Bir sessizlik var evrenin özünde,
Ne bir ses, ne bir nefes — sadece düşünce.
Belki de varlık, kendi yankısını dinliyor,
Belki hiçlik, var olmaya özeniyor gizlice.
Zaman, ince bir yara gibi akıyor kâinatta,
Konuşmak, varlığa ihanet etmektir.
Çünkü her kelime, varlığın yarasını açar.
Dil, bizi anlamdan çok uzağa götürür;
Ama onsuz da, hiçliğe düşeriz sessizce.
Bir an durdum,
Kalbimden geçen nehrin sesini dinledim.
Duydum ki su değil akıyordu orada,
Zamanın kendisi kanat çırpıyordu damarlarımda.
“Ben kimim?” dedim gökyüzüne.
Bir yanım suskun gecelere esir,
Duvarda gölgemle bölüşüyorum derdimi.
Kapı çalmaz, camdan düşmez bir iz,
Bu yalnızlık bana düşmedi; benden gitmediği gibi.
Ne bir veda sesi kaldı geride,
Bir nefesin ucunda başlar yol,
Ne doğu vardır, ne batı,
Zaman bir göldür — durgun,
Ve ben, suya düşen gölge.
Gözlerim kapalı bir âlemde,
Bir adım atarım, yankısı geri dönmez,
Zaman mı sustu, yoksa ben mi geç kaldım?
Rüzgâr dokunur alnıma —
bir bilgenin parmağı gibi,
“Sen kimsin?” der sessizce.
Gecenin koynunda bir yalnızlık var,
Adını unuttuğum eski bir yar.
Kalbim kırık bir ayna gibi şimdi,
Her parçası başka bir hatıra.
Rüzgâr geçerken camdan içeri,
Bir damla düşer geceye,
Ay yankılanır yürekte,
Suskunluğun kıyısında
Adını fısıldar rüzgâr.
Gözlerin bir uzak deniz,
Bir gün sorar kendini insan,
"Ne kalır benden geriye zamanla?"
Rüzgâr bile susar o anda,
Bir çiçeğin soluşunda saklı yanıtlar.
Toprak bekler, sabırla, sessiz,
Gecenin kalbinde bir yıldız ağlar,
Rüzgar, usulca adını fısıldar.
Zaman durur, sanki sen geçerken,
Gölgen bile düşerken nazlı, utanır.
Bir gül gibi solgun bakışların,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!