Güneş, alnıma mühür gibi bastı adını,
dizlerime kadar sarı susuzlukta yürüyorum.
Toz olmuş yolları öpüyor ayaklarım
hiçbir gölge kalmamış,
hiçbir rüzgâr kalmamış
adını serinleten.
Sandım ki bazı insanlar
yüreğime iyi gelir.
Sandım ki bakışlar
sözden çok şey anlatır.
Meğer göz de yalan söylermiş,
sessizlik de...
Bir yaprak düşer usulca,
kimse duymaz sesini.
Ne gökyüzü ağlar ardından,
ne de dal geri çağırır onu.
Sessizlikte saklıdır düşüşün ağırlığı;
Şimdi boşluk kokuyor çeşme başı.
Köy yollarında eski bir ayak izi;
Kim bilir, belki sen de duymuşsundur
Kalbimin neden bu kadar üzgün olduğunu.
“Git,” demiştin ya hani,
Sana yarım geldiysem,
kendime fazlaydım oysa.
Verdiğim her şey,
kendi içimden eksilttiğimdi.
Sen susarken,
ben cümle kuruyordum içimden içime.
yarına söz veremem,
çünkü ben
bugünün bile sonundayım bazen.
içimde
yarım kalan ne varsa
Ölmedi kimse
ama içimdeki defin töreni hâlâ sürüyor.
Yaşarken susturulmuş
bir yanım var her birinde.
Konuşmadıklarımızdan örülü bir mezar taşı,
Vadinin diğer yakasında cümbüş olurdu gülüşün.
Ben uyumasam, öksüz kalırdı hüznün.
Hayallerim beni alır sana götürürdü,
Sarılırdım, büyürdün.
Saçlarına dokunurdum, okşardım,
Yaşlanmak nedir biliyor musun?
Pas tutmuş bir anahtarla
kilidi zorla çevirirken
çıkan o ince sızıdır.
Bir ev düşün,
Ellinci yaşım nice tablolar gördüm,
Heyecanını hiçbir şey vermiyor senin,
Çiçekli dağların aklımdan geçer
Zihnimde uyandıkça yeni hayallerin.
Aniden öttü mü guguk kuşu!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!