Aşk Ekim 11 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7548

ŞİİR


71

TAKİPÇİ

Aşk Ekim 11

Kendimden Kaçarken Sana Ayıldım
Ben sana gelmeden önce
kendimden uzaklaşmanın yollarını biliyordum.
Bir günü ötekine ekliyor,
her sabah aynı yabancıyla uyanıyor,
içimdeki boşluğu
başka şeylerin gürültüsüyle örtüyordum.
İnsan bazen mutsuzluğunu bile alışkanlık edinir;
çünkü bildiği acı,
bilmediği mutluluktan daha az korkutucudur.
Benim de kendime göre kaçışlarım vardı.
Yarım bırakılmış kararlarım,
unutulmasını istediğim cümlelerim,
gece olunca büyüyen pişmanlıklarım…
Sonra sen çıktın karşıma.
Bana kurtuluş vaat etmedin.
Geçmişimi temize çekmedin,
yanlışlarımı güzel kelimelerle örtmedin.
Yalnızca gözlerimin içine baktın;
sanki hâlâ orada
daha iyi bir insan olma ihtimalim vardı.
İşte o an korktum.
Çünkü insanı bazen karanlık değil,
aydınlıkta görünür hâle gelmek ürkütür.
Karanlıkta kendine bahaneler bulabilirsin;
seni gerçekten gören birinin yanında
bahanelerin sesini kaybeder.
Seni sevmek kolay değildi.
Önce kendime yalan söylemeyi bırakmam gerekti.
Sana verdiğim sözlerden önce
kendime verdiğim sözleri hatırlamam,
seni incitmemek için
kendi dağınıklığımla hesaplaşmam gerekti.
Anladım ki aşk,
bir insanın gelip bütün yaralarını kapatması değil;
onun varlığıyla
yaralarını başkasına açılan bir kapı olmaktan çıkarmaktır.
Benim için bir zamanlar mutluluk,
hiçbir şey hissetmemekti.
Şimdi biliyorum:
Acıdan kaçmakla iyileşmek
aynı şey değildir.
Seni sevmek beni kusursuz yapmadı.
Ama kusurlarımı kaderim sanmaktan vazgeçirdi.
Artık sana yaslanarak değil,
kendi ayaklarım üzerinde durarak
yanında yürümek istiyorum.
Çünkü seni bir sığınak gibi kullanırsam
bir gün kendi korkularımla birlikte
senin kapına da dayanırım.
Oysa ben sana yükümü bırakmaya değil,
yükümü taşımayı öğrenmiş biri olarak
elini tutmaya geliyorum.
Sevgilim,
insanın kendine dönmesi
bazen uzun bir yolculuktur.
Ben o yolun bütün virajlarını geçmedim;
hâlâ tökezliyorum,
hâlâ geçmişin sesini duyuyorum.
Ama artık her düşüşü
kendime dönüşün sonu saymıyorum.
Çünkü sen bana
nasıl kurtarılacağımı değil,
kendi hayatım için
nasıl sorumluluk alacağımı hatırlattın.
Ve bir gün sana,
hiçbir şeyden kaçmadan,
kendimden utanmadan,
seni kaybetme korkusuyla seni incitmeden
bakabilirsem…
İşte o gün
sana gerçekten yaklaşmış olacağım.
Çünkü aşk, insanın bir başkasında sarhoş olması değil;
onun yanında, kendine ayık bir gözle bakmayı öğrenmesidir.
Aşk

Bir gün sana,
hiçbir şeyden kaçmadan,
kendimden utanmadan,
seni kaybetme korkusuyla seni incitmeden
bakabilirsem…
İşte o gün
sana gerçekten yaklaşmış olacağım.
Aşk

Benim de kendime göre kaçışlarım vardı.
Yarım bırakılmış kararlarım,
unutulmasını istediğim cümlelerim,
gece olunca büyüyen pişmanlıklarım…
Aşk
Şehir, Öğle Vakti Ve Sen
Saat on ikiyi biraz geçiyordu.
Bir adam kaldırımda durup
cebindeki parayı yeniden saydı.
Bir kadın, vitrindeki elbiseye bakarken
kendi hayatından bir şey hatırladı.
Bir çocuk annesinin elini çekiştirdi;
dünya, onun için henüz
büyüklere ait bir hayal kırıklığı değildi.
Şehir işine devam ediyordu.
Dolmuşlar doluyor,
esnaf kepenklerin önünde bekliyor,
insanlar birbirlerinin omuzlarına çarparak
kendi yalnızlıklarına yetişiyordu.
Ben seni o gün düşündüm.
Öyle birdenbire değil;
sanki zihnimde uzun zamandır duran
bir eşya yerinden oynadı da
altından sen çıktın.
İnsan, birini ne zaman sevmeye başlar?
İlk karşılaşmada mı,
bir bakışın içinde kendine yer bulduğunda mı,
yoksa bir gün kalabalığın ortasında
onun yokluğunu
herkesin varlığından daha gerçek hissettiğinde mi?
Bilmiyorum.
Ama seni düşündüğüm o öğle vakti
şehir başka bir şehir olmadı;
ben, şehre başka türlü bakmaya başladım.
Bir simitçinin yüzündeki yorgunlukta
senin hiç tanımadığım bir gününü,
otobüs camındaki buğuda
birlikte sustuğumuz akşamları,
kaldırımın kenarında açmış küçücük bir çiçekte
geleceğin hâlâ mümkün olduğunu gördüm.
Meğer insan sevince
dünya güzelleşmiyormuş yalnızca;
dünyanın güzelliğini fark etmeye
daha çok sorumluluk duyuyormuş.
Çünkü senin yaşadığın bir şehirde
başka insanların acısına kayıtsız kalmak
sana duyduğum sevginin
yarısını bile anlayamamakmış.
Ben seni,
bana ait bir mutluluk olduğun için değil,
benden bağımsız bir hayatın
bütün gerçekliğiyle var olduğun için sevdim.
Kendi düşüncelerin,
kendi suskunlukların,
benden önce kurulmuş hayallerin vardı.
Seni sevmek,
o hayallerin üzerine kendi adımı yazmak değildi;
senin dünyana gireceksem
orada misafir olmayı öğrenmekti.
Belki de aşkın en zor tarafı buydu:
Bir insanı kendine yaklaştırırken
onu kendinden ibaret kılmamak.
Öğle ilerledi.
Bir adam aradığı otobüsü kaçırdı.
Bir kadın telefonuna bakıp gülümsedi.
Bir çocuk ağlamayı bıraktı.
Hayat, kimsenin büyük anlamlar yüklemesini beklemeden
küçük olaylarla kendini sürdürdü.
Ben de yürümeye başladım.
Sana doğru mu,
kendime doğru mu,
henüz bilmiyordum.
Belki ikisi aynı yolun
iki ayrı ihtimaliydi.
Şimdi düşünüyorum da,
bir insanın hayatına girmek
onun bütün sorularını cevaplamak değildir.
Bazen yalnızca yanında durursun;
cevabı olmayan sorularına rağmen,
değişen günlere rağmen,
dünyanın bütün aceleciliğine rağmen…
Ve o insan,
senin yanında kendi hayatını yaşamaya
biraz daha cesaret eder.
İşte ben böyle bir aşk istiyorum.
Beni senden başka biri yapmayan,
ama seninle birlikte
daha iyi biri olma ihtimalimi büyüten.
Ne zamanı durduran
ne de dünyayı unutturan…
Dünyanın ortasında,
bütün eksikleri ve bütün gürültüsüyle
hayata katılmayı öğreten.
Saat öğleden sonrayı gösteriyordu.
Şehir hâlâ aynı şehirdi.
Ama ben artık biliyordum:
Aşk, iki insanın kalabalıktan kaçıp kendilerine bir dünya kurması değil; dünyanın bütün kalabalığına rağmen birbirlerinin insan kalabilme ihtimalini korumasıdır.
Aşk

Saat on ikiyi biraz geçiyordu.
Bir adam kaldırımda durup
cebindeki parayı yeniden saydı.
Bir kadın, vitrindeki elbiseye bakarken
kendi hayatından bir şey hatırladı.
Bir çocuk annesinin elini çekiştirdi;
dünya, onun için henüz
büyüklere ait bir hayal kırıklığı değildi.
Şehir işine devam ediyordu.
Dolmuşlar doluyor,
esnaf kepenklerin önünde bekliyor,
insanlar birbirlerinin omuzlarına çarparak
kendi yalnızlıklarına yetişiyordu.
Ben seni o gün düşündüm.
Öyle birdenbire değil;
sanki zihnimde uzun zamandır duran
bir eşya yerinden oynadı da
altından sen çıktın.
Aşk

Ben seni,
bana ait bir mutluluk olduğun için değil,
benden bağımsız bir hayatın
bütün gerçekliğiyle var olduğun için sevdim.
Kendi düşüncelerin,
kendi suskunlukların,
benden önce kurulmuş hayallerin vardı.
Seni sevmek,
o hayallerin üzerine kendi adımı yazmak değildi;
senin dünyana gireceksem
orada misafir olmayı öğrenmekti.
Belki de aşkın en zor tarafı buydu:
Bir insanı kendine yaklaştırırken
onu kendinden ibaret kılmamak.
Aşk

Saat on ikiyi biraz geçiyordu.
Bir adam kaldırımda durup
cebindeki parayı yeniden saydı.
Bir kadın, vitrindeki elbiseye bakarken
kendi hayatından bir şey hatırladı.
Bir çocuk annesinin elini çekiştirdi;
dünya, onun için henüz
büyüklere ait bir hayal kırıklığı değildi.
Şehir işine devam ediyordu.
Dolmuşlar doluyor,
esnaf kepenklerin önünde bekliyor,
insanlar birbirlerinin omuzlarına çarparak
kendi yalnızlıklarına yetişiyordu.
Ben seni o gün düşündüm.
Öyle birdenbire değil;
sanki zihnimde uzun zamandır duran
bir eşya yerinden oynadı da
altından sen çıktın.
Aşk

İnsan, birini ne zaman sevmeye başlar?
İlk karşılaşmada mı,
bir bakışın içinde kendine yer bulduğunda mı,
yoksa bir gün kalabalığın ortasında
onun yokluğunu
herkesin varlığından daha gerçek hissettiğinde mi?
Aşk

Meğer insan sevince
dünya güzelleşmiyormuş yalnızca;
dünyanın güzelliğini fark etmeye
daha çok sorumluluk duyuyormuş.
Aşk

Ben seni,
bana ait bir mutluluk olduğun için değil,
benden bağımsız bir hayatın
bütün gerçekliğiyle var olduğun için sevdim.
Aşk

Seni düşündüğüm o öğle vakti
şehir başka bir şehir olmadı;
ben, şehre başka türlü bakmaya başladım.
Bir simitçinin yüzündeki yorgunlukta
senin hiç tanımadığım bir gününü,
otobüs camındaki buğuda
birlikte sustuğumuz akşamları,
kaldırımın kenarında açmış küçücük bir çiçekte
geleceğin hâlâ mümkün olduğunu gördüm.
Aşk

Sana baktım.
Dünya, bütün kesinliklerini
biraz olsun gevşetti.
Daha önce doğru bildiğim şeyler
soruya dönüştü;
uzak sandığım yollar
birbirine yaklaştı.
Aşk

Ben seni severken
çocukluğumun yarım kalmış cümlelerini,
gençliğimin acele kararlarını,
kendime bile itiraf etmediğim korkularımı
yeniden gördüm.
Aşk
Deniz, Hatıra ve Senin Mavinde
Bazı insanlar hayatımıza gelir,
bazılarıysa çok daha önce gelmiştir;
biz henüz kendimizi tanımazken
içimizde bir yer edinmişlerdir.
Seninle karşılaştığımda
bunu nereden bildiğimi anlayamadım.
Belki çocukluğumun bir öğleden sonrasında
denize bakarken kurduğum hayaldeydin.
Belki henüz adını bilmediğim bir özlemin
yıllarca sakladığı ihtimaldin.
Belki de hafıza,
yaşadıklarımızı değil,
bir gün anlayacağımız şeyleri de
kendi karanlığında bekletiyordu.
Sana baktım.
Dünya, bütün kesinliklerini
biraz olsun gevşetti.
Daha önce doğru bildiğim şeyler
soruya dönüştü;
uzak sandığım yollar
birbirine yaklaştı.
Anladım ki insan,
büyümekle geçmişinden kurtulmuyor.
Yalnızca geçmişini
başka türlü okuyabilecek bir akla kavuşuyor.
Ben seni severken
çocukluğumun yarım kalmış cümlelerini,
gençliğimin acele kararlarını,
kendime bile itiraf etmediğim korkularımı
yeniden gördüm.
Aşk, geçmişi değiştirmiyordu;
ama geçmişin geleceğim üzerindeki
hükmünü değiştirebiliyordu.
İşte bu yüzden
seni bir hatıraya dönüştürmekten korktum.
Çünkü hatıralar bazen
insanın sevdiği kişiyi korumak için
onun yerine başka birini yaratır.
Gerçek insanın yerine
kusursuz bir görüntü koyar;
sonra da o görüntünün
hiç değişmemesine aşk der.
Oysa sen değişiyordun.
Ben de.
Deniz bile aynı kalmıyordu;
aynı kıyıya her gelişinde
başka bir ışığı, başka bir rüzgârı
beraberinde getiriyordu.
Öyleyse neden
senden hep aynı kalmanı isteyeyim?
Seni sevmek,
dünün içindeki seni bugüne hapsetmek değil;
bugün yeniden tanımaya cesaret etmekti.
Bir gün uzaklaşsak bile
bizi var eden şeyin
yalnızca yan yana geçirdiğimiz zaman
olmadığını bilmekti.
Çünkü bazı bağlar
mesafeyi yok etmez;
mesafenin ne anlama geldiğini değiştirir.
Ve ben seninle
birbirimize ait olmayı değil,
birbirimizi seçmeyi öğrendim.
Aitlik bazen sınır çizer;
seçimse her gün yeniden sorar:
Bugün de burada mısın?
Bugün de kendin olarak kalabiliyor musun?
Bugün de benimle yürümeyi
özgürlüğünden vazgeçmeden istiyor musun?
Benim cevabım hâlâ aynı:
Evet.
Ama bu evet,
geleceğin bana borçlu olduğu
bir mutluluk değil.
Belirsizliğe rağmen verilen,
değişimi inkâr etmeyen,
başkasının iradesini
kendi arzusuna indirmeyen
bilinçli bir evet.
Şimdi denize bakıyorum.
Mavi, kıyıda bitiyor gibi görünüyor;
oysa biten deniz değil,
gözlerimin onu takip edebilme gücü.
Belki aşk da böyledir.
Bir insanın içinde
ne kadar derine inebileceğimizi
asla bütünüyle bilemeyiz.
Yine de kıyısında durur,
sorularımızı yanımıza alır
ve her defasında yeniden bakarız.
Çünkü aşk, bir insanın bütün sırlarını çözmek değil; onun çözülemeyen yanlarına rağmen, gerçeğini sevmekten vazgeçmemektir.
Ve sevgilim,
eğer bir gün bana
seni neden sevdiğimi sorarsan,
sana çocukluğumdan, denizden, zamandan
ya da kaderden söz etmeyeceğim.
Yalnızca şunu söyleyeceğim:
Seninle tanışınca
dünya ilk kez başlamadı.
Ama ben,
dünyayı ilk kez
yeniden düşünmeye başladım.
Aşk

Ve eğer bir gün
bütün anılarımız silinirse,
zaman adlarımızı birbirinden ayırırsa,
dünya bizi iki yabancıya dönüştürürse…
Seni yeniden tanımayı isterim.
Aynı kıyıda,
başka bir mevsimde,
başka bir hayatın başlangıcında…
Çünkü bazı aşklar
bir ömrün içine sığmaz,
bir ömür onların yalnızca
ilk hatırlayışıdır.
Belki de aşk, iki insanın birbirine kavuşması değil; evrenin, iki ayrı bilinçte kendini yeniden keşfetmesidir.
Ve ben,
seni sevmeyi öğrendiğim günden beri
dünyaya yalnızca bakmıyorum.
Onu,
senin de içinde yaşadığın
bir ihtimal olarak görüyorum.
Aşk

Sen geldin.
Dünyanın bütün saatleri
aynı anda çalışmaya başladı içimde.
Geçmiş, geleceğe bir mektup yazdı;
çocukluğum, henüz yaşamadığım günleri
senin adınla hatırladı.
Ve anladım:
Bazı karşılaşmalar yaşanmaz yalnızca,
insanın bütün hayatını
geriye dönüp yeniden yazdırır.
Aşk

Aşk, iki insanın birbirini bulması mı,
yoksa insanın, bir başkasında
kendi varoluşuna yeni bir anlam vermesi mi?
Aşk

Belki de aşk, iki insanın birbirine kavuşması değil; evrenin, iki ayrı bilinçte kendini yeniden keşfetmesidir.
Aşk

Eğer bir gün
bütün anılarımız silinirse,
zaman adlarımızı birbirinden ayırırsa,
dünya bizi iki yabancıya dönüştürürse…
Seni yeniden tanımayı isterim.
Aynı kıyıda,
başka bir mevsimde,
başka bir hayatın başlangıcında…
Çünkü bazı aşklar
bir ömrün içine sığmaz,
bir ömür onların yalnızca
ilk hatırlayışıdır.
Aşk

İnsan bir başkasını severken
kendisiyle de karşılaşırmış.
Sende cesaretimi gördüm,
ama korkularımı da.
Sana gösterdiğim yüzümün arkasında
yıllardır kimseye açmadığım odalar vardı.
Sen o odaları zorla açmadın.
Kapılarının önünde bekledin.
Belki de bu yüzden
sana duyduğum şey
alıştığım bütün duygulardan farklıydı.
Çünkü bazı insanlar
içimizdeki karanlığı aydınlatmak ister;
bazılarıysa karanlığımızın da
bize ait olduğunu kabul eder.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 10.10.2026 19:49:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!