Ben seni sevmeden önce
sevilmenin ne demek olduğunu bilmiyordum.
Birinin kalışına inanmak için
önce gidişlerinden korkmamayı öğrenmek gerekiyormuş.
Aşk
Camın Ardındaki Aşk
Ben seni sevmeden önce sevilmenin ne demek olduğunu bilmiyordum. Birinin kalışına inanmak için önce gidişlerinden korkmamayı öğrenmek gerekiyormuş.
Çocukluğumdan kalma bir sessizlik vardı içimde, kimse duymadı. Gülüşlerimin arkasına sakladığım küçük bir insan, her gece aynı soruyu soruyordu kendine: Bir gün beni de hiçbir şart koymadan severler mi?
Sonra sen geldin.
Ben sana bir sevgili gibi değil, yıllardır kapısı çalınmamış bir ev gibi açıldım. İçeride eski kırgınlıklar, yarım kalmış cümleler, dokunulmaya değil, anlaşılmaya muhtaç bir kalbin bütün dağınıklığı vardı.
Sen hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadın. Yalnızca yanımda kaldın.
Ve ben ilk kez anladım: İnsan bazen birinin kollarında değil, onun yanında kendisi olmaktan korkmadığında güvende hissedermiş.
Sana âşık olmak, geçmişimi unutmak değildi; geçmişimin artık geleceğime hükmetmesine izin vermemekti.
Çünkü aşk, iki yaralı insanın birbirini iyileştirmek zorunda kalması değil, iyileşirken birbirlerine eşlik edebilmesiydi.
Ben seni bir kurtarıcı sanmadım. Sen de beni kurtarılmayı bekleyen biri yapmadın. Elimi tuttun; ama hangi yoldan yürüyeceğime benim karar vermeme izin verdin.
İşte o gün kalbimin penceresindeki buğu dağıldı.
Dışarıda hayat vardı, yağmur vardı, birbirine yetişmeye çalışan insanlar ve hâlâ gerçekleşebileceğine inandığım o eski, güzel ihtimal…
Vuslat.
Artık senden bir ömürlük güven istemiyorum; her gün, özgür iradenle yeniden seçtiğin bir sevgiyi istiyorum.
Çünkü sonsuzluk, iki insanın hiç değişmemesi değildir. Bütün değişimlerine rağmen birbirlerini yeniden tanımaya razı olmalarıdır.
Ve sevgilim, eğer bir gün gözlerime baktığında orada geçmişimin gölgelerini görürsen, onlardan korkma.
Ben artık o gölgelerden ibaret değilim.
Bir zamanlar camın arkasından hayatı seyreden o insan, şimdi seninle aynı yağmurun altında yürüyor.
Ne sen benim eksik yarımsın ne de ben senin tamamlanmayı bekleyen hikâyen.
Biz, birbirine mecbur iki yalnızlık değil; yalnız kalabilme özgürlüğüne rağmen birbirinin yanında olmayı seçen iki ayrı bütünüz.
Ve belki aşkın en sessiz mucizesi budur:
İnsanın, ilk kez bir başkasını severken kendinden vazgeçmek zorunda kalmaması…
Çünkü gerçek vuslat, bir kalbe sığınmak değil; iki kalbin de kendine ait bir gökyüzü varken aynı ufka bakabilmesidir.
Aşk
Ben seni bir kurtarıcı sanmadım.
Sen de beni kurtarılmayı bekleyen biri yapmadın.
Elimi tuttun;
ama hangi yoldan yürüyeceğime
benim karar vermeme izin verdin.
Aşk
Kadınların Aşkı
Bazı kadınlar çok güzel sever, ama sevgileri hiçbir fotoğrafa sığmaz. Bir adamın yorgunluğunu sesinden anlar, üzüldüğünü gülüşünden, gitmeye hazırlandığını henüz kendisi bile karar vermeden…
Ve kimse bilmez o kadının kaç gecedir kendi kalbini susturarak uyuduğunu.
Çünkü ona küçükken öğretilmiştir: Sevilmek için anlayışlı olmalı, terk edilmemek için susmalı, birinin hayatında kalabilmek için kendi hayatından biraz eksiltmelidir.
Büyür kadın. Yaşı ilerler, aklı derinleşir, ama içinde bir çocuk kalır; bir gün birinin ona bakıp hiçbir şey kanıtlamasını istemeden “Sen olduğun hâlinle de değerlisin,” demesini bekler.
Sonra bir adam çıkar karşısına.
Kadın, onun gözlerinde kendisini arar. Adamın sevgisini ölçer, mesajlarının arasındaki boşlukları yorumlar, bir cümlenin sonundaki noktanın bile anlamını değiştirebileceğine inanır.
Oysa bazen bir insanın en büyük yanılgısı, başkasının sevgisini kazanmak için kendisini kaybetmeyi göze almasıdır.
Kadın bunu geç öğrenir.
Bir akşam, penceresine vuran yağmuru dinlerken ilk kez kendisine şu soruyu sorar:
Ben onu gerçekten seviyor muyum, yoksa onun beni sevmesiyle kendimi değerli hissetmeye mi çalışıyorum?
Cevap hemen gelmez. Bazı hakikatler insanın içine bir kapı gibi değil, yıllardır kapalı duran bir pencere gibi açılır.
Ve kadın anlar: Bazen özlediğimiz kişi değil, onun yanında olabileceğimizi sandığımız o güzel ihtimaldir.
Ben seni sevdiğimde, bütün geçmişimi sana anlatmadım. Bazı yaralarımı kelimelere dönüştüremedim. Beni neden sustuğumu anlamanı beklerken suskunluğumun arkasında ne sakladığımı kendim bile bilmiyordum.
Sen de beni anlamak yerine bazen yalnızca haklı olmak istedin.
İkimiz de sevgiden söz ettik, ama sevgiyi birbirimize nasıl hissettireceğimizi her zaman bilemedik.
Çünkü aşk, yalnızca kalbin birine yönelmesi değil; insanın kendi korkularıyla yüzleşirken başkasının kalbini incitmemeyi öğrenmesidir.
Ben artık senin tarafından seçilmek uğruna kendimi eksiltmek istemiyorum.
Beni sevmeni istiyorum, evet. Ama sevgini kazanmak için kendimle arama mesafe koymadan…
Yanında kalmak istiyorum, ama gitmenden korktuğum için değil; kalmanın ikimiz için de güzel olduğuna her gün yeniden inandığım için.
Ve eğer bir gün yollarımız ayrılırsa seni hiç sevmemişim gibi davranmayacağım. Çünkü bir ilişkinin bitmesi, içinde yaşanmış bütün güzellikleri geçersiz kılmaz.
Ben seni severken büyümek istiyorum; küçülerek değil.
Bir gün belki karşıma yeniden çıkarsın.
Saçlarıma sonbaharın rengi düşmüş, yüzümde zamanın öğrettiği bir sükûnet…
Bana baktığında eskiden gözlerinde aradığım cevabı artık kendimde bulduğumu anlarsın.
O zaman sana kızgın olmayacağım. Senden hesap sormayacağım. Yalnızca gülümseyeceğim.
Çünkü bazı karşılaşmalar iki insanı yeniden birleştirmek için değil, bir zamanlar neden ayrıldıklarını nihayet anlayabilmeleri için gerçekleşir.
Ama hâlâ birbirimizi seviyorsak, hâlâ aynı geleceğe inanıyorsak, bu kez başka türlü başlayabiliriz.
Geçmişimizi inkâr etmeden, birbirimizi değiştirmeye çalışmadan, sevgiyi bir borca, sadakati bir korkuya dönüştürmeden…
Seni seçebilirim.
Çünkü artık biliyorum: Bir kadının en büyük zaferi, bir erkeğin vazgeçilmezi olmak değil; sevildiğinde kendini kaybetmemek, sevilmediğinde kendini değersiz sanmamaktır.
Ve aşk…
Aşk, görünmeyen kadınların bir gün görünür olmayı beklemekten vazgeçip kendi hayatlarının merkezine yürüdükleri yerde bambaşka bir anlam kazanır.
Belki de gerçek vuslat budur, sevgilim:
Birinin gözlerinde kendini aramayı bırakıp onun gözlerine, kendini artık tanıyan bir insan olarak bakabilmek…
Çünkü insanın en derin yalnızlığı, sevilmemek değil; sevilebilmek uğruna kendi varlığını sessizce terk etmektir.
Ve en güzel aşk, bir kadının kendinden vazgeçmeden bir başkasına bütün kalbiyle “Evet, seni seviyorum,” diyebildiği yerde başlar.
Aşk
İnsanın en derin yalnızlığı,
sevilmemek değil;
sevilebilmek uğruna kendi varlığını sessizce terk etmesidir.
Aşk
Bazı kadınlar çok güzel sever,
ama sevgileri hiçbir fotoğrafa sığmaz.
Bir adamın yorgunluğunu sesinden anlar,
üzüldüğünü gülüşünden,
gitmeye hazırlandığını
henüz kendisi bile karar vermeden…
Ve kimse bilmez
o kadının kaç gecedir
kendi kalbini susturarak uyuduğunu.
Aşk
Bir kadının en büyük zaferi, bir erkeğin vazgeçilmezi olmak değil; sevildiğinde kendini kaybetmemek, sevilmediğinde kendini değersiz sanmamaktır.
Aşk
En güzel aşk,
bir kadının kendinden vazgeçmeden
bir başkasına bütün kalbiyle
“Evet, seni seviyorum,” diyebildiği yerde başlar.
Aşk
Aşk, görünmeyen kadınların
bir gün görünür olmayı beklemekten vazgeçip
kendi hayatlarının merkezine yürüdükleri yerde
bambaşka bir anlam kazanır.
Belki de gerçek vuslat budur, sevgilim:
Birinin gözlerinde kendini aramayı bırakıp
onun gözlerine,
kendini artık tanıyan bir insan olarak bakabilmek…
Aşk
Bazı karşılaşmalar
iki insanı yeniden birleştirmek için değil,
bir zamanlar neden ayrıldıklarını
nihayet anlayabilmeleri için gerçekleşir.
Ama hâlâ birbirimizi seviyorsak,
hâlâ aynı geleceğe inanıyorsak,
bu kez başka türlü başlayabiliriz.
Geçmişimizi inkâr etmeden,
birbirimizi değiştirmeye çalışmadan,
sevgiyi bir borca,
sadakati bir korkuya dönüştürmeden…
Seni seçebilirim.
Çünkü artık biliyorum:
Bir kadının en büyük zaferi, bir erkeğin vazgeçilmezi olmak değil; sevildiğinde kendini kaybetmemek, sevilmediğinde kendini değersiz sanmamaktır.
Aşk
Bir gün belki karşıma yeniden çıkarsın.
Saçlarıma sonbaharın rengi düşmüş,
yüzümde zamanın öğrettiği bir sükûnet…
Bana baktığında
eskiden gözlerinde aradığım cevabı
artık kendimde bulduğumu anlarsın.
O zaman sana kızgın olmayacağım.
Senden hesap sormayacağım.
Yalnızca gülümseyeceğim.
Çünkü bazı karşılaşmalar
iki insanı yeniden birleştirmek için değil,
bir zamanlar neden ayrıldıklarını
nihayet anlayabilmeleri için gerçekleşir.
Aşk
Sensin o ışık:
Aşkın kendisi,
senin adın "Aşk."
Aşk
Bazı aşklar bir insanı bulmakla, bazıları insanın kendisini bulmasıyla başlar.
Aşk
Görünmeyen Kadınların Kalbinde Bir Adam
Bazı aşklar bir insanı bulmakla, bazıları insanın kendisini bulmasıyla başlar.
Bir kadın vardı; herkes onun ne kadar güçlü olduğunu söylerdi. Kimse, güçlü kalabilmek için kaç kez kendi içinden ağlayarak geçtiğini bilmezdi.
Sabahları hayatın karşısına dimdik çıkardı, akşamlarıysa kalbinin kapısını usulca kapatır, kimsenin duymadığı bir soruyla baş başa kalırdı:
*İnsan, herkese yetmeye çalışırken kendisine ne zaman yetişecekti?*
O, sevmeyi erken öğrenmişti; ama sevilmenin insanı korkutmadan da mümkün olduğunu henüz kimse öğretmemişti ona.
Bir adamı sevdiğinde önce onun mutluluğunu düşündü. Sonra onun suskunluklarını, ardından uzaklaşmalarını, en sonunda da kendi değersizliğinden şüphe etmeye başladı.
Adamın her mesafesinde kendinde bir kusur aradı.
Biraz daha güzel olsa… Biraz daha anlayışlı davransa… Biraz daha az soru sorsa… Belki adam kalırdı.
Oysa insan bazen bir başkasını kaybetmemek için öyle çok şeyden vazgeçer ki bir gün sevdiği kişinin yanında dururken bile kendisini tanıyamaz.
Kadının trajedisi terk edilmek değildi yalnızca; terk edilmemek uğruna kendi varlığını yavaş yavaş terk etmesiydi.
Bir gece adam ona, “Beni neden bu kadar çok seviyorsun?” diye sordu.
Kadın cevap vermedi.
Çünkü bazı soruların cevabı kelimelerde değil, insanın yıllarca sakladığı eksikliklerde gizlidir.
Belki adamın sesinde çocukluğunda duyamadığı şefkati arıyordu. Belki onun kalışını, bir zamanlar kendisini yalnız bırakan bütün insanların gidişine karşı gecikmiş bir zafer sanıyordu.
Belki de aşk dediği şeyin içinde biraz arzu, biraz umut, biraz da nihayet seçilmiş olmanın sevinci vardı.
İnsan kalbi ne tuhaf bir bilmeceydi: Bazen kendisine iyi geleni değil, kendisine tanıdık gelen acıyı seçiyordu.
Çünkü alışılmış bir mutsuzluk, bilinmeyen bir mutluluktan daha güvenli görünebilirdi.
Kadın bunu anladığında adamdan vazgeçmedi hemen.
Önce kendisini anlamaya çalıştı.
İlk defa sevgilisinin kalbini çözmek yerine kendi kalbinin kapısını çaldı.
Ve içeriden bir ses duydu:
*Sen yalnızca sevilmek istemiyorsun. Sen, sevildiğine inanmak için her gün yeniden kanıt aramaktan yoruldun.*
O gece ilk kez ağlarken adamın kendisini teselli etmesini beklemedi.
Kendi acısına yabancı bir kadın gibi değil, yıllardır anlaşılmayı bekleyen bir insan gibi yaklaştı.
Belki iyileşmek tam da buydu: Geçmişin nedenlerini anlayıp geleceğin kararlarını artık geçmişe bırakmamak.
Sonra bir gün adamın karşısına çıktı.
Ne sitem etti ne de kendisini anlatmak için cümlelerini defalarca düzeltti.
“Ben seni seviyorum,” dedi. “Fakat sevgimin içinde kaybolmak istemiyorum.
Seninle bir hayat kurmak istiyorum; ama o hayatın içinde benim de bir yerim olmalı.
Beni seçmeni istiyorum, sana kendimi ispat etmek zorunda kaldığım için değil, birbirimizin özgürlüğüne rağmen aynı geleceği istediğimiz için.
Sana ait olmak değil, seninle birlikte var olmak istiyorum.”
Adam sustu.
Belki ilk kez bir kadının sevgisinin sonsuz bir sabır olmadığını anladı. Belki ilk kez, bir kalbin kırılmadan da sınır çizebileceğini gördü.
Çünkü sevgi her şeye katlanmak değildi. Bazen sevgi, bir ilişkinin devam edebilmesi için iki insanın da kendisiyle yüzleşmesini gerektirirdi.
Adam elini uzattı.
Kadın elini tuttu.
Ama bu kez birinin kendisini kurtarmasını bekleyen korkmuş bir çocuk gibi değil; sevmeyi de sevilmeyi de özgürce seçebilen bir kadın olarak…
O günden sonra her şey kusursuz olmadı.
Yine tartıştılar. Yine birbirlerini anlamakta zorlandılar. Bazen geçmişin gölgeleri bugünün ışığına karıştı.
Ama artık kadın, her sessizliği terk edilmek, her anlaşmazlığı sevgisizlik, her uzaklığı kendi yetersizliği saymıyordu.
Adam da sevmenin yalnızca bir kadını istemek değil, onun iç dünyasına saygı duymak, korkularını küçümsememek ve kendi davranışlarının sorumluluğunu almak olduğunu öğrendi.
Birbirlerini değiştirmeye değil, birbirlerini tanımaya başladılar.
Ve aşk, ilk defa ikisinin de omuzlarından bir yükü kaldırdı.
Çünkü gerçek yakınlık, iki insanın bütün yaralarını birbirine emanet etmesi değil; yaralarını birbirine silah yapmadan aynı hayatın içinde yürüyebilmesiydi.
Yıllar sonra kadın, bir sonbahar akşamı adamın omzuna başını yasladı.
Dışarıda yağmur yağıyordu.
Adam, “Mutlu musun?” diye sordu.
Kadın gülümsedi.
“Evet,” dedi. “Çünkü artık senin beni sevdiğinden şüphe etmediğim için değil yalnızca… Seni severken kendimden de şüphe etmiyorum.”
Ve adam o an anladı: Bir kadının kalbinde yer edinmek başka, o kalbin kendisine güvenle açılabileceği bir insan olmak başkaydı.
Aşkın olgunluğu, bir insanın hayatında vazgeçilmez olmakta değil; onun yanında, kendi varlığından vazgeçmeden kalabileceği bir dünya kurabilmektedir.
Belki de görünmeyen kadınların en büyük hikâyesi buydu:
Bir gün bir adamın kendilerini fark etmesini beklemekten vazgeçmeleri… Kendi içlerinde yıllardır bekleyen kadını görmeleri… Ve sonunda, sevilmenin bir lütuf değil, karşılıklı emek, saygı ve özgürlükle büyüyen bir bağ olduğunu anlamaları.
Çünkü bir kadın, ancak bir adamın kalbine girdiğinde değil, kendi kalbinden çıkmayı bıraktığında da aşka kavuşabilir.
Ve iki insan birbirini hem özgürce seçebiliyor hem de bu seçimin sorumluluğunu taşıyabiliyorsa…
İşte o zaman aşk, birbirinin eksikliğini kapatmaya çalışan iki insanın hikâyesi olmaktan çıkar; iki ayrı dünyanın, birbirini yok etmeden aynı sonsuzluğa açıldığı bir hayata dönüşür.
Aşk
Belki de görünmeyen kadınların en büyük hikâyesi:
Bir gün bir adamın kendilerini fark etmesini beklemekten vazgeçmeleri… Kendi içlerinde yıllardır bekleyen kadını görmeleri… Ve sonunda, sevilmenin bir lütuf değil, karşılıklı emek, saygı ve özgürlükle büyüyen bir bağ olduğunu anlamaları.
Aşk
Aşkın olgunluğu, bir insanın hayatında vazgeçilmez olmakta değil; onun yanında, kendi varlığından vazgeçmeden kalabileceği bir dünya kurabilmektedir.
Aşk
Bir kadının kalbinde yer edinmek başka,
o kalbin kendisine güvenle açılabileceği bir insan olmak başkadır.
Aşk
Kayıt Tarihi : 14.10.2026 07:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!