka bir kalbin borçlu olduğu anlamına gelmez.
İşte burada ayrıldı yollarımızın gölgesiyle kendisi:
Ben seni tutmak istedikçe
sevginin ne olmadığını öğrendim.
Bir insanı kendine bağlamak,
onunla bağ kurmak değildir.
Onun gitme ihtimalini ortadan kaldırmak,
kalma arzusunu yaratmaz.
Şimdi seni başka türlü seviyorum;
sana geçmişimin hesabını çıkarmadan,
yarınlarımı bir sözün ipoteğine vermeden,
kendi eksikliğimi senin varlığına yüklemeden…
Seni, bana vereceklerinle değil,
olduğun kişiyle anlamaya çalışıyorum.
Belki de olgunluk budur:
İnsanın kalbini susturması değil,
kalbinin söylediği her şeyi
ahlaki bir emir sanmaktan vazgeçmesi.
Çünkü arzu yolu gösterebilir,
akıl yolu sorgulayabilir,
vicdan ise o yolda
başkasının hakkını çiğneyip çiğnemediğimizi sorar.
Benim içimde artık üç ayrı ses yok;
birbirini yargılayan üç ayrı insan da yok.
Arzumu inkâr etmiyorum,
aklımı susturmuyorum,
vicdanımı da aşk uğruna dışarıda bırakmıyorum.
Seni sevmenin en zor tarafı,
sana ulaşmak değilmiş;
sana ulaşmayı isterken
kendime ve sana haksızlık etmemeyi öğrenmekmiş.
Çünkü aşk, insanın bütün sınırlarını yıkması değildir;
hangi sınırın korkudan, hangisinin vicdandan doğduğunu
ayırt edebilecek kadar kendini tanımasıdır.
Ve belki gerçek vuslat,
iki kalbin birbirine sahip olması değil,
iki insanın birbirini özgürce seçebilecek
bir hakikate erişmesidir.
Aşk

Seninle karşılaşmadan önce
kendime dair hükümlerim vardı.
Neyi affedebileceğimi,
hangi acıya dayanabileceğimi,
bir başkasına ne kadar yaklaşabileceğimi
bildiğimi sanıyordum.
Sonra sen geldin.
Düşüncelerim tarih oldu.
Aşk

Sonra sen geldin.
Bir insanın varlığı,
başka bir insanın bütün iç düzenini
nasıl bu kadar sessizce değiştirebilir?
Hangi bakış, yıllardır kapalı duran bir hatırayı
bugünün ortasında yeniden konuşturabilir?
Ve hangi yakınlık,
insana kendi uzaklığını gösterebilir?
Aşk

Seni sevmek,
bende yalnızca güzel duygular uyandırmadı.
Kendime karşı kurduğum savunmaları da bozdu.
Kimi zaman sana değil,
senin yanındayken görünür olan kendime yakalandım.
Çünkü insanın en mahrem sırrı
her zaman sakladığı şey değildir;
bazen sakladığını zannettiği duygunun
bütün kararlarını yönetmesidir.
Aşk

Sana yaklaşırken geçmişim de yaklaştı.
Eski korkularım yeni isimler aldı,
suskunluklarım erdem kılığına girdi,
kıskançlığım kendine sadakat dedi,
vazgeçemeyişim kader olduğunu iddia etti.
Oysa hiçbir duygu,
yalnızca güçlü olduğu için haklı değildir.
Aşk

Hiçbir duygu,
yalnızca güçlü olduğu için haklı değildir.
Bir kalbin istemesi,
başka bir kalbin borçlu olduğu anlamına gelmez.
Aşk

Ben seni tutmak istedikçe
sevginin ne olmadığını öğrendim.
Bir insanı kendine bağlamak,
onunla bağ kurmak değildir.
Onun gitme ihtimalini ortadan kaldırmak,
kalma arzusunu yaratmaz.
Aşk

Şimdi seni başka türlü seviyorum;
sana geçmişimin hesabını çıkarmadan,
yarınlarımı bir sözün ipoteğine vermeden,
kendi eksikliğimi senin varlığına yüklemeden…
Aşk

Seni, bana vereceklerinle değil,
olduğun kişiyle anlamaya çalışıyorum.
Belki de olgunluk budur:
İnsanın kalbini susturması değil,
kalbinin söylediği her şeyi
ahlaki bir emir sanmaktan vazgeçmesi.
Çünkü arzu yolu gösterebilir,
akıl yolu sorgulayabilir,
vicdan ise o yolda
başkasının hakkını çiğneyip çiğnemediğimizi sorar.
Aşk

Arzu yolu gösterebilir, akıl onu sorgulayabilir;
vicdan ise o yolda başkasının hakkını çiğneyip çiğnemediğimizi sorar.
Aşk
Kalbin Gizli Protokolü
İnsan, kendine bile açıklayamadığı bir yerden sever bazen;
aklı bir gerekçe bulur,
kalbi başka bir hakikate tutunur.
Sonra ikisi de aynı bedende yaşadığını unutup
birbirini suçlamaya başlar.
Seninle karşılaşmadan önce
kendime dair hükümlerim vardı.
Neyi affedebileceğimi,
hangi acıya dayanabileceğimi,
bir başkasına ne kadar yaklaşabileceğimi
bildiğimi sanıyordum.
Sonra sen geldin.
Bir insanın varlığı,
başka bir insanın bütün iç düzenini
nasıl bu kadar sessizce değiştirebilir?
Hangi bakış, yıllardır kapalı duran bir hatırayı
bugünün ortasında yeniden konuşturabilir?
Ve hangi yakınlık,
insana kendi uzaklığını gösterebilir?
Seni sevmek,
bende yalnızca güzel duygular uyandırmadı.
Kendime karşı kurduğum savunmaları da bozdu.
Kimi zaman sana değil,
senin yanındayken görünür olan kendime yakalandım.
Çünkü insanın en mahrem sırrı
her zaman sakladığı şey değildir;
bazen sakladığını zannettiği duygunun
bütün kararlarını yönetmesidir.
Sana yaklaşırken geçmişim de yaklaştı.
Eski korkularım yeni isimler aldı,
suskunluklarım erdem kılığına girdi,
kıskançlığım kendine sadakat dedi,
vazgeçemeyişim kader olduğunu iddia etti.
Oysa hiçbir duygu,
yalnızca güçlü olduğu için haklı değildir.
Bir kalbin istemesi,
başka bir kalbin borçlu olduğu anlamına gelmez.
İşte burada ayrıldı yollarımızın gölgesiyle kendisi:
Ben seni tutmak istedikçe
sevginin ne olmadığını öğrendim.
Bir insanı kendine bağlamak,
onunla bağ kurmak değildir.
Onun gitme ihtimalini ortadan kaldırmak,
kalma arzusunu yaratmaz.
Şimdi seni başka türlü seviyorum;
sana geçmişimin hesabını çıkarmadan,
yarınlarımı bir sözün ipoteğine vermeden,
kendi eksikliğimi senin varlığına yüklemeden…
Seni, bana vereceklerinle değil,
olduğun kişiyle anlamaya çalışıyorum.
Belki olgunluk, kalbi susturmak değil;
ondan yükselen her sesi
ahlaki bir emir sanmaktan vazgeçmektir.
Arzu yolu gösterebilir, akıl onu sorgulayabilir;
vicdan ise o yolda başkasının hakkını çiğneyip çiğnemediğimizi sorar.
Benim içimde artık birbirini yargılayan üç ayrı ses yok.
Arzumu inkâr etmiyor, aklımı susturmuyor,
vicdanımı da aşk uğruna dışarıda bırakmıyorum.
Seni sevmenin en zor tarafı,
sana ulaşmak değilmiş;
sana ulaşmayı isterken
kendime ve sana haksızlık etmemeyi öğrenmekmiş.
Çünkü aşk, bütün sınırları yıkmak değil;
hangisinin korkudan, hangisinin vicdandan doğduğunu ayırt edebilmektir.
Gerçek vuslat ise iki kalbin birbirine sahip olması değil,
iki insanın birbirini özgürce seçebileceği hakikate ulaşmasıdır.
Aşk

Benim içimde artık birbirini yargılayan üç ayrı ses yok.
Arzumu inkâr etmiyor, aklımı susturmuyor,
vicdanımı da aşk uğruna dışarıda bırakmıyorum.
Aşk

Seni sevmenin en zor tarafı,
sana ulaşmak değilmiş;
sana ulaşmayı isterken
kendime ve sana haksızlık etmemeyi öğrenmekmiş.
Aşk

Aşk, bütün sınırları yıkmak değil;
hangisinin korkudan, hangisinin vicdandan doğduğunu ayırt edebilmektir.
Gerçek vuslat ise iki kalbin birbirine sahip olması değil,
iki insanın birbirini özgürce seçebileceği hakikate ulaşmasıdır.
Aşk

Aşk yoksa, yaşam anlamsızlaşır.
Aşk

“Aşkın yokluğunda yaşam, varlığını sürdürür belki; fakat varoluşunu anlamlı kılan o büyük hakikatten yoksun kalır. Çünkü insan, yalnızca yaşamak için değil, yaşamaya değer bulduğu bir şeyi sevebilmek için de vardır.”
Aşk

“Aşk, yaşamın süsü değil, varoluşun anlamına düşülen en asil imzadır; onsuz hayat sürer, fakat özü eksik kalır.”
Aşk

“Aşk yoksa hayat, zamanın içinde gerçekleşen bir olaylar toplamıdır; aşk varsa varoluş, anlam kazanmış bir hakikate dönüşür.”
Aşk
Aşkın Üçüncü Hakikati
İnsan, en çok kendine sakladığı yerde başlar sevmeye;
bir başkasının gözlerinde ararken huzuru,
kendi geçmişinin kapısını aralar farkında olmadan.
Çünkü kalp, aklın unuttuğu şeyleri hatırlar;
bazen bir bakışla,
bazen söylenmemiş bir cümlenin ağırlığıyla.
Sen geldin.
Benim kendim hakkında verdiğim bütün hükümler
birer birer anlamını yitirdi.
Asla yapmam dediğim şeyleri düşündüm,
asla hissedemem dediğim duygulara yakalandım.
Meğer insanın kendine güveni,
henüz sınanmamış bir ihtimalden ibaretmiş.
Seni sevmek,
içimde bir bahçe bulmak değildi yalnızca;
toprağın altında yıllardır bekleyen
köklerle yüzleşmekti.
Hangi korkunun çocukluğumdan kaldığını,
hangi suskunluğun gurur diye büyütüldüğünü,
hangi özlemin kendini aşk sanarak
kalbime yerleştiğini anlamaktı.
Bir ara seni kaybetmekten korktum.
Öyle çok korktum ki
seni özgür bir insan olarak görmeyi unuttum.
Sevgimin içine endişelerimi karıştırdım,
yakınlığımıza beklentilerimi,
geleceğimize geçmişimin gölgesini…
Sonra kendime sordum:
Bir insanı sevmek,
onun hayatında vazgeçilmez olmak mıdır?
Yoksa vazgeçilebileceğini bilirken bile
sevilmeye layık bir yakınlık kurabilmek mi?
Cevap, kalbimin en sessiz yerinden geldi:
Hiç kimse, başka birinin yaralarını
kendi varlığıyla sonsuza dek kapatamaz.
Ve hiçbir aşk,
bir insanın bütün eksikliklerini giderme borcunu
başka bir insana yükleyemez.
İşte o gün değişti sana bakışım.
Seni artık korkularımın karşısına dikilmiş
bir kurtuluş gibi görmüyorum.
Sen benim tamamlanmam değilsin;
kendi bütünlüğünle yanı başımda duran
başka bir evrensin.
Ben de sana sığınmak için değil,
seninle aynı hakikate yürümek için geliyorum.
Kendimi gizlemeden,
seni değiştirmeye kalkışmadan,
geçmişimi kader, arzumu haklılık saymadan…
Çünkü tutku, insanı ateşleyebilir;
ama ateşin aydınlatmasıyla yakması
aynı şey değildir.
Vicdan, sevginin önüne çekilmiş bir duvar değil,
ona yön veren ahlaki bir ufuktur.
Aklın sorguladığı yerde kalp derinleşir;
kalbin taşkınlaştığı yerde insan
kendi sorumluluğunu hatırlamak zorundadır.
Belki aşkın en büyük sırrı budur:
Bir başkasını sevmek,
kendi içindeki karanlığı ona devretmek değil;
o karanlığı tanıyıp
onunla başkasını incitmeden yaşayabilmektir.
Şimdi sana daha sakin,
ama daha derin bir yerden bakıyorum.
Sana ait olmayan acıları üstüne bırakmadan,
sana ait olmayan bir geleceği vaat etmeden…
Seni seçiyorum;
çünkü seni seçmek zorunda değilim.
Ve bu seçimin kıymeti,
başka bir ihtimalin bulunmamasından değil,
bütün ihtimaller içinde
sana özgürce yönelmemden doğuyor.
Çünkü aşkın üç hakikati vardır:
Arzu, bizi birbirimize yaklaştırır;
vicdan, birbirimize ne yapmamamız gerektiğini öğretir;
özgürlük ise bütün bunların içinde
birbirimizi yeniden seçebilmemizi sağlar.
Ve insan, ancak o zaman anlar:
Aşkın en büyük zaferi bir kalbi kazanmak değil,
iki insanın birbirinin hayatında
hem derin bir anlam hem de özgür bir irade
olarak kalabilmesidir.
Aşk

Sen geldin.
Benim kendim hakkında verdiğim bütün hükümler
birer birer anlamını yitirdi.
Asla yapmam dediğim şeyleri düşündüm,
asla hissedemem dediğim duygulara yakalandım.
Meğer insanın kendine güveni,
henüz sınanmamış bir ihtimalden ibaretmiş.
Aşk

Seni sevmek,
içimde bir bahçe bulmak değildi yalnızca;
toprağın altında yıllardır bekleyen
köklerle yüzleşmekti.
Hangi korkunun çocukluğumdan kaldığını,
hangi suskunluğun gurur diye büyütüldüğünü,
hangi özlemin kendini aşk sanarak
kalbime yerleştiğini anlamaktı.
Aşk

Aşkın üç hakikati vardır:
Arzu, bizi birbirimize yaklaştırır;
vicdan, birbirimize ne yapmamamız gerektiğini öğretir;
özgürlük ise bütün bunların içinde
birbirimizi yeniden seçebilmemizi sağlar.
Ve insan, ancak o zaman anlar:
Aşkın en büyük zaferi bir kalbi kazanmak değil,
iki insanın birbirinin hayatında
hem derin bir anlam hem de özgür bir irade
olarak kalabilmesidir.
Aşk

“Arzu aşkı başlatır, vicdan onu yüceltir, özgürlük ona hakikat kazandırır. Zira aşk, bir kalbi fethetmek değil; iki özgür iradenin birbirinde kalmayı her gün yeniden seçmesidir.”
Aşk

“Arzu aşkı başlatır, vicdan onu yüceltir, özgürlük ona hakikat kazandırır. Zira aşk, bir kalbi fethetmek değil; iki özgür iradenin birbirinde kalmayı her gün yeniden seçmesidir.”
Aşk

Aşkın üç hakikati vardır: Arzu iki kalbi birbirine çağırır, vicdan o yakınlığa erdem kazandırır, özgürlük ise sevgiyi bir mecburiyetten iradeye dönüştürür. Çünkü aşkın en yüce zaferi, bir kalbe sahip olmak değil; iki insanın, birbirini kaybetme ihtimaline rağmen, özgürce birbirini seçmeye devam etmesidir.
Aşk
İnsanın Kalbindeki Gizli Oda
İnsan, kendine anlattığı hikâyelerin toplamı mıdır,
yoksa kimse görmezken sakladığı hakikatlerin mi?
Seni sevmeden önce
bu sorunun cevabını bildiğimi sanıyordum.
Kendime bir karakter seçmiş,
duygularıma sınırlar çizmiş,
hangi koşulda ne yapacağıma
çoktan karar vermiştim.
Sonra sen geldin;
ve ben, kendim hakkındaki bilgimin
ne kadar eksik olduğunu öğrendim.
Bir bakışın, yıllardır kapalı duran
bir odanın anahtarı olabileceğini kim söylerdi?
İçinde unutulmuş korkular,
adı değiştirilmiş özlemler,
sevgi kılığına girmiş beklentiler…
Meğer kalbin bazı odaları
insan kendini tanıdığını sandığı için kapalı kalırmış.
Sana yaklaştıkça seni değil,
kendimde senden önce var olanı da gördüm.
Bir gün kaybedilme korkusunu sevgi sandım,
bir başka gün susmayı olgunluk,
vazgeçememeyi sadakat…
Oysa insan, kendi duygularına
yalnızca yoğun oldukları için inanırsa
yanılgılarını da kutsallaştırabilir.
Ben seni istedim.
Bu, kalbimin hakikatiydi.
Fakat seni istememin
her davranışımı haklı kılmadığını
öğrenmem gerekti.
Çünkü arzu, bir kapıyı açabilir
ama o kapıdan nasıl geçileceğini söylemez.
Vicdan, isteğin önüne düşman gibi dikilmez;
isteğin başka bir insanın dünyasında
neye dönüşeceğini sorar.
Ve özgürlük…
Özgürlük, seni kaybetmeye razı olmak değildi yalnızca;
seni kendi korkularımın içine hapsetmemekti.
Beni sevmeni beklerken
seçme hakkını elinden almamak,
yanımda kalmanı isterken
kalmanın anlamını korumaktı.
Şimdi biliyorum:
Bir insanı tanımak,
onun bütün sırlarını öğrenmek değildir.
Bazen en derin tanışıklık,
karşındakinin henüz çözemediği yanlarına
sabırla ve saygıyla yer açabilmektir.
Benim de çözülmemiş taraflarım var.
Kendime bile açıklayamadığım çelişkilerim,
geçmişten taşıdığım ihtiyatlarım,
geleceğe dair fazla erken verdiğim sözlerim…
Sana bunları kusursuzluk diye sunmuyorum.
Sadece senden saklamadan,
seni sorumlusu ilan etmeden
onlarla yüzleşmeyi seçiyorum.
Çünkü aşk, iki insanın yarasız olması değil;
yaralarını birbirine karşı bir silaha çevirmemesidir.
Birbirini tamamlamak zorunda kalmadan
birbirinin hayatını derinleştirebilmesidir.
Ve belki insanın kalbindeki en gizli oda,
ne arzunun ne korkunun ne de pişmanlığın bulunduğu yerdir;
bütün bunlara rağmen
başkasının özgürlüğünü tanıyabildiği yerdir.
Orada sana bir taç vermiyorum,
kendime de bir taht kurmuyorum.
İki ayrı insan olarak duruyoruz;
ne sen benim eksikliğimin çaresisin
ne ben senin hayatının sahibi.
Yalnızca birbirimize dönüyoruz,
her dönüşte daha bilinçli,
her seçimde daha özgür…
Çünkü aşkın olgunluğu,
bir insanı kendine bağlayabilmenin gücünde değil;
onu özgür bir iradeyle sevebilmenin erdemindedir.
Ve gerçek kavuşma, iki hayatın birleşip tek olması değil,
iki ayrı hayatın birbirinde
özgürlüğünü kaybetmeden anlam bulmasıdır.
Aşk

Sonra sen geldin;
ve ben, kendim hakkındaki bilgimin
ne kadar eksik olduğunu öğrendim.
Bir bakışın, yıllardır kapalı duran
bir odanın anahtarı olabileceğini kim söylerdi?
İçinde unutulmuş korkular,
adı değiştirilmiş özlemler,
sevgi kılığına girmiş beklentiler…
Meğer kalbin bazı odaları
insan kendini tanıdığını sandığı için kapalı kalırmış.
Aşk

Aşkın olgunluğu,
bir insanı kendine bağlayabilmenin gücünde değil;
onu özgür bir iradeyle sevebilmenin erdemindedir.
Ve gerçek kavuşma, iki hayatın birleşip tek olması değil,
iki ayrı hayatın birbirinde
özgürlüğünü kaybetmeden anlam bulmasıdır.
Aşk

Belki insanın kalbindeki en gizli oda,
ne arzunun ne korkunun ne de pişmanlığın bulunduğu yerdir;
bütün bunlara rağmen
başkasının özgürlüğünü tanıyabildiği yerdir.
Orada sana bir taç vermiyorum,
kendime de bir taht kurmuyorum.
İki ayrı insan olarak duruyoruz;
ne sen benim eksikliğimin çaresisin
ne ben senin hayatının sahibi.
Yalnızca birbirimize dönüyoruz,
her dönüşte daha bilinçli,
her seçimde daha özgür…
Aşk

Aşk, iki insanın yarasız olması değil;
yaralarını birbirine karşı bir silaha çevirmemesidir.
Birbirini tamamlamak zorunda kalmadan
birbirinin hayatını derinleştirebilmesidir.
Aşk

Seni istiyordum,
ama istemekle hak kazanmanın
aynı şey olmadığını
senin gözlerinde öğrendim.
Bir insanın kalbine girmek,
kapısını kırabilecek kadar güçlü olmak değil,
o kapı açılmadığında
bekleyebilecek kadar erdemli olmaktı.
Aşk

Belki de bu yüzden
bazı insanlar birbirlerine kavuşunca değil,
birbirlerinin yaralarını
silaha dönüştürmekten vazgeçince severler
gerçekten.
Ve eğer bir gün
bütün korkularımızdan arınmış olarak
aynı denize bakabilirsek,
geçmişimizi inkâr etmeden,
birbirimizi değiştirmeye çalışmadan…
Elini tutarım.
Bu kez seni kaybetmemek için değil,
yanımda kalmak istediğin için.
Çünkü ben artık biliyorum:
Arzu, aşkı başlatabilir.
Vicdan, aşkı insanlaştırır.
Özgürlük ise ona
sonsuzluğa benzeyen o tek şeyi verir:
İki insanın, birbirine mecbur olmadan
birbirini yeniden seçmesi.
Aşk

Bazı insanlar birbirlerine kavuşunca değil,
birbirlerinin yaralarını
silaha dönüştürmekten vazgeçince severler
gerçekten.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 13.10.2026 23:36:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!