Yollar tozlu, menzil uzak, vakit dar...
Herkesin sırtında dilsiz bir küfe, gizli bir efkar.
Kimi ipek taşır içinde, kimi keskin taşlar,
Lakin bilmezler ki ey can;
Herkes kendi ayıbının hamalıdır.
Söyle hangi kitabın dilinde yazar bu çaresizlik?
Hangi lügat açıklar, hiç dokunulmamış bir bedenin hasretini?
Ben bu gece yine hicret ettim senin uzaklığına,
Yine usulca eğildim, hiç bilmediğim o teninin kutsallığına.
Soruyorlar bana, "Görmediğin bir bahara neden bu matem?" diye,
Zaman geçti, takvimlerden yapraklar döküldü,
Mevsimler değişti, saçlarımıza karlar düştü.
Sokaklar değişti, oturduğumuz o banklar çürüdü,
Ama kalbimdeki o sızı bir gün olsun küsmedi sana.
Seni sevmekten hiç vazgeçmedim ki, hala çok seviyorum.
ERTUĞRUL BEY VE KARTANE'SİNE İTHAFEN
Bir gün gelir de sorarlarsa bizi,
Gözlerindeki o mahcup telaşı dindir.
Hiç bükme boynunu, hiç sızlatma içini,
"Bitti" de, "Hükmü kesildi,
Yükünü bana bırak, sen hep hafif kal,
Yanaklarımdan süzülen her damla,
Sıradan bir gözyaşı değil sevgilim.
Her biri, sana söyleyemediğim,
İçimde çığlık çığlığa büyüyen o kelime:
Özledim.
Gönül tezgahını kurdum ıssız bir dağ başına,
Rüzgarı mekik yaptım, sevdanı kirman eyledim.
Gözünün karasını kattım sabrın nakışına,
Aşkımı kilime dokudum, ömrümü derman eyledim.
Birinci Katina Sabrımı Dokudum
Kâğıt üzerinde hiçbir şeyimdin sen benim, alt tarafı bir sevgili! Ne bir ev paylaştık seninle, ne bir soyadı, ne de bir resmiyet. Sorsalar, “Bitti, anı oldu” deyip geçilecek sıradan bir hikaye... Ama sen, benim ruhumu yasal bir evrak gibi parçalayıp attın! Hangi mahkeme yargılayacak şimdi senin bu faili meçhul cinayetini? Hangi kanun cezalandıracak resmiyetsiz bir adamın, bir kadının içini böyle vahşice katletmesini? Nerdesin? Arkamda bıraktığın bu kan gölünün ortasında, hangi korkaklığın arkasına saklanıyorsun? Bizimkisi daha baştan imkânsız bir yangındı, bilirsin; Ne kavuşmaya adımız vardı, ne de bu acıyı ellerime vermeye yetkin. Özledim seni, evet; ama bu özlem artık bir aşk feryadı değil, Bu özlem, seni kendi ellerimle yok etme arzusu, vahşi bir nefret! İki sevgiliydik hani, bağlayıcılığı yoktu, bitince gidilirdi. O zaman sök al içimden bu zehrini! Al ki gebermesin içimdeki insanlık! Beni kâğıtsız, şartsız, güvencesiz bir cehennemin ortasına fırlatıp attın, Şimdi bir başkasına aynı yalanları satarken vicdanın hiç mi sızlamıyor? Herkes "Unutursun, alt tarafı bir sevgiliydi" diyor, Bilmiyorlar ki imzasız sevdaların acısı, her gün yeniden ölmekmiş. Sen beni evli bir kadından daha dul, Yüreği sökülmüş bir ölüden daha kimsesiz bıraktın! Gelme artık, yüzünü bile görmek istemiyorum, Ama sakın unuttum sanma bu hesabı! Sen bende sadece bir "sevgili" olarak kalmayacaksın; Ömrüm boyunca adını her andığımda lanet okuyacağım en büyük katilim olacaksın. Nerdesin o zaman, ey katilim? Çok özledim seni... Ve yemin ederim, bu vahşi özlem o imkânsız düşü de, seni de, beni de bu cehennemde diri diri yakacak!
Sana dair içimde taşıdığım bu his, ne bir mantığa sığar ne de bu dünyanın fizik yasalarına. Biz, paralel evrenlerin bile birbirine teğet geçmediği o uçsuz buçaksız boşlukta, asla kesişmeyecek iki çizgi gibiyiz.
İşte, imkansızlığın en yalın haliyle; bir araya gelme ihtimali hiç olmayan o büyük aşkla sevdim seni.
Göğüs Kafesimde Bir İhtimal Yangını
Seninle biz,
Aynı cümlenin içinde bile yan yana gelemeyen özne ve yüklem gibiyiz.
Aramızda devrilmiş dağlar, kurumuş nehirler,
İstanbul’a Kırgınım
Bir kış boyu bekledim, bahar gelir de kokun dağılır sanmıştım,
Oysa her vapur iskeleye seni bıraktı, her rüzgâr adını fısıldadı.
Galata’nın tepesinden baksam da, Kız Kulesi’ne sığınsam da nafile,
Bu şehir artık seninle dolup taşan, ama seni bana vermeyen bir hapishane.
İstanbul’a kırgınım...
Sahi, neydi sevmek? Şu koca İstanbul’u bir uçtan bir uca, Sırf sen içindesin diye kutsal bir harita gibi taşımak mıydı? Yedi tepenin üstüne çöken o kurşunî sise, Seni görememenin hıncıyla öfke kusmak mıydı? ---___________________________________________________Sevmek,Galata’dan Kız Kulesi’ne bakarken. ,Araya giren o hırçın denizi hasretinle kurutmaya çalışmaktı. Kadıköy vapurunun arkasında uçuşan martılara, Sırf sana doğru uçarlar diye cebindeki son ekmeği bölmek, Ve Boğaz’ın dalgalarında senin sesini aramaktı. ___________________________________________________Bazen İstiklal’in o kalabalığında yapayalnız yürümektir sevmek. Omuzuma çarpan binlerce yabancı yüzde, Sadece senin gözlerini aramak, bulamayınca kahrolmak. Haydarpaşa’nın sessiz raylarına bakıp, Seni bu şehre getirmeyen tüm trenlere düşman olmaktır. __________________________________________________Ne ağır şeydir sevmek; Karaköy’de bir çay ocağında tek başına otururken, Karşı sandalyedeki o korkunç boşlukla hesaplaşmak. İstanbul’un tüm ışıkları bu gece birer birer sönerken, Benim sadece senin sokağının karanlığıyla üşümem. ___________________________________________________Sevmek, Moda sahilinde gün batımını tek başına izlerken, Gözlerini denizin o uçsuz bucaksız maviliğine dikmekti.İçtiğin her yudum çayda boğazına düğümlenen o hasreti, Beşiktaş’ın kalabalık, gürültülü sokaklarında bile. Sadece senin sessizliğinle yaşayabilmekti. __________________________________________________Ne zor şeydir sevmek; Adalar vapurunun arkasında bıraktığı o beyaz köpüklerde, Sana doğru gelemeyen tüm yolların çaresizliğini görmek. İstanbul üstüme yıkılsa, bu koca şehir beni yutsa bile, Yine de her köşe başında senin gölgeni aramak, Ve her gece Üsküdar kıyısında, uzaktaki bir yıldıza senin adını fısıldamaktır. Sevmek neydi biliyor musun? Bu devasa şehrin her köşesine senin adını fısıldamaktır, Ama İstanbul’un bile bu koca hasreti taşıyamayıp susmasıydı. Aradaki yolları, köprüleri, denizleri hiçe sayıp, Sırf sen varsın diye bu hüzünlü şehri bile delice sevmekti. ___________________________________________________Şimdi bu koca İstanbul, senin yokluğunla kaplı sarı bir yaprak, Ve benim için sevmek; seni bu şehirde bulamayıp, mesafelerde kaybetmekti.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!