Sahi, seni unutmaya ömrüm yeter mi?
Bir şarkı başlar aniden, tam göğsümün ortasında,
Anason kokulu akşamlarda adını fısıldar rüzgar.
"Bitti" deriz ya hani, dile kolay...
Ama kalbe anlatamıyor insan dökülen yaprakları.
Yolların sonu görünmüyor artık, sisli bir sabahın içindeyim,
Elimde kalan son resmin, her bakışımda biraz daha eriyorum.
Zamanın kollarında bir esir gibi, kendimi unutmaya meyilliyim de,
Seni unutmaya, şu yorgun kalbimle ömrüm yeter mi bilmiyorum.
Bir takvim yaprağı daha düşüyor yere, sararmış ve kimsesiz,
Sordu bana; "Günler nasıl geçiyor?"
Bir efkar kapladı, sustu dillerim.
Zaman bir değirmen, ömrü biçiyor
Tütün tabakası oldu günlerim.
Eski defterlere sardım acımı,
Görünmez bir bıçak sırtımda, bu gidişin faili meçhul,
İçimde eski bir plaktan sızan, o hicranlı usul.
Sen beni bir hiçliğin ortasında, öylece bıraktın,
Tüm ışıkları söndürüp, kendi karanlığını yaktın.
Oysa ben seni, en imkânsız sabahlar için saklamıştım,
Bir kâğıt kesiği gibi sızlıyor içimde adın,
Ne tadı kaldı ömrün, ne de içtiğim sigaranın.
Zamanı geriye sarmak mümkün olsaydı eğer,
Seni ilk gördüğüm o sokağı ateşe verirdim birer birer.
Hiç çarpmasaydı kalbim, o ilk bakışın büyüsünde,
Ey gönlümün ortağı, yolumun ışığı,
Sana "ADAMIM" (KADINIM)demek, bütün dünyayı bir kelimeye sığdırmak gibi.
Hani bazı anlar vardır, insanın nefesi göğsüne dar gelir de
Bir bakışınla ferahlar ya ortalık, işte öyle bir huzursun sen.
Seni sevmek, sadece bir duygu değil;
Dizlerinin dibinde yaşlanmaya verilen koca bir söz gibi.
Ruhum çekilirdi seni her andığımda,
Sanki damarlarımdan süzülen bir nehir kesilir,
Varlığımın kıyılarına vuran o hırçın dalgalar,
Senin adınla birlikte derin bir sükûta gömülürdü.
Yeryüzü ayağımın altından kayar gibi olur,
Bir boşluğun içinde yankılanır sesin,
Zamanın nabzı durur, sen nefeslenince.
Sahi, bir düşün bir düşü bulması kaç öykü eder
Hangi kütüphaneye sığar o uykusuz gecelerin mürekkebi
Kaç yarım kalmış masalın toplamıdır o kavuşma anı,
Hangi kırık kalem yazabilir bu muazzam rastlantıyı...
Dili olsa da konuşsa şu odanın dört köşesi,
Sıvasına tutunduğun o uykusuz saatleri anlatsa.
Hani ışığı söndürüp karanlığın içine bakarken,
Gözlerinden süzülen o tuzlu nehirlerin,
Yastığında nasıl derin izler bıraktığını...
Şahit Oldu Minareler
Ezanlar yükselirken göğün yedi kat katına,
Bir yemin düşmüştü gönlümüzün en saf yanına.
Ellerin ellerimde, vaktin en dar olduğu o an,
Demiştik ki; "Bizi ayıramaz ne ölüm ne de zaman."
Gök kubbe şahitti, melekler amin demişti sanki,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!