gökyüzü hâlâ aynıydı
ama ben artık başka bir gözle bakıyordum
ağaçlar konuşmuyordu
ama sustukları yerden duyuyordum hepsini
rüzgârı izlemeye başladım
Bir zamanlar sustuğum yerden
şimdi bir kelime yeşeriyor,
gölgesinden utanmayan
bir cümle gibi çıkıyor ortaya.
Yaralar konuşmaz, bilirim,
Şimdi böyle hüzünlü halime bakma,
ansızın bir tohum gibi uyanırım sessizliğin içinden.
Geceden kalan son çiğ tanesi,
umut olur, düşer yüreğinin karanlığına.
Köklerimde hâlâ sen varsın
Üzerime çöken göğü
kaldırdım omuzlarımdan,
yeni bir gökyüzü ördüm kendime
bulutsuz, hesapsız,
ve kimseye benzemez.
Mevsimin dalkavuğu rüzgâr,
Yetmez mi kolumu kanadımı kırdığın.
Hâlâ ne örseler durursun yanan canımı,
Dara düşmüşüm tutar mısın elimi?
Göründüğün gibi dost musun?
Benim gözlerimde silmeye yaş mı bıraktın.
Bir ıslık sesiyle başlardı günümüz,
Toz kalkardı yokuşlardan,
Sen koşardın,
Ben peşinden düşler gibi.
Saklambaçlarda zamanı unutmuştuk,
Sabah olur, Güneş doğar çocuğum,
Yine bakarız göğe doğru.
Bir kuş gelir, konar pencerene.
Öter durur...
Tohum atılır; bağa, bahçeye...
Saçların gibi başak olur,
Geldin sanmıştım dün gece,
Kapı aralığında bir ses vardı.
Gözüm perdelerde gezindi usulca,
Bir gölge süzüldü sanki ardında…
Yine aynı rüzgâr, aynı kokunla,
Yine ayrılık var,
gökyüzünden solgun bir yaprak düşüyor;
savruluyor rüzgâr bir sürgün gibi,
çürüyor, tükeniyor suskunluğumun derinliğinde.
Kalbim kırılıyor, ince bir cam misali;
Gelmeyeceğini bile bile
yine de beklesem seni,
boş kalan çay bardaklarında,
kapı her aralığında
adını duyar gibi olsam.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!