Vaner Kayaçelebi Şiirleri - Şair Vaner K ...

Vaner Kayaçelebi

Sevgiyi yaşamamışım meğer, son sevgilim de terk edip gitti. Aslında terk denmez buna, bir çeşit sürgün biçimi… Ya da göç… Belki de yurdundan uzak olmak... Böyle bir şey olsa gerek, terk edilmek. Benim, çok anım oldu. Onun da sanırım, benle anısı yoğundu. Bir bebek kiralayacaktım ona. Sevişmelerimiz saate sığmazdı. Bir tutam nane likörüydü sevişi. Her soluğunda, analitik geometri izleri vardı. Babası, onun hayatında egemenlik biçimiydi. Basardı küfürü, öperdim dudaklarını. Saatlerce onu dinlemek, embesil âşıkların izlenimi sayılırdı. Ben boktan mühürlenmiş “kahpe bir âşıktım” onda. Neden bırakıp gidiyorsun? Ben lise gibi sevmiştim. Tabii ya, tatil anlayışı lazım! Kimileri için tatil, bir sevgilinin apış arasında saatlerce uymaktır. Kimileri için de Eski Yunanistan’ın anıtsal yapılarında, bilinmeyen tarihin izlerinde, renk kavramı yaratıp güneşin batışında uzun uzun işemektir. Çünkü hayat, kendini restore edemiyor. Senden ayrıldığım gün, hayat; toplumda egemen olan kalıpların içinde öylesi mühürleyecek ki beni, kültürel değişim söz konusu olamayacak. Bedenimi dünya varlıklarından koruyacağım. Kalbimi, Akdeniz’in bilinmeyen bir kışında Akdeniz foklarına teslim edeceğim, tabii soyu tükenmemişse. Yumrukla! Öldür! Aslında bunu gözyaşların yapsın! Bendeki son kalanı kuruttum. Hatırlar mısın, dünyaya bakışımızı? Mesela, her gördüğümüz nesnenin altında bir çift göz görmeye çalıştığımızı… Sana her dokunuşumda, bedeninin desenlerinde sıfırlanırdım... Bana göre, “sıfır” çok değerlidir. Yokluğu temsil eder. Yok olanı bulmak, zordur. Var olansa, klişenin en sıkıcı hâlidir. “Kamu hizmetine girmeye müsait sevişme”ydi bizimkisi. Hatırlar mısın, karlı bir havada elinde ÖSS Kılavuzu, geleceğe uzanmaya yol açacak yaşama yolculuk edecektin. Sanırım, akşamüstüydü. Senden delice etkilenen ben, gelecek her türlü tepkiyi hesaplayıp seninle tanışmıştım. Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değil! Yargılı değil! Ön yargılı, hiç değil! Benimle, sen de tanışmak istemiştin. O gece dört ayrı senaryo yazdım. Dört ayrı olaydan ve dört ayrı mekândan bahsettim. Sanırım, Perşembeydi. Bir yaz günüydü. Bir daha buralara gelmeyeceğini, İstanbul’a temelli gideceğini söylediğin o an, bedenime inen ayrılık yeminleri saplanmış ve o yaz soğuktan yüreğim tramvayın altında kalmıştı.

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Hareket vakti geldi, sevgilim!
Gel, dünyaya koşalım beraber
Seni gördüğüm gün dünya tatlı gelmeye başladı
Güneş, aynı güneş değil
Sokaklar, aynı sokak değil
Yeryüzü, yeniden anlam kazandı

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Yıllarca öğrendiklerimden bir hayat tablosu çıkarmaya çalıştım kendime. Yıllarca öğrettiklerim de bir işe yaramadı. Öğrendiğiniz her şeyi çöpe atın ve unutun gitsin. Başın başı olmadığı gibi sonun sonu da yoktur. Genel geçer açıklama şekillerinden kurtulun. Benim doğrum benim doğrumdur ya da benim doğurduğumdur. Ortak hiçbir başlangıç olmadığı gibi ortak bir son da mevcut değildir. Bir dağın tepesinde güneşin doğuşunu seyredin. Güneşin bedeninizi yaktığını… Ve o güneşle irkildiğinizi. Sonra serin bir rüzgârın ruhunuzu okşadığını.
Yıllarca sığ ormanların içinde yolumu bulmaya çalıştım. Hep kaybettim yolumu. Ama yolumu aramaya kalkışmadım. Yeni yol bulmaya çalıştım, kendi yol haritamı kendim oluşturdum. Sığ ormanlarda, sığ sular kadar yolumun gittiği yerdeydi.
Artık öğrendiklerimin bir manası yok. Size öğreteceklerimin de. Bana göre doğru, sana göre yanlış. Bilginin anlamı da bizim manamız kadardır. Bakışımız kadar. Duyuşumuz kadar. Hissedişimiz kadar. Sevgiyi algılayışımız kadar.
Bir yalnızlığın içine düştü mü insan kendine yetmesini öğrenemez. Ama mecburen kendine bir ayna tutar. Aynadaki kendine sarılır. Tıpkı bir sevgiliye sarılır gibi. Tıpkı bir insan masumiyetine sarılır gibi. Kendi içindeki sokaklardan geçer. Hiç bilmediği sokak isimlerini ezberler. Kendi konağı kendi mabedi olur insanın. Yalnızlığın içe dönüşü hiç de masumane değildir. Kirlidir aslında, içinde biriktirdiği gelgitlerle savaşır insanoğlu. İçinde kötüler de yaşar iyiler de. Koca bir anlamsızlık ve anlam arayışları vardır. Görür ki hiçbir şey kendini tanımlamaya yetemez, yetmemeli de.
Bana öğretilen her şeyi unuttum, kendimi de… Yeni yollarım var artık, yepyeni bahçelerim, bahçemde binbir çeşit bitkim ve çiçeklerim. Dağın zirvesinde güneşle sevişiyorum. Rüzgâr en güzel senfonilerini çalıyor.

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

O bakışı alıp cebimin iç astarına sakladım
Bir ihanet fırlattı
O ihaneti alıp kitap rafı yaptım
O gece bir bakış fırlattı
Hiç üzülmedim
Çünkü medcezirdim

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Mezopotamya’da bir aşk tragedyası
Bilinir miydi, aşağı Mısır’da devasal yazgı?
Mısırlı kadınlar Nil Nehri boyunca ağlardı
Sevdayı gömüt yapıp kaybolurlardı, dev nehrin devasal gölgesinde
Mezopotamya, eril kuvvet toplardı
“O daima aldatır! ” Kutsal intikam böyle buyurdu

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Ruhlarımız kirlendikçe temizleniyoruz biz
Aşırı şefkat, bir alın yazısı oluyor
Birçok yapının anlamsızlığı gibi, her şey
Tekdüzelik bile anlamlandırmaya yetmiyor tüm olup bitenleri
Önce, çevren seni yanlış tanımaya başlıyor
Sonra, sen kendini tanıyamayıp bölünüyorsun çoğalmalarında

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Bizde aşk kalıtsaldır, yavrum! Annem kuponlu sevdalara maruz kalmıştı. Nefsinin kanalizasyonunda platformlu aşka caniydi. Ben tabii ki 1997 yılının aşk üçgeninde kesintisiz yokluğa kuzu çevirmiş, bilim kurgu hikâyelerine karşın aşkta ucuza kapatılmıştım. Milimetrelik yalnızlığımda kırmızı şarap, Türkçe yalnızlık senfonisi çalmıştı. Babam kaderciliğin imansızlığına yönelik kemoterapiye yönelmiş, kaybetmenin ilahi rastlantısına inat “the end” yokluğa enjeklenmişti. Hayatım, geçmiş zaman ve gelecek zaman arasında felçli; ruhum İstanbullu kedi kadar bağımsız, evrensel kültür kadar çıkmazdaydı.
Ütopyasızdım
Savrulmuştum
Susturulmuştum
Bağırmalıydım.

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Kendine engel olmaya çalışan bir kar tanesi
Uzayda boşluğunu arayan ot
O günlerden kalan tatlı muamma sözcükleri yok

Etindeki silah kardelen demeti
İçinde biriken vaveyla koça bir volkan,

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

Sevginin kırık gözyaşı vardı
En umulmadık gövdenin titrek birer gülüşüydü
Metronun kalabalığıyla dolaşırdım
Bir Beyoğlu gizlerdin sardunyada
Sevgiydi, aşktı, seni sana getiren; seni sende bitiren
Bir dokunuş

Devamını Oku
Vaner Kayaçelebi

İçime yerleşen depresyonda bir çıkar yol bulmaya çalıştım. Kaçışlar, belki bir köye sürükledi beni. İçimdeki anlamsızlığa bir boyut kat, ey aşk! Kaç eklem varsa, duygularım da yetmiyor sevdamı anlatmaya. Mizantrop sağduyular… Bilimselliğin bir karesinde iltihaplı bir küre… Sevgilim, egolarını düşünüyorum kaç zamandır. Nevrotik çatışmalarına ortak ettiğin gün beni, geleceğimi geçmişimden sıyıramadım, inan bana. Sevdim mi? Belki. Sevdim mi? Düş analizi. Sevdin mi? Beyin cerrahisi şart. Oysa ruhum seks ve saldırganlığa yönelik birincil arzularımdan yoksundu. Bir Gece Vardiyası kitabında Can Babayı anlamak kadar hazımsız ve bulanıktı. “Her aşk yok olmaya mahkûmdur’’ bana demiştin, sevgili çünkü aşktan sonra başlarmış saldırganlık, riyakârlık. Yataktayım. Sen hayatımda şirin bir öfke olarak yerleşince krokime; burnumla oynuyorum, dişlerimi gıcırdatıyorum, hafifçe gaz çıkarıyorum çünkü aşk gazını tutamadığı sürece yakarmış günceyi. Senden bana birkaç söz öbeği kaldı geriye. Renkli olanları yakıyorum, grilerle meşe dallarımı kesiyorum. Hani ben senin gözünün üstüne inen bir yumruk kadar doludizgindim. Ben seni güzel bir denizin boz ve hoyrat dalgalarında görmedim ki! Biliyorum. Bildiğim şey bu aslında, bu aşk edebi sanatlardan yoksun.

Devamını Oku