Zamanın dilsiz çarkında, bir an’a hapsolmuş cevher,
Nedir bu ten denen kafes, içindeki hangi sefer?
Düşünce; dipsiz bir kuyuya atılan sığ bir taş,
Varlık; hiçliğin kıyısında verilen o sessiz savaş.
Bakıyorum eşyaya; adı benden, tadı benden değil,
Dost gözüne kötü gelmek
Özüne sözüne ayrı düşmekle aynıdır
Özüne sözüne dönen Bilir ancak can
Yürekte olan sevda ne ağırdır
Ya hak de can gönülde aşktır canan
Bir kapı vardı içimde,
Sessiz, kapalı, ama çağıran.
Elimde ne anahtar, ne cevap —
Yalnızca arayışın kendisi.
Taşa dokundum. Soğuktu.
Bir adın kaldı dudağımda sessiz,
Bir yankı gibi dolanır içimde.
Ne varsa benden giden, sensiz,
Hepsi döner bir gülün biçiminde.
Bir bakışın kalır bin geceye bedel,
Ben seni severken,
zaman düşünmeyi unuttu;
anlar, neden-sonuçtan
azat edildi.
Bir saat durdu içimde,
akıl sustu, kalp konuştu.
Şimdi hangi cehennem yeter
hangi cennet sana benzer
alev halinde kuşatılmışım
ben yanan sen yakansın
Dudaklarımdan düşmeyen yarsın
Ben vurulurum anne
Yırtık gömleğim kana bulanır
Senin bana sarılman yasak
Tel örgüler aramıza engel
Hayat acımasız anne
Gözyaşları kadar temiz değil
Kimdir bu “ben” — ses mi, sessizlik mi?
Bir aynaya bakarım, gözlerim geri bakar,
Ama hangimiz kimdir orada?
Bakan mıyım ben, yoksa bakışın kendisi mi?
“Ben” derim — bir kelime, bir soluk,
Ben konuşurum içimden, sesim bana döner,
Ben susarım kalbimde fırtına yine söner.
Ben ararım kendimi her kırık aynada,
Ben kayboldukça yolum içimde görünür, döner.
Ben sevdim, ben yandım, ben öğrendim sabrı,
Kutsallığın gölgesinde kutsanmamış ruhlar
Zifiri gece soyunmuş gölgeye dönüyor
Kase içinde kızıl şarap kan tutar
Melek doğanlar şeytan ölüyor
Saf sevgi saf güç yoğun bir ışık zerresi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!