Bu gün gidiyorsun eylül
Güle güle.
Hep gitmiştin zaten
Hoşça kal eylül,
Güzel manzaralara karşı yürüyordu insanlar.Uzun zamandır görmediğimiz,tanıyıpta çıkaramadığımız insanlar geçiyorlardı yollardan.
Bir yol kenarında karşılaştık birisiyle.Hem de çocukluk arkadaşımdı Yasin.Ayaküstü konuştuk ordan burdan.Birden moralim bozuldu.Heryeri kırışmıştı Yasinin.Ne kadar yaşlanmışsın demek geldi içimden.Söyleyemedim.Çünkü bu kendi kendime yaşlandığımın itiraf sayılırdı.
Ayrılırken arkasından uzun uzun baktım Yasinin.Aslında Yasine bakmamıştım.Düşündümde kendi kendime bakıyor,Yasin de kendimi sorguluyordum.
Eve gidince hemen aynaya bakacağım dedim,bende Yasin gibi yaşlanmışmıydım?
Bu düşünce yedi bitirdi beni.Hızlı hızlı yürüyerek yolu bitirdim.Doğruca aynaya baktım.Yalan söylemez aynalar derler ya.Bir yalan buldum kendime.Yasinden ben daha genç'tim.Ne iyi geldi bu yalan bana,ne kadar rahatladım.Üzgünüm senin için Yasin, hor kullanmışsın vucudunu diye söylendim.
Birden içimden bir ses,bir de Yasini dinlesen dedi,neler söylüyor şimdi.Ona göre ben yaşlanmışım.Sen öyle san yasin,ben böyle kabul edeyim.Yoksa ben nerelere gideyim.Hoşca kal Yasin,sen çok yaşa.Ha şöyle, bende uzun yaşayayım.
Hoş görünür uzaktan her şey
Hızla geçerken hızlı trenlerle
Hoş görünür yağmur ve kar
Hoş görünür ağaçlar kırlar
Kalbi kırık insanlar, gülmeyen suratlar, düşünceli sıfatlar,kararsız insanlar.
Yaşama sevincinin buharlaştığı, yaşamanın zorlaştığı, hayallerin hep kaçtığı bir dünya.
Ayakta kalma ile ölme arasında gidip, gelme. Öleyim diyince ölememe, Kendinden uzaklaşma
Hiç bir şeyden zevk almama, yaşamı anlamsız kılma
Çocuksu heyecanlar,yaşama sevinci ve hayat, sende coşku ile başlar.
Sevilme hissi ve aşklar,işte gençlik çağları, başka bir dünya başlar.
Bu topraklarda özgürlüğün bedelini
Canlarıyla ödeyen vatan insanlarının,şehit ve gazilerimizin sayesinde yaşıyoruz.Ölümlere
Koşar adım "bir gül bahçesine"girercesine giden bu insanlarımız olmasa bu gün hürriyetin nefesini içimizde hissetmemiz mümkün değildi.
İnsanın vatanına kendisini feda etmesi ancak
Henüz on yedi yaşındaydı. Badem ağaçlarının çiçekleri gibi savruluyordu sağa sola. Bahar ne demekti? Ta kendisiydi hürü kız baharın. Bir sevdiği vardı henüz diyemediği, bir derdi vardı baş edemediği hürü kızın. Lakin bilirdi hürü kız, dert ve dermanın Allahtan geldiğini.
Ağır hastaydı ablası, ağlasa gözyaşları akmıyor, çukur gamzelerine doluyordu oluk oluk hürü kızın. Kara gözlü elif abla, sana bir şey olmasın diye dualar ediyordu. Bir gün gitti Çukurova’ya hürü kız. Ablasına bakacaktı, İyi edip dönecekti evine.
Ne bilirdi evlenmeden iki çocuklu ana olacağını, ne bilirdi Çukurova’da kalacağını. Ne bilirdi elif kız, ablasına kuma olacağını.
Yataktan kalkmak çok zordu.Sağ sola dönerek yatağının içinde oyalandı.Birde, güzel bir yağmur yağiyordu dışarıda.
--Kalkmam gerek dedi,Hüseyin çavuş.Kalkması gerekti aslınsa.Evde beş horanta ekmek beklerdi.Ezan sesi duyuldu ardından.Sabahları ezan sesi ne güzel etkiliyordu.Kalktı,bir abdest aldı Hüseyin çavuş,namazını eda ederken,neler diledi Allahtan bilinmezdi.Ama kul,mutlaka çalışmalıydı,çalışmayana Allah vemezdi
Giyindi,Yağmurdan korunmak için.Eline birde şemsiye aldı.Artık gitme zamanıydı,yol uzak ve iş hüseyin çavuşu beklerdi.
Ha bire yağmur hışımla yağıyordu.Yağmurdan korunarak,demirci dükkanına doğru yol aldı Bu gün yol çok uzak gelmişti Hüseyin çavuşa.Birazda yorulmuştu,karnı zil çalıyor,yiyecek bir şeyler arıyordu.Hava alacakaranliktı,sabaha az kalmıştı.Bir ekmek aldı fırından,ne kadarda sıcaktı.Mis gibi ekmek kokuyordu burnuna.Bir ısırdı,bir daha ısırdı,ekmeginin ucundan.Ah yanında bir de çay olsaydı.Aklında çay,elinde ekmekle iş yerine yaklaştı.Karşıdan karşıya geçecekti,Hüseyin çavuş.Acı bir fren sesi caddeyi inletti.
Bir sonbahar hüznü düştü içime
İnsan neyler can evinden gidince
Yaprak yaprak toplanmıştın ve yine
Dökülüyor insan yaprak misali.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!