Bir sabah uyandığımda,
ayna bana tanımadığım bir yüz sundu.
Çizgiler vardı orada.
Herbiri geçmişin izlerini taşıyan bir yol gibiydi.
Her çizgide bir hatıra saklıydı:
Ömür, derin bir kuyudan gelen ses gibi,
nefesi kokuşmuş zamanlara tutulduk.
Kendi adımızı bile unuttuk.
kelimeler anlamsız düşüyor dudaklarımızdan.
Bir hatıranın ardında kalmış eski bir şarkıyız,
Kapıdan geçtim sessizce,
ardımda yanan ve uçuşan yılların külleri vardı.
Her adımda zamanın nefesi dokundu omzuma.
Gökyüzü bir tavan değil, bir sonsuzluk penceresi,
ve ben ardımda bıraktığım gölgeleri sevdim.
Bir sessizlik serpildi bedenimin üstüne,
sanki dünya nefes almayı unutmuş.
Gözlerim açık bir düşteyim,
hiçliğin içinde salınan bir yaprak kadar yalnızım.
Zaman, başını koymuş omzuma,
Zamanı Unuttur
Bana zamanı unuttur...
Çünkü her geçen an
Ruhumdan bir şey daha eksiliyor.
Dünya…
Günlerden biri,
kapı çalarsa
olur da
rüzgâr geri getirirse o mendili,
kırışmış bir özür gibi...
sorarsa:
Saatler durdu içimde,
tik taklar boğazımda düğüm şimdi.
Ne ileri var ne geri
sadece senin yokluğun
asılı kaldı zamanın ortasında.
Ve hiçbir saat,
Zaman bir ırmak, akar sessiz sedasız,
Ne dur der, ne sorar, geçer aldırmaz.
Kimi sabırla yol alır, kimi küskün,
Ama her yürek, zamanla olgunlaşır.
Beklemekle sınanır en derin özün,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!