Sevdanın tarifini sorup durdular,
Biliyorum dedim de anlatamadım,
Her taraftan taşlayıp dalım kırdılar,
Yaktı dostun kelamı söze kızgınım...
Şirin'e Ferhat idim dağlardan aştım,
Okul çıkışı kaçardık bizim balıkçıya,
Balıkçı dediysek öyle afilli restoran değil haa!
İsmail Reis'in tablası,
Her yanı salaştan bozma.
Biraz pepelekti bizim kekeç reis,
Doğma büyüme aşk kokuluydu bizim Özlem,
Üstelik elleri de kadife dokuluydu.
Bizim Özlem dediysem öylesine değil, anamın lafı;
Kondururdu Maşallah'ı, gösterirdi tahtını.
Özene bezene yaratmış derdi,
Gidişin takıldı aklıma bugün,
Maziye bir kurşun sıktım öfkeden.
Cansız kaldı hayalin belleğimde dün,
Geçmişe kibriti çaktım öfkeden.
Aynalara küstüm gün batımında,
Yarından firari, kimliği meçhul pazarlar,
Anılar kül tablasında ziyan, anılar katil,
Üstelik bütün ihtişamıyla sevdaya kail,
Ve Eylül'ün göğsünde sırılsıklam tek fail.
Vakit mahkûm yasını tutarken yelkovanın,
Hazana dem vurur şerefe kalkan kadehler,
Dilruba eyledim tahtıma, nigâr,
Leylim perişan, giryanım nehar,
Asuman dökülür, nalanım efkâr,
Cihana geldim de ne oldu sanki?
Hazanı yoğursam nihan behçetle,
Hazâna dem tutmuş, geçiyor ömrüm,
Bülbülüm dikene çıkıyor yolum.
Bahçemde zakkumlar saçıyor ölüm,
Gülümü, dalımı kırmayın gayri.
Merhemi zehirden, inceden ince,
Sevda sokağının kokusu sinmiş göğsüme,
Ne yapsam, ne etsem çıkmıyor işte.
Alaca bir tanyeri ağarırken izinde,
Sen koşsan, ben düşsem olmuyor işte.
Yıldızlar ayın göğsünden yeniden doğsa,
Niyeti var mı doğmaya bugün güneşin?
Vefasızlığın esiri artık gidişler,
Diş gıcırdatmaktan bile yoksun benliğin,
Sarıp sarmalayamayan yoksul gülüşler.
Pusat yüreğinde mi saklı kara çocuk?
Şimdi üryansın sen sevdanın gölgesinde,
Pardon, bakar mısınız?
Az önce üzerine gölgenizin düştüğü yürek bana ait...
Öyle elinizi kolunuzu sallayıp çekip gidemezsiniz,
Size diyorum.
Gözlerinizdeki parmaklıkların ardına saklanmayın,
Saklamayın bakışlarınızın katil ruhunu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!