Ali Osman Yılmaz Şiirleri

827

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Göçmen bir ailenin ortanca oğluyum.Yuvacık/Kocaeli ilinde 68 kuşağının bir üyesi olarak doğdum. O yıllarda, Elazığ D.M.M.Akademisi İnşaat Mühendisliğinde okumaktaydım. O yıllarda üniversite öğrencilerinin karıştığı olaylar nedeniyle tutuklu olduğum ve işkence gördüğüm anlarda yazdığım duygularım 12 mart ve 12 eylül tarafından elimden alındığı için, o yıllara ait anılarım şu anda elimde bulunmamaktadır. Ancak kitaplarımın arasında sayfa sayfa şiirlerim çıkınca, bir arkadaşımın önerisi ile antoloji.com sitesinde yayınladım. Bu hem şiirlerimi bu v ...

Ali Osman Yılmaz

Gece ışıl ışıl parlıyor ortalık
Gökyüzünde dönüp duruyor Ay
Torbasından çıkarıp elleriyle serpiyor
Gökyüzü pırıl pırıl parlayan yıldızlarla doluyor.

Fener gibi ışıldıyor göz kırparak yıldızlar

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Bulutlar sarmıştı her yanı,
Kapkara bir geceydi,
Yağmur, bardaktan boşanırcasına,
Sağnak gibi yağıyordu,
Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
Top,tüfek sesleri,

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Kış uykusunda mıyım neyim?
Aç mıyım,Tok muyum?
Nefes alıyor muyum?
Görüyor mu gözlerim?
Yürüse bacaklarım,
Sana gelir mi?

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Bırakıp giderken düşünme beni
Gönlümde sızın var yalnız değilim
Sensizlikten korkmam eskisi gibi
Kalbimde hüznün var yalnız değilim

Dünyama izinsiz dönme bir daha

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Sev dedi,
Doğa ana,
Yalnız sev,
Yalnızlığı değil,
Doğayı sev,
Doğada ne varsa,

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Neden diye sormayın
Şaşkın şaşkın bakıp doğaya
Siz yaşlanıp eskimekteyken
Nasılda yenilenir doğa
Ve binlece yıldır
Böyle olduğunu

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Sen benim hedefimdin,
Sen benim yolum,
Bir şey söylemiştim sana
Gerçekten küstün mü bana?

Nerde öyle müşteri ki

Devamını Oku
Ali Osman Yılmaz

Uyuyan güneş kentinin üstüne gece ve sessizlik çökmüştü.Zeytin ve Defne koruluklarıyla dolu heybetli tepeler arasındaki evlerin lambaları sönmüştü. Tanrıların evlerinin önünde dev bekçiler gibi dikilen mermer sütunlar gümüş ay ışığıyla yıkanıyordu.
Ruhların uykuya yenik düştüğü o saatlerde büyük rahibin oğlu Nathan titreyen elinde bir meşale taşıyarak iştar tapınağına girdi.Lambaları ve tütsüleri yaktı,kısa süre içinde en uzak köşelere bile mür ve tütsü kokuları yayıldı.Sonra altın ve fildişi kakmalı sunağın önünde diz çöküp sağ elini iştara doğru kaldırdı ve tıkanır gibi bir sesle şöyle haykırdı; ’’’Ey Büyük İştar, Aşk ve Güzellik Tanrıçası, bana merhamet et'de,Ölüm’ün elini,ruhumun senin arzunla seçtiği sevdiğimin,aşkımın üstünden uzak tut.
Ne hekimlerin ilaçları,ne de büyücülerin büyüleri fayda etti.Geriye senin kutsal isteğinden başka bir şey kalmadı.Rehberim ve yardımcımda sensin.Yaralı yüreğime ve acıyla inleyen ruhuma bak da, dualarımı kabul et.
Sevdiğimin yaşamını bana bağışla ki,aşk ayinleriyle sana tapınabileyim ve yaşamımızı ve sevgimizi senin yoluna adayalım.
‘’Büyük rahip Hiramın oğlu hizmetkarın Nathan,eşsiz bir güzeli sevdi ve onu kendine eş olarak seçti.Ama bazı dişi cinler onun güzelliğini ve benim tutkumu kıskanıp ona ölümcül bir hastalık üflediler,şimdi ölümün habercisi kara kanatlarını üstüne germiş,keskin pençelerini açmış,yatağının başında bekliyor.Yalvarırım bize merhamet et.Daha yaz yaşına ulaşmamış bu çiçeği koru’’.
‘’O'' nu Ölümün pençeinden kurtar ki,sana ilahiler söyleyelim, onuruna tütsüler yakalım, sunağında kurbanlar keselim,şişelerini parfümle dolduralım,revakının altını Güller ve menekşelerle süsleyelim.

Devamını Oku