Zamanın gümüş tellerinde çınlayan efsunlu bir fısıltı gibisin
Gecenin lacivert ipeğine dokunur adının o mahrem haresi
Ay ışığının süzüldüğü kuytu vadilerde kanat çırpar ruhum
Bir ceylanın ürkek bakışlarında demlenir içimdeki bu yangın
Oy nazlım, can nazlım, rüzgarın kucağında tutuşur sevdalığım
Gözlerimi kapattığımda başlayan dinmez bir fırtınasın.
Yokluğun, tenime batan binlerce paslı çividir göğsümde.
Ayrılık rüzgarı vurur kimsesiz ve yorgun sol yanıma.
Ben sustukça içimde amansızca büyüyen zehirli yaramsın.
Özledim işte seni, gizleyemiyorum kanayan sensizliği.
Karanlığın kemirdiği bu soğuk ve dilsiz mahzende
Taş duvarların gölgesi çöker üzerime ağır bir yük gibi
Güneşin doğduğu ufuklar çok uzağımda kaldı bu gece
Gök mavisini unuttu gözlerim, tek bir yıldız bile sızmaz içeri
Demir kapıların arkasında zaman kurur, hatıralar sararır usulca
Penceresiz kaldım anne, gökyüzüm bir avuç zifiri karanlık
Kapanan kapıların ardında soldu bütün umut ışıkları,
Masa başında toplanan dostlar kadehlerini gamla doldurdu.
Zamanın çarkı dönerken sensizlikle ağırlaştı salondaki hava,
Gözlerim yollarda kaldı, bir tek senin ayağın basmadı eşiğe.
Kuru dallar baharı bekler gibi bekledi sesini bu hanede,
Loş mahzenlerde boğulan feryatlar büyütüyorum kanayan yüreğimde.
Kırık zincirleri kemiriyor dişlerimdeki bu inatçı sızı.
Göğsüme saplanan kıymıkları hayatın acımadan söküp attım.
Ağlayan bulutları hapsettim kirpiklerimin daracık taş hücresine.
Yıldırımlar düşüyor alnımın çatlayan o hırçın çizgilerine.
Dumanlı bozkırlarda uluyan koca kurdun yenilmez avazıyım.
Zemherinin ayazından sıyrılıp açtım göğsümü.
Yalan kılıfları bıraktım kapının eşiğinde.
Aynaların gösterdiği sahte suretten yoruldum.
Bütün maskeler eridi ayaklarımın altında bugün.
Çırılçıplak bir hakikatle yürüyorum yollarına.
Çökse de üzerime kederin kara mülkü
Ruhumun enkazından sen çıktın gülümseyerek
Kör kandiller sönerken sükûtu bozan zikir
Dağılır içimdeki o zehirli karanlık
Yıkık duvarlar arasından süzülen şafak
Kalbimde sıkışan mutluluk kuruyup ufalandı.
Çıplak bir çığlıkla aralandı zamanın kapısı.
Eğreti tebessümler düştü yorgun yüzüme,
Toprağın altına uzanan köksüz yollar gibiyim.
Yolculuk azıksız başlar bu ıssız sahnede.
Yalnızca gölgem eşlik eder yalınayak adımlarıma.
Zaman denen o kanlı çark, / öğütürken canımızı,
Kefenledik umutları, bir çukurun kıyısında.
Ruhumuzun yarasıdır, bu dostluğun ayasında,
Miras bıraktık kadere, dökülen her kanımızı.
Karanlık sarmış dört yanı, gökyüzü bir kurşun rengi,
Sahte aşklara gebe sahte duygular,
Etrafta rengârenk maskelerle dolaşan o boş yüzler...
Herkesin birbirine benzediği,
Her şeyin anlık, her şeyin tüketmelik olduğu bu çağda;
Kim anlar ki bu göğüs kafesinde yıllarca saklanan o gerçek yangını?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!