Küçüklüğümde dünyayı adımlamayı seven, ele avuca sığmaz, haşarı bir çocuktum. Kendi içimde sessiz sakin, dışarıya karşı alabildiğine meraklıydım. Belki de evin ilk erkek çocuğu olmanın getirdiği o ayrıcalıktan ve üzerimdeki o garip ağırlıktandı bu hâlim. Büyüklerin bana hep yabancı gelen, o yaşta bir türlü anlam veremediğim ayrı bir ilgisi, ayrı bir telaşı vardı. Hayatın bana yetişemediği, sokakların bana dar geldiği zamanlardı.
Annemse attığım her adımda ardımdan bakan şefkatli bir çift göz gibiydi. Kıyamazdı bana ama bitmek bilmeyen yaramazlıklarıma da kapı eşiğinden savurduğu meşhur terlikleriyle karşılık verirdi. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini elbette bilmiyordum. Çocukluk dediğin biraz da dünyayı büyüklerin gözlerinden habersiz yaşamaktır zaten.
İnsan büyüdükçe kabuk değiştiriyor, bambaşka biri olup çıkıyor belki. Ama ruhu hep o ilk çocukluk hislerine, o sokağın tozuna özlem duyuyor. Kim bilir, belki de yaşlanmak dediğimiz şey, o masum duyguları bir ömür boyu nafile yere arayıp durmaktan ibarettir.
Büyüdükçe bazı şeyleri daha derinden fark etmeye başlıyorsun. Hayatın içinde roller değişiyor. Dün yanı başında durup başını şefkatle okşayan o sıcacık kalplerin birer birer çekilip gidişini çaresizce izliyorsun. “Kimler geldi, kimler geçti” derler ya, işte öyle… Sevinçler kadar hüzünler de insanı usul usul pişiriyor, hayata hazırlıyor.
Gençlik yıllarım ise bambaşka bir coşku doluydu. Alabildiğine neşeliydim. Arkadaşlarımla sokakları birbirine katar, kahkahalarla dünyayı unuturduk. Ve o ilk aşklar… Onlar unutulur mu hiç? Çocuksu, samimi, tertemiz bir içtenlikle titrerdi yüreğin. Ne kadar tarifsiz, ne kadar güzel bir duygudur o. Süslü laflarla anlatılmaz; ille de yaşamak gerekir o yangını.
Ardından, o ilk sevdaların getirdiği ilk ayrılıkların acısıyla tanışırsın. Canın yanar, içine bir sızı oturur. Fakat hayat durmaz. Zaman ilerledikçe bu kez üniversite heyecanı sarar dört bir yanını. Bir yandan da içten içe kemiren bir gelecek kaygısı vardır. İnsanın tutkuyla sevdiği bir mesleği yapıp hayatta tutunmasının, başarılı olmasının o kadar da zor olmaması gerektiğini düşünürsün. Geçmişte yaşanan bütün o çocukluk telaşlarını bir süreliğine rafa kaldıran, hatta unutturan yepyeni bir zaman dilimidir bu.
Üstelik gelecekteki bütün hayallerini süsleyecek olan o asıl insanla, ruh eşim dediğin canla da tam orada, o yolların kesiştiği yerde karşılaşırsın. O karşılaşma, hayatın telaşına vurulan en güzel mühür olur. Üniversite koridorlarında filizlenen o bağ, zamanla omuz omuza verilen koca bir hayat mücadelesine dönüşür. İş güç, ekmek kavgası, geleceği inşa etme telaşı derken iki yabancının tek bir çatı altında kurduğu o küçük yuva, fırtınalı denizin en güvenli limanı hâline gelir.
Sokaklarda düşe kalka koşan, dünyayı tek başına adımlamaya çalışan o deli dolu delikanlı gitmiş; sevdiğinin hüznüne siper, yarınına ortak olan olgun bir adama dönüşmüştür. Hayat seni usul usul büyütmüş, başkasına yuva kılacak kadar terbiye etmiştir.
Ve sonra gün gelir, kucağına bir can emanet edilir. İşte o an, zamanın döngüsü önünde saygıyla eğilirsin. Kendi kanından, kendi canından bir çocuğun gözlerinin içine baktığın o ilk saniyede, yıllar önce kapı eşiğinde elinde terlikle bekleyen, arkandan dualar eden annenin o telaşını, o sızısını iliklerine kadar hissedersin. Roller bütünüyle değişmiştir artık. Dün sokaklardan eve dönmek bilmeyen o haşarı çocuk, bugün evin eşiğinde durmuş, adımları tökezlemesin diye ardı ardına bakan o endişeli, o şefkatli çift göz olmuştur. Hayatın bütün o sertliği, bir evladın kokusunda yumuşayıverir.
Şimdi gecenin bu sessiz saatinde, bir fincan kahvenin buğusunda geçmişe bakıyorum. Üniversite bitti, yıllar aktı, meslek yapıldı, koca bir ömür adım adım kuruldu. İnsan değişiyor, olgunlaşıyor, saçlarına aklar düşüyor elbette. Fakat ne kadar yaş alırsam alayım, içimdeki o çocuk hiç kaybolmuyor. Dizleri kabuk bağlayan, sokağın tozunu yutan, annesinin terliğinden kaçarken hayatı yakalayan o haşarı oğlan hâlâ bir yerlerde nefes alıyor.
Aynaya her baktığımda ona göz kırpıyor ve fısıldıyorum: Hayat bizi ne kadar yorsa da, çocukluğumuzun o tertemiz masumiyeti bizimle yaşamaya devam ediyor.
Kayıt Tarihi : 11.09.2026 11:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!