Şimdi yine gelsen,
Unutmak ile hatırlamak arasındayım.
Gamzeleri kış uykusuna yatmış papatya,
Köy şimdi sabahın ayazında,
Üşüyen ellerim gibi çisintili.
Çocuk ol da gel,
Yirmi üç Nisanlarda.
Senin, benim kavgam değil,
Çiçek bahçemiz olsun dünya.
Başka lisanlar konuşsak da,
Eskimiş bir hatıra gibi
düşer içime solgun bir akşam,
duvarları rutubet kokan anılarla
dolaşırım yıkık virane hanlarında.
Bir uğultu var,
Konuşamıyorum, biliyorum.
Çünkü her kelime
biraz daha derinleştiriyor yarayı.
Anlatmaya çalıştıkça
daha çok eksiliyorum.
Yokluğun içime bir sis gibi çöktü
Kuşların sesiyle avundum
Sabahın serinliğinde aradım seni
Adını taşıyan rüzgârda bulundum
Bir gölge gibi geçtin düşlerimden
Sen yoksun…
Ama sesin kalmış duvarda,
dokunduğum her eşya
benimle konuşur olmuş.
Bir fincanın kulpunda
Sen gideli
saatler suskun,
zamanın nabzı yokluğunda atmıyor.
Ne varsa seni hatırlatan,
bir bir kaçıyor elimden
gölgen bile dönmüyor artık duvara.
Kayıp Sesin Ardından
Bu akşam bir şey gelmedi aklıma.
Ne sana dönük bir sızı bıraktı,
ne de kendine kapanan bir kapı.
Sanki yıllardır aradığım söz
Hayallerim geniş,
bir evren gibi
dokunduğun her şey
birer kıvılcıma dönüşüyor içimde.
Tenin,
Gölge gibi geçiyorsun rüyalarımdan,
Adını anmaya korkuyorum artık.
Sesin, uzak bir tren gibi düşlerime giriyor,
Ve ben her gece aynı istasyonda bekliyorum.
Bir akşamın mor sessizliğinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!