sen vefasız sevgili,
ben işgüzar gafil,
gelemiyorsan eğer
dinle,
beni dinle,
etrafa bak, gülümse …
Kurusun diye asılırdı çamaşırlar tavana
bakardım ben hiç durmadan havana
Yoktu balkonu bahçesi o evin
çiçekler penceresinde sokağı sümbül
açmazdı bir türlü saksıda o gül
bir sen vardın
bir ben
bir de mehmet
kıskandı melek
gel hadi, sen de gel dedik
gidiyorsun,
gidiyorsun benim sol yanımdan
nasıl yaşarım sol yanım olmadan
değmedim oysa elimi bile yüzüne
söylemedim kötü bir şey de özüne
aydınlatıyordu odamızı o gün
guruptan kaçan
tembel güneşin ışıkları ...
gözlerinden sızan,
yolunu şaşırıp gözüme çarpan ışıklardı,
siluetin
hep söyledim sana:
“The elephant in the room”
ama sen sustun da sustun,
ben konuştukça…
ve
bir kez kaçar uçurtması, sonra gökyüzüne küser insan…
ne yokuşumu sevdin ne inişimi
hep burun kıvırdın düzüme
talkımı sürdün zannettiğin yaralarına
elmasımı vurdun dağlarıma
soğuttun meşenin közünü bağlarımda,
yaktın özümü, ellerini ısıttın zemheride
Uçurtmamı vurdular anne!
Gökyüzüne saldılar
Uzanamam anne!
Bulutların üstüne koydular
Bugün yağmur yağar mı anne?
Neden vermiştir Tanrı Yakup'a
Kardeşlerinin kuyuya attığı Yusuf'u?
Çünkü bütün umudunu Tanrı'ya bağlamıştır Yakup
Ve O saraya sultan oldu
kapanınca kucağı üşür biraz insan
karlar yağınca da dağına biraz büyür insan
mahbube de gidince,
küçük kıyamet çökmüştür üstüne
tutunca anne elinden, düşünde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!