Yaya geçidinde bir çocuk
Yetişkin ablaa! Diye seslendi
Dönüp baktım etrafıma
Benden başka kimse yoktu
Bana mı seslendin? Dedim
Evet abla dedi
kalbim sığmıyor göğüs kafesime
dışardan duyuluyor sesi sanki
kalbimin hızlı atışının aksine
zaman yavaşlıyor
hayra alamet mi ki bu zıtlık
canım yanınca
bir sinyal düşüyor içime
canının yandığını ileten
derin bir nefes çekerken ciğerlerim
aniden tutulup salıverilmeyen
Dağları diyorum
Heybetli sığınağı hani
Yüceliğinden feragat edip
Cüce olsalar olmaz mı
Hatta kağıt kadar incelseler
Katlayıversem hepsini
iç sesim ağıda durmuş
kendi cenazemi yıkıyor
gözyaşlarım
ne doğal afet
ne iş kazası
ne de trafik canavarı
ben konuşurken
bölebilirsin
ama sustuğumda
bölme sevgili
sesim yankı ile döner sana
ah be rüzgâr
neden bu kadar adaletsizsin
evet onlar aynı ortamı paylaşıyor olabilirler
ama sen aynı şiddette esmek zorunda mısın
ağaçların gövdesi iri
şiddetine direnebilirler
içi boş
sayısız cümle kurmak mı
içi dolu
tek bir sözcük vurmak mı
sevdiğinin yüreğine...
hangisi filizlenir
Kayıplarımı yazsam
Sığacak mı ak tenine
Ya da hatalarımı anlatsam
Kınar mısın beni
Güvenmek ihtiyaçtır
Tanrım;
Kapılarını kalemime kapattığın günden beri şiir yazmadım. Şair öl dedin, öldüm... Son yazdığım mı?
O, o sadece bir ağıt... Şiir değil ki. O acı güne saygı duruşu idi. Yüreğimin acıyı vuruşu idi o.
Duvarların arkasında dur ve sakın çıkma dışarı dedin. Sus dedin, yazma dedin. Ev ...