“Gürültü sandığınız şey, toprağın
altından gökyüzüne atılmış en kısa ve
en tutkulu sevdalanma çığlığıdır.”
Böcekler geldi,
Ağustos ayında,
Şenlendi her yer!
Kulağımda kesilmeyen; ritimsiz,
Kuralsız, berbat bir ses...
Tanırsınız hani;
Tembel olup saz çalardı da
Karınca kışa hazırlanırdı...
Masalından!
Ah La Fontaine,
Yapılır mı bir canlıya bu haksızlık?
Öyle bir böcek ki bu:
Beş yıl toprak altında yaşar da,
Ömrü de ancak bir aydır toprak
üstünde.
O da soyun devamı için...
Habersiz alttakiler ise bu aşktan!
Gel de saz çalıp türkü söyleme,
Gel de sayıp dökme:
Cır, cır, cır...
Gel de böyle aydınlığa,
Gel de böyle gökyüzüne,
Gel de böyle sıcaklara,
Gel de...
Gel de böyle sevdaya da...
Sövme!
Ne bekliyordunuz?
Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi’ne
Karşılık verecek değil ya!
Yine de neşe kaynağımız
Ağustosta...
Yaşa Hoca, patlat bir türkü!
Kayıt Tarihi : 29.10.2026 16:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Güneş, Akdeniz’in tuzlu sularına yavaşça gömülürken, kasabanın sahil kenarındaki çay bahçesinde hafif bir imbat esiyordu. Hasan Amca, kırlaşmış bıyıklarının altından gülümseyerek önündeki çay bardağını karıştırıyor, masanın etrafında neşeyle koşturan torunlarını izliyordu. Zaman, onun için artık saatlerle değil, gökyüzünün aldığı erguvan rengiyle ölçülüyordu. Hayatın koşturmacası geride kalmış, geriye ellerinde biriken anılar ve yüreğindeki o derin huzur kalmıştı. Yan masadan gelen eski bir radyo sesinin tınısı, içindeki tatlı bir nostalji dalgasını tetikledi. Uzun yıllar önce bu sahilde, aynı bu saatlerde sevdiği kadına verdiği sözü hatırladı. Hayat, planladığımız gibi değil ama akması gerektiği gibi akıp gitmişti; tıpkı bu sahilin daima denize kavuşması gibi. Çayından son yudumu alırken derin bir nefes çekti içine. Akşamın serinliği yavaşça inerken, "İyi ki," dedi kendi kendine, "iyi ki bu anın kıymetini bilmişim."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!