Bahtına kırağılar mı düştü.
Üşümüş müydü kış güneşinde gözlerin.
Hasretin oku mu saplanmıstı ciğerine.
Daha onsekizinde mi, kararmıştı,
Karakaplı Kader defterin.
Bahtına kırağılar mı düştü.
Üşümüş müydü kış güneşinde gözlerin.
Hasretin oku mu saplanmıstı ciğerine.
Daha onsekizinde mi, kararmıştı,
Karakaplı Kader defterin.
Derinlik...
Sesini kesmiş her şey yaz sıcağında.
Kuşlar dallara asmış hayallerini,
Bir çocuk ağlıyor sıcaktan ana kucağında.
Koyu bir gölge, ceviz ağacı altında.
Yine bir çağrışım var içimde,
Bir sokak ötede gecmişi ararken foseptik çukuruna düşüp, mazide boğuluyorum.
Arınmak istiyorum kendimden.
Geçmişi gömdüğüm çukurdan gerçeğin eli değiyor ruhuma.
Yüzüme attığı tokat yüzümü kızartıyor.
Üstüm başım paramparça, her yerim kan revan ve ben konuşamıyorum.
Eleştirilecek ne çok yanım varmış meğer.
Sabahın dingin yüzü gerçekleri vururken yüzüme bir damla suda,
Retorik sözcükler yerle yeksan,
Titreyip kendime dönmenin zamanı ki;
Baktığım kırık aynadaki gerçekler keyfimi bozan.
Ufukta ayrılık kokusu
Karanlığa yenilmiş nur
Değişimin rengi bu!
Şafak yine yengiyi bileyliyor
Ilk kez kemerli pantolon giyen erkek çocuğunun gözlerindeki anektotta gizliydi mutluluğun sırrı.
O gözlerde evrilen devrim niteliğindeki parlamada gizliydi dünyanın oluşumu.
O gözlerde ki, gün doğumu vardı.
Günün geceyle buluşma anıydı,
erkeksi bakışların çatık kaşlar arasına gizlenen mutluluğun,
Epik şiire dolanan cümleler,
Bir rüzgâr eşliğinde.
Dudak kenarına yapışan.
Suskun ve solgun, yalnızca rüzgârın sesi.
Kahpelikler kara çalı olmuş, ben, uçlarındaki çiçeklerin güzelliğine methiyeler düzüyordum.
Kan tere batmış ellerimi yağmurlarda yıkıyordum.
Sonra, sıcak rüzgârlar esti, güller kurudu dalında.
Zaman aldı beni benden, yaraların izi kaldı.
Moraran dudağımda.
Kış uykusu gözlerime tabi.
Yuvaya çekilmiş düzenbaz iltifatlar yüreğimde.
Tabi olduğum beden bana yabancı.
Sonucu belli olmayan bir sınav,
Gecenin arka yüzünde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!