Kırık iklimlerin eşiğinde savrulan soğuk duman
Sürgün adımlarını alıp uzaklaş bu dilsiz şehirden
Çürüyen sarayların gölgesi çökerken yangın yorgunu bağrıma
Rüzgarın kehanetini yüklen de çekil ufkun çorak çizgisinden
Aynalarda buğulanan son hatıranı söküp fırlattım derin uçuruma
Zamanın bakır çanlarında yankılanan o ağır sükut
Unutturur elbet efsunlu gözlerin bıraktığı kanlı izleri
Sarmala karanlığını, gecenin koyu ve zifiri pelerinini giyin
Geçmişin kül kokan koridorlarında arama artık eski mabedi
Varlık ile yokluk arasındaki ince çizgide erisin siluetin
Mühürlü kapıların ardında susar köklü sarmaşıklar
Sana dair her kırıntıyı gömdüm toprağın sabırlı koynuna
Kuşlar bile terk ederken bu ıssız ve viran avluları
Arzunun prangalarını çözüp git sonsuzluğun soğuk koynuna
Bir daha fırtınalar kopmasın bakışlarının sığındığı limanda
Kuytu vadilerde demlenen zehirli bir kevsir gibi aktın
Kurutulmuş güllerin yapraklarında eridi tutkunun efsunlu sesi
Siyah bir yelkenli gibi süzül karanlık denizlerin bağrına
Güneşin kavrulduğu çöllerde aransın kaybolan hürriyetin
Var git şimdi kaderin dumanlı ve geçitsiz patikalarına
Toprağa dokunan her adımın bıraksın ağır bir veda yükü
Kırılan sırların üzerinden süzülen bu serin ve yalınkat gece
Unutuşun kollarında ertelesin vuslatın ebedi sarhoşluğunu
Aradığın fırtınayı başka göklerin mavera mavisinde ara
Küllerimden yükselen bu son çığlıkla çekil ömrümün kıyısından
Unutuşun soğuk ve kuytu avlularında yankılansın adın
Kırık fenerlerin titrek ışığında silinsin kalan gölgen
Karanlığın kalbine gömdüm sönmeyen o eski yangını
Zamanın paslı çarkları dönerken içimdeki mahzende
Arada bir esen sert rüzgar taşısın küllerini uzaklara
Susmuş tellerin ardında inleyen yalnızlığın türküsüdür bu
Bir daha fırtınalar kopmasın adımlarının değdiği yerlerde
Çürüyen sarayların surlarına vurur çaresizliğin dalgası
Avuçlarımda biriken korları bıraktım gecenin enginliğine
Yıldızların söndüğü gök kubbede ara kaybettiğin pusulayı
Siyah yelkenli gemiler çekilirken limanın durgun suyundan
Sırlarla kaplı efsunlu mahzenlerde kilitlenir hatıralar
Bir adak gibi sundum ebedi ayrılığın dumanlı meşalesini
Prangalarından kurtulan hür bir kuş gibi havalan göğe
Var git artık, dilsiz kayaların bağrında sönsün izin
Kapanır zamanın altın yapraklı, ağır kapıları usulca
Toprağın altında saklanan çürük kökler gibi kurur tutku
Bir veda mektubunun yakılmış kenarlarında erir geçmiş
Sonsuz bir uykunun kollarında erirken ruhumun feryadı
Yalnızlığın mağrur tahtında son bulur bu kadim kehanet
Rasimin Gönül Dili
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 16:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!