“Ulaklar geç kaldığında, haberi fırtına
taşır sonsuzluğa...”
Uzakların tınısı vardığında
kulaklarıma,
Takılmıştı geç kalmış yolların
büklümüne.
Sözler, hüzünlü bir makamın son
yankısı...
Yaylılarda kemençe, içli bir kabak
kemane,
Üflemede dertli kaval, acıklı tulum...
Ve beste nihavent...
Araya giren kara tutsak, deniz
çalkantılıydı;
Tellerden süzülecek haber,
Kopan hatların enkazında sustu,
ulaşamadı diğer kıyıya.
Eksikti haber; tekinsiz, yarım ve sise
batmış...
Kanatlarında tellere takılı o gizli
çığlıkla
Bir ulak, adrese teslim etmek üzere
mesajı
Yükseklerde çırpınıyordu.
Oysa nefesinden çıkan son gölge,
Duvarın yüzeyinde kaybolup bıraktı
kendini suya.
Hüzünlü bir girişten sonra müzik,
Boğuldu hıçkırıklara...
Kesifleşen damlalar bulutlarda,
Fırtınanın ıslığında çalkalanıp
Dönüştü sağanağa.
Gökyüzü bir ağıt gibi ağlıyordu bu
vedaya;
Göç kuşları yönsüz ve dilsiz,
süzülerek
Eşlik ediyordu sonsuzluğa.
Afet tarifsizdi; ulaksız, sessizce
dayandı kapıya.
Yerde biriken yağmur sularında
Damla vuruşları daireler çizip
Çoğalarak büyüyordu...
Ve acı; eksiksiz, sonsuzdu.
Ali İhsan Kaya 2
Kayıt Tarihi : 9.10.2026 19:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Fırtına denizden kopup kıyıdaki eski telgraf direklerini devirdiğinde, karşı yakaya giden son haber yarıda kesilmişti. Kulübesinde kemençesinin kırık teliyle nihavent bir ağıt tutuşturan ihtiyar usta, dışarıda çırpınan habercinin kanat sesini duydu. Ulak ulaşamamış, mesaj fırtınanın çığlığına karışmıştı. Yağmur suları eşikte birikirken ihtiyar bilirdi ki; ulaşmayan haberler susmaz, suda büyüyen birer halka olup sonsuzluğa yayılırdı.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!