Saatlerin kadranında biriken o gri toz,
ve içimde gitgide devleşen o eski, o yorgun sessizlik...
Sensizliğin son demindeyim şimdi.
Hani bir yaprak düşer ya toprağa hışırtısız,
tam o düşüşün eşiğinde,
yerçekimsiz ve rüzgarsız bir boşlukta asılıyım.
Ne düşebiliyorum bütünüyle yere,
ne de tutunacak tek bir dal kalmış geriye.
Sokaklar tanıdık yüzlerini çoktan çekti karanlığına,
gökyüzü rengini tamamen unutmuş bir duman rengi.
Bir zamanlar adını fısıldayarak içimi ısıtan rüzgarlar
şimdi sadece üşütüyor titreyen ellerimi.
Sınır boylarındayım artık yokluğunun;
bir adım daha atsam sonsuz bir unutuş,
geri dönmeye kalksam her köşesi küle dönmüş bir yangın.
Üstelik ne heybemde sitem kaldı sana dair,
ne de bir gün çıkıp gelirsin diye aralık bıraktığım kapılar...
Sadece yorulmuş, hırpalanmış, teslim olmuş bir kabulleniş bu.
Demlendi acı, rengini aldı kırgınlıklar,
koyulaştı içimdeki o koyu yalnızlık.
Ve o gün...
Hani gitmenin de kalmanın da bir hükmünün kalmadığı o gün,
anladım ki insan en çok beklemekten yorulurmuş.
Şimdi zamana yenik düşmüş, suskun bir masalın son cümlesi gibi,
kendi sessizliğimin yankısıyla baş başayım.
İçimde kuruyan nehirlerin yatağında yalınayak yürüyorum,
canım yanmıyor artık, çünkü acının da sınırı geçildi.
Sensizliğin son demindeyim;
gözlerimi yavaşça kapatıp,
parmaklarımın ucundan kayıp giden bu soğuk vedayı
son yudumuna kadar içime çekiyorum.
Kayıt Tarihi : 15.07.2026 03:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!