Aşk Ekim 13 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7550

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Ekim 13

Eğer bir gün
aynı yolda yürüyemezsek
sana duyduğum sevginin
bütün anlamını tek bir sona teslim etmeyeceğim.
Aşk
İnsanın kalbi
yalnızca kavuşmakla değil,
yaşadığını doğru anlamakla da büyür.
Aşk

Sonsuzluk dediğimiz şey
birlikte geçirilen yılların sayısı değil,
birbirimizin hayatında açtığımız
anlamın derinliğidir.
Aşk
Aşkın Bittiği Yerde Zaman Başlamaz
Sana bir ömür vaat etmek istemiyorum.
Ömür dediğin,
insanın kendi iradesiyle bile
sonuna kadar yönetemediği
uzun bir ihtimal.
Ben sana daha zor bir şey söylemek istiyorum:
Değiştiğimiz günlerde de
birbirimizi yeniden tanımaya çalışalım.
Çünkü aşkın ilk yanılgısı
insanın sevdiği kişiyi
zamanın dışında sanmasıdır.
Oysa yüzler değişir,
düşünceler başka kıyılara varır,
bir zamanlar bizi birbirimize yaklaştıran
aynı cümleler
yıllar sonra aramıza mesafe koyabilir.
Bunu bilerek seviyorum seni.
Seni hiç değişmeyecek bir hatıraya
dönüştürmek istemiyorum.
Dün sevdiğim insanın görüntüsünü
bugünün üzerine kapatmak istemiyorum.
Her gün yeniden karşılaşmak istiyorum seninle;
bazen tanıdık,
bazen şaşırtıcı,
bazen de kendime itiraf etmekte zorlandığım
yeni bir hakikat olarak.
Çünkü insan,
sevdiğini anlamaktan vazgeçtiği gün
onu tanıdığını sanmaya başlayabilir.
Ve belki ayrılıklar
her zaman sevgisizlikten doğmaz.
Bazen iki insan
birbirini severken bile
aynı hayatın içinde
başka yönlere büyür.
Bazen söylenmeyen bir cümle
söylenen bin sözden ağırlaşır.
Bazen kalmak,
gitmekten daha fazla cesaret ister.
Bazen gitmekse
bir zamanlar sevdiğin şeyi inkâr etmek değil,
ona artık zarar vermemeyi seçmektir.
Bunları düşününce korkuyorum.
Ama korkumun üzerine
sana sonsuzluk sözü vermiyorum.
Sonsuzluğu ölçemediğim için değil;
ölçemediğim bir şeyi
sana borç gibi sunmak istemediğim için.
Benim sana verebileceğim şey
zamanın üzerinde bir egemenlik değil,
zamanın içinde dürüstçe bulunma iradesidir.
Birlikte gülebilmek,
yanlışımızı kabul edebilmek,
birbirimizi değiştirmeden
birbirimize dokunabilmek…
Ve bir gün hayat
bizi hiç düşünmediğimiz bir eşiğe getirirse
geçmişimizi bir silaha dönüştürmeden
ne yaşadığımıza bakabilmek.
Çünkü bir aşkın sona ermesi,
onun hiç yaşanmadığını kanıtlamaz.
Bir kapının kapanması
ardında kalan odanın
hiç var olmadığı anlamına gelmez.
Ama geçmişin değerli olması da
geleceği ona mahkûm etmemizi gerektirmez.
İşte bu yüzden
seni ne kaybetme korkusuyla tutmak
ne de bir gün bitebilir diye
bugünden eksik sevmek istiyorum.
Sana ait olmayan yarınları
bugünden sahiplenmeden,
bugünün gerçekliğini
yarının güvencesine bağlamadan…
Seni seçmek istiyorum.
Bir zorunluluk gibi değil,
her şeyi bilen bir kaderin emri gibi hiç değil.
Bilmediğim ihtimallerin karşısında
kendi irademle verdiğim
canlı, bilinçli bir karar gibi.
Ve eğer bir gün
aynı yolda yürüyemezsek
sana duyduğum sevginin
bütün anlamını tek bir sona teslim etmeyeceğim.
Çünkü insanın kalbi
yalnızca kavuşmakla değil,
yaşadığını doğru anlamakla da büyür.
Belki aşkın en büyük sınavı
sonsuz sürmesi değildir.
Belki asıl mesele,
sınırlı bir ömrün içinde
birbirimize ne kadar hakikatle
yer açabildiğimizdir.
Şimdi elini tutuyorum.
Geleceği bildiğim için değil,
bilmediğim hâlde
bu anı seninle yaşamayı seçtiğim için.
Çünkü hiçbir aşk, zamanı yenmek zorunda değildir; bazen bir ömre sığan tek bir hakikat, sonsuzluk iddiasından daha değerlidir.
Ve sevgilim,
ben sana sonsuzluğu vaat etmiyorum.
Sana,
zamanın bizi değiştirebileceğini bilerek
her değişimde birbirimizi yeniden görmeye
cesaret edebilen bir aşk vaat ediyorum.
Belki sonsuzluk dediğimiz şey
birlikte geçirilen yılların sayısı değil,
birbirimizin hayatında açtığımız
anlamın derinliğidir.
Aşk

İnsan, en çok kendine sakladığı yerde yaralanır;
en derin sırlarını başkasının gözlerinde arar.
Bir yanımız sevilmek için masumiyetini korur,
öteki yanımız, sevilmek uğruna
kendi hakikatini bile inkâr eder.
Aşk
Kalbin İtiraf Etmediği Suç
İnsan, en çok kendine sakladığı yerde yaralanır;
en derin sırlarını başkasının gözlerinde arar.
Bir yanımız sevilmek için masumiyetini korur,
öteki yanımız, sevilmek uğruna
kendi hakikatini bile inkâr eder.
Ben seni sevdiğimde
hangi yanım konuşuyordu, bilmiyordum:
Çocukluğundan kalma bir eksiklik mi,
geçmişin hesabını kapatmak isteyen bir kalp mi,
yoksa bütün kuralları sorgulayan
özgür bir insanın cesareti mi?
Sen, içimdeki bütün kapıları açtın;
ardından gördüklerimden ben bile ürktüm.
Meğer insanın karanlığı,
ışığın yokluğundan değil,
kendine söyleyemediği gerçeklerden doğarmış.
Sana yaklaşırken kendimden uzaklaştığım oldu;
seni kaybetmemek için
kendime yabancılaştığım da…
Oysa sevgi, bir başkasının kalbinde yer bulmak adına
kendi varlığından vazgeçmek değildi.
Bunu geç öğrendim.
Çünkü arzu, bazen haklılığını tutkudan alır;
vicdan, bazen suskunluğunu merhamet sanır.
İnsan, kendi yalanına inandığında
en ağır hükmü bile özgürlük zanneder.
Sana karşı işlediğim en büyük günah
seni sevmek değildi belki;
seni, içimdeki boşlukları tamamlamakla görevlendirmekti.
Bir insanı sevmekle
onu kendi yaralarının ilacı sanmak arasındaki
o ince çizgiyi geç fark ettim.
Şimdi biliyorum:
Her yakınlık masum değildir,
her uzaklık ihanet sayılmaz.
Bazen kalmak korkunun,
gitmek ise hakikatin başka adıdır.
Yine de seni suçlamıyorum.
İnsan, kendi içindeki mahkemede
hem tanık hem sanık olabiliyor;
üstelik hükmü vermeden önce
kendini ne kadar az tanıdığını unutuyor.
Ben seni hâlâ seviyorsam,
bu kez senden kendimi kurtarmanı beklemeden;
ne geçmişimi sana yükleyerek
ne geleceğimi senin ellerine bırakarak…
Yalnızca seni, sen olduğun için seçerek.
Çünkü aşkın gerçek sınavı,
kalbin ne kadar ileri gidebildiği değil;
tutkunun ortasında bile
başkasının özgürlüğünü ve kendi hakikatini
koruyabilecek kadar insan kalabilmektir.
Aşk

Her yakınlık masum değildir,
her uzaklık ihanet sayılmaz.
Bazen kalmak korkunun,
gitmek ise hakikatin başka adıdır.
Aşk
Kalbin İtiraf Etmediği Suç
İnsan, en çok kendine sakladığı yerde yaralanır;
en derin sırlarını başkasının gözlerinde arar.
Bir yanımız sevilmek için masumiyetini korur,
öteki yanımız, sevilmek uğruna
kendi hakikatini bile inkâr eder.
Ben seni sevdiğimde
hangi yanım konuşuyordu, bilmiyordum:
Çocukluğundan kalma bir eksiklik mi,
geçmişin hesabını kapatmak isteyen bir kalp mi,
yoksa bütün kuralları sorgulayan
özgür bir insanın cesareti mi?
Sen, içimdeki bütün kapıları açtın;
ardından gördüklerimden ben bile ürktüm.
Meğer insanın karanlığı,
ışığın yokluğundan değil,
kendine söyleyemediği gerçeklerden doğarmış.
Sana yaklaşırken kendimden uzaklaştığım oldu;
seni kaybetmemek için
kendime yabancılaştığım da…
Oysa sevgi, bir başkasının kalbinde yer bulmak adına
kendi varlığından vazgeçmek değildi.
Bunu geç öğrendim.
Çünkü arzu, bazen haklılığını tutkudan alır;
vicdan, bazen suskunluğunu merhamet sanır.
İnsan, kendi yalanına inandığında
en ağır hükmü bile özgürlük zanneder.
Sana karşı işlediğim en büyük günah
seni sevmek değildi belki;
seni, içimdeki boşlukları tamamlamakla görevlendirmekti.
Bir insanı sevmekle
onu kendi yaralarının ilacı sanmak arasındaki
o ince çizgiyi geç fark ettim.
Şimdi biliyorum:
Her yakınlık masum değildir,
her uzaklık ihanet sayılmaz.
Bazen kalmak korkunun,
gitmek ise hakikatin başka adıdır.
Yine de seni suçlamıyorum.
İnsan, kendi içindeki mahkemede
hem tanık hem sanık olabiliyor;
üstelik hükmü vermeden önce
kendini ne kadar az tanıdığını unutuyor.
Ben seni hâlâ seviyorsam,
bu kez senden kendimi kurtarmanı beklemeden;
ne geçmişimi sana yükleyerek
ne geleceğimi senin ellerine bırakarak…
Yalnızca seni, sen olduğun için seçerek.
Çünkü aşkın gerçek sınavı,
kalbin ne kadar ileri gidebildiği değil;
tutkunun ortasında bile
başkasının özgürlüğünü ve kendi hakikatini
koruyabilecek kadar insan kalabilmektir.
Aşk

Sana artık bir kurtuluş sözü vermiyorum.
Ben de kurtarılmayı bekleyen
kusursuz bir hikâye değilim.
Yanlışlarımın sorumluluğunu sana yüklemeden,
eksiklerimi senin varlığınla örtmeden,
seni bir ihtiyaçtan daha fazlası olarak sevmeyi öğreniyorum.
Aşk

Sen benim tamamlanmam değilsin;
benim dışımda da var olan,
kendi hakikatine, kendi iradesine sahip
eşsiz bir insansın.
Aşk
Sana Söyleyemediğim Ben
Seni sevmeden önce
kendimi tanıdığımı sanıyordum;
insan, kendi içinde hiç açılmamış kapılar varken
nasıl bu kadar emin olabiliyor kendinden?
Sen geldin,
bir bakışınla geçmişimi yerinden oynattın.
Unuttuğumu sandığım ne varsa
hatıralarımın karanlığından çıkıp
bugünkü yüzüme yerleşti.
Meğer bazı insanlar
hayatımıza mutluluk getirmekten önce
mutluluğu neden hak etmediğimizi düşündüren
eski inançlarımızı ortaya çıkarırmış.
Ben seni sevdim;
ama sevgimin içinde korkularım da vardı.
Seni kaybetmekten korkarken
seni olduğun gibi görmeyi unuttuğum anlar…
Sana yaklaşmak isterken
kendi içimde ördüğüm duvarlara çarptığım geceler…
İnsan bazen sevdiğini değil,
onun yanında dönüşebileceği kişiyi özlermiş.
Bazen bir kalbe değil,
o kalbin kendisine unutturacağını sandığı geçmişe bağlanırmış.
İşte orada başlıyor aşkın en zor sorusu:
Seni mi seviyorum,
yoksa senin yanında
kendimden kaçabilmeyi mi?
Bu soruyu sana soramadım.
Çünkü cevabın beni terk etmesinden değil,
kendi içimde sakladığım insanı
bana geri vermesinden korktum.
Sonra anladım;
birinin yaralarını bilmek,
onu iyileştirme hakkını vermez insana.
Birinin sırlarını öğrenmek,
kalbinin sahibi olmak değildir.
Sevgi, başkasının geçmişine hükmetmek değil,
geçmişinin onu bütünüyle tanımlamasına
izin vermeyecek kadar adil olmaktır.
Sana artık bir kurtuluş sözü vermiyorum.
Ben de kurtarılmayı bekleyen
kusursuz bir hikâye değilim.
Yanlışlarımın sorumluluğunu sana yüklemeden,
eksiklerimi senin varlığınla örtmeden,
seni bir ihtiyaçtan daha fazlası olarak sevmeyi öğreniyorum.
Çünkü sen benim tamamlanmam değilsin;
benim dışımda da var olan,
kendi hakikatine, kendi iradesine sahip
eşsiz bir insansın.
Ve belki aşkın en olgun hâli,
iki insanın birbirinde kaybolması değil;
birbirlerinin yanında
kendilerini inkâr etmeden yakınlaşabilmesidir.
Şimdi kalbimde üç renk taşıyorum:
Seni bana yaklaştıran arzu,
kendimle yüzleştiren vicdan,
seni özgür bırakmayı öğreten hakikat…
Üçü de senden bir şey aldı,
üçü de bana kendimden bir şey gösterdi.
Ve nihayet öğrendim:
Aşkın en büyük günahı sevmek değil;
bir insanı, kendi içimizdeki boşluğa mahkûm etmektir.
En büyük erdemiyse
onu kaybetme ihtimaline rağmen
özgürlüğüne saygı duyabilmektir.
Aşk

Sen geldin,
bir bakışınla geçmişimi yerinden oynattın.
Unuttuğumu sandığım ne varsa
hatıralarımın karanlığından çıkıp
bugünkü yüzüme yerleşti.
Aşk

Meğer bazı insanlar
hayatımıza mutluluk getirmekten önce
mutluluğu neden hak etmediğimizi düşündüren
eski inançlarımızı ortaya çıkarırmış.
Aşk

Ben seni sevdim;
ama sevgimin içinde korkularım da vardı.
Seni kaybetmekten korkarken
seni olduğun gibi görmeyi unuttuğum anlar…
Sana yaklaşmak isterken
kendi içimde ördüğüm duvarlara çarptığım geceler…
Aşk

İnsan bazen sevdiğini değil,
onun yanında dönüşebileceği kişiyi özlermiş.
Bazen bir kalbe değil,
o kalbin kendisine unutturacağını sandığı geçmişe bağlanırmış.
İşte orada başlıyor aşkın en zor sorusu:
Seni mi seviyorum,
yoksa senin yanında
kendimden kaçabilmeyi mi?
Bu soruyu sana soramadım.
Çünkü cevabın beni terk etmesinden değil,
kendi içimde sakladığım insanı
bana geri vermesinden korktum.
Aşk

Aşkın en olgun hâli,
iki insanın birbirinde kaybolması değil;
birbirlerinin yanında
kendilerini inkâr etmeden yakınlaşabilmesidir.
Aşk

Şimdi kalbimde üç renk taşıyorum:
Seni bana yaklaştıran arzu,
kendimle yüzleştiren vicdan,
seni özgür bırakmayı öğreten hakikat…
Üçü de senden bir şey aldı,
üçü de bana kendimden bir şey gösterdi.
Ve nihayet öğrendim:
Aşkın en büyük günahı sevmek değil;
bir insanı, kendi içimizdeki boşluğa mahkûm etmektir.
En büyük erdemiyse
onu kaybetme ihtimaline rağmen
özgürlüğüne saygı duyabilmektir.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 11.10.2026 21:38:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!