dün akşam üstü
vaktin sırası karışmıştı uykuya
kuruduğunda gözler
gelmesene yanıma
neydi öyle fanilandaki kaba nakışlar
sen örmezdin öyle hiç, neyse
ayaklarım çiy düşmüş çimenlerde
ekmek kokusu geliyordu uzaklardan
pazen giymiş kadın cam siliyordu
savruluyordu perdesi, inceden inceden
sabah güneşi parlıyordu pencereden
yosun kokusu geliyordu
bu efsunkâr halin sende kaldıkça
kurtuluş yok bana ey sevgili bu cihanda
hesap verirken olacak mısın yanımda
hayır, tek tek çıkacağız huzura
toprağımdan kopardın sen, evlattan
ya yüreğimden al kendin elini
ya da gel yüreğime otur sevgili
inme yüreğime sakın, indiğinde
bulamayacaksın beni hem de seni
kiralık asla değil mülkiyeti senin
daha ufacıktık,
tefeciktik
otobüs durağı ve penceren
arada sille yolu
ortada bir direk
bir sağ, bir sol
sende kalsın gözlerim
bakmayacağım her yere
sende kalsın ellerim
dokunmayacağım
nefesimi al, gönder
Kuş sesi bozuyor sessizliği yine bu sabah
Kumrular sesleniyor yine yalnız başlarına
Serin esen dağ rüzgarı doluyor yalnızlığa
Kimi uyku keyfinde, kimi uyanıyor güne
Yine uyanıyor gün, umuda ya da hüsrana
adımlıyorum,
parke taşları sıralanmış
birbiri ardınca
gölgem peşim sıra
görünüşte bir şey yok …
kırda çatlayan, toprak
bugün dümdüz sarı bir tarla gönlüm
bir yeşil yaprak dünden öykülerim
çay kokusu geldi birden
ve bir de aklıma sen
yine rüzgar okşuyor yaprakları
bir kuş ötüyor sanki
o kadar gül gördü bülbülü olmayan
konmadı tomurcuklarına bile
- oysa uçan bir kelebek gönlüm -
ikindi güneşinde gördü yüzünü tomurcukken
uçamazken bile kondu kelebek gibi çocukken…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!