Hey ahbap, bilir misin sevdanın hikayesini, anlatayım mı?
Söylesene, cümlemin sonu nasıl biter?
Hangi yolda pusulamıza kan damlar?
Bilmezsin, nereden bileceksin ki...
Griye çaldı mı denizin mavisi sende?
Düşen yapraklardan kaç tanesi avcunda öksüz kaldı?
Başım alıp gitsem bu garip diyardan,
Zaman geçmez oldu, durdu be gülüm.
Toprak tene küskün, ruhum ahuzarda,
Can suyum çekildi, kurudu gülüm.
Yokluğunda kor olup tütüyor sevdan,
İlmek ilmek ruhuma işliyor zulüm.
Uyandı gafletten arsız kalemim,
Maziden bir satır yazdı inceden.
Kıyıdan kenardan tuttu ezberim,
Hakkımda kararı bozdu inceden.
Gidenin ardından sustu, bekledi,
Unuttum demişsin ya, sana aşkolsun!
Dumanım hâlâ üzerinde tütüyor.
Titriyor bak, duy serçemin yüreğini;
Toy kurmuş kuşlar halay çekiyor.
Unut diye yazmışsın günlüğe, sana aşk olsun!
Severdik onunla sevmeyi,
Kafamızda ışıklar yanardı, alırdık kalemi kağıdı,
Başlardık yazmaya gündoğarken, seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor,
Papatyaların yapraklarında düşlerimize sığınırdık.
Gülüşünün kılıçtan daha can alıcı olduğunu anlatırdım,
Saplardı göğsüme acımazdı, acıtmazdı hiç.
Gidiyorum! Ay kızıl, gök gri, gün sancı,
Hoşça kal beyaz güvercin, mor sümbül, hoşça kal.
Amansız, zamansız, imansız mavi;
Gidiyorum! Ay kızıl, gök gri, gün sancı.
Tükeniyorum ağır ağır, üşüyorum,
Yol uzun, yol hoyrat, yol can yanığı.
Ben hiç ağlamazdım...
Benim babam da ağlamazdı zaten,
Ama çok güzel gülerdi.
Öyle bir gülerdi ki,
Bağ, bahçe çiçek açardı dört mevsim.
Öyle bir gülerdi ki,
Kasaveti gamda biten tomurcuk,
Dertli dertli öter uçar sığırcık,
Anası tarlaya giden oğulcuk,
Sarar cigarayı çöker bir adam.
Çapası elinde çabası dikmek,
Buğdayı arpayı tarlaya ekmek,
Kapanmamış yaraların üzerine örttüğüm takvimin yaprağındaydı adın,
Bazen bir kadeh, bazen bir şiir, bazen de bir nefes,
Kimi vakitte süslü cümlelerimin sonunda belirirdin,
Yıpranmış bir azap, yıllanmış bir şarap, güzelce bir kadın.
Geceleri karanlığa fısıldardım seni, sabah olmazdı,
Tek bir hatıran küllenmiş közlerin kıvılcımı olurdu,
Bir varmışla başlayan aşklar hiç yokmuş meğer,
Senin yangınların kendineymiş sadece.
Tuzlu bir fıstığın kabuğu gibi dökülüp ziyan olmakmış,
Vuslata gebe kalmakmış Seni Sevmek...
Sabaha küsmekmiş geceleri havanda dövmek,
Kurşuna dizmekmiş bendeki beni.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!