Kahpelikler kara çalı olmuş, ben, uçlarındaki çiçeklerin güzelliğine methiyeler düzüyordum.
Kan tere batmış ellerimi yağmurlarda yıkıyordum.
Sonra, sıcak rüzgârlar esti, güller kurudu dalında.
Zaman aldı beni benden, yaraların izi kaldı.
Moraran dudağımda.
Karar vermişti serhat şehri edirne'yi zapt etmeye,
Sırp, yunan, romen, karadağ bulgar.
Şükrü paşa baş komutan,
Buçuk tepe tabyası karargâhı.
Dört bir yandan sarılmıştı edirne,
Kış uykusu gözlerime tabi.
Yuvaya çekilmiş düzenbaz iltifatlar yüreğimde.
Tabi olduğum beden bana yabancı.
Sonucu belli olmayan bir sınav,
Gecenin arka yüzünde,
Simsiyah bir gecenin içinde yorgun silahşör rolüne bürünmüş ruhum.
İsyan çığlıkları, bir yılan sinsiliğinde birikiyor içimde.
Temmuz sıcağının iç çekişlerinde bedenim.
Yaz akşamlarının parlak gök yüzü mutlu bir gülümsemeyi sunarken yılgın yol ayrımlarının köşe başı hikayeleri canlanıyor gözlerimde.
Siyah perdeler ardından görebildiğim ne çok şey var gecenin ruhuna gizlenen.
Öpüp ellerinde kimsesizliği,
ayrılığı sınayacağım sensizlikte.
Bakışlarını sevmediğim gözlerin nazar kurşunlarında vurulacağım aşktan mütevellit.
Elitler makamında paye alırken sen, aşktan aldığım tüm apoletlerimi söküyorum aşk makamında.
Gecenin meçhul denizlerinde
Küreği kırık sandallar, rotaları şaşkın.
İçinde ben olmayan,
ne çok ayrılık hikâyesi var.
Gecenin inbiğinden süzerek içtiğim katreler yorgun yolculuk hikâyelerinden kalan sızıntılar.
Gözlerim tutuklu kaldı karanlığın orta çağında.
Yine bir bahar akşamı, bülbüller melodi sokağında.
Uykular firari, algılar bulanık, öfkem tufan.
Yakacağım gemileri, dalgalar doğurgan.
Kaç fersah uzağım kendime, ukdeler boğazımda.
Atıl gülümsemeler
Dudağın kıyısında.
Yengiler ve yenilgiler mizanında hayal kırıklıği.
Mavi deryanın içinde heba olan kulaçlar.
Ufkun ötesinde bir yerde birikip,
Garip yolcuydum bir arpa boyu mesafede.
Gün doğumunda umutlanan, gün ardına baktığında hüzünlenen.
Yabani kasım sabahları gibiydim, puslu elbiseler giyip, sisler arasında kaybolan.
Garip öncüler vardı, pusulası bozuk, güzergâhlarda yol alıp; hikâyeler anlatan.
Ey gönül, yetmedi mi yaptığın eza
Her durakta inmek istedin, her söze kandın
Ateşleri nur sanıp, içine daldın
Acı bir tebessüm bıraktın bana, acıyı sardın
Açtığın yaralar, boynumu büktü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!