İşlediğimiz her günah, dişlediğimiz yasak elmadır...
Ve biz bu elmaya her uzandığımızda ve bir ısırık aldığımızda cennetten..Yani huzurdan kovuluyoruz..Bu yüzden tüm dünya huzursuz..Bu yüzden insanlar huzursuz..Toplu halde, değil yasak elmayı ısırmak...yasaklanmış elma ağacının..yani yasak bilgi ağacının dallarını içimize içimize sokuyoruz...Bu yüzden canımız yanıyor...ve insanlık olarak cehennemi yaşıyoruz..Tek ilacımız var..Ademce (adamca) tövbe...
Bu ülkede, açıkça müslüman olmadığını..Allaha inancı olmadığını..ölünce yakılmak istediğini söyleyen insanların bile cenaze namazı kıldırılıyor...
Adamın yedi ceddi yahudi..Bunu cümle alem biliyor...Buna rağmen cenazesi camiden kaldırılıyor..Cenaze namazını imam kıldırıyor..adam Yahudi mezarlığına defnediliyor..
Adam hristiyan..Herkesin gözü önünde cenaze namazı kıldırılıyor..Cemaatten helallik aldırılıyor...Cenazesi hristiyan veya ermeni mezarlığına defnediliyor...
Adam ateist.. Adam zerdüşt...Bütün hayatı Allah ve muhafazakarlarla savaşarak geçmiş..Adamın cenaze namazı kıldırılıyor..cenazesi camiden kaldırılıyor...
Bu neyin kafası yahu...
Tuhaftır insanoğlu...!
Evveli bilmez..Ahiri bilmez.. Sadece bugünü görerek ahkam keser...
Hem yenilik ister...Değişim ister...Yeni bir sistemin gelmesini arzu eder ..Hemde tüm bunlar olurken, mevcut sistemin sıkışmasından korkar... yıkılmasından korkar...Şartların olgunlaşmasından korkar...Şartlar olgunlaşırken ve sancı artarken,hiçbir sıkıntının ucu bana ve çocuklarıma dokunmasın ister...
Böyle bir dünya yok maalesef...Sancı sıkıştırmadıkça kasıklar (yollar) açılmaz...Kasıklar açılmadıkçada doğum gerçekleşmez...Herkes yeni bir bebek doğsun istiyor...Ama sancısız sıkıntısız doğsun istiyor...Beden hiç tepki vermeden, doğumu kendi kendisine gerçekleştirsin istiyor..Böyle bişey yok... Şunu herkes anlasın artık; Mevcut sistem,herkesin tüm isteklerine cevap verirse, kimse değişim istemez..Ama şartlar herkesi sıkıştırırsa, herkes yeni bir nizam ister...unutmayalımki;yeni bir binanın dikilmesi için, eski binanın yıkılması şart..Eski binanın yıkılması içinde, yıkım ekibinin kepçeyi eski yapının tepesine tepesine indirmesi şart...Hafriyat alıp, eski binanın yıkıntılarını mevcut yerden temizlemesi şart... Aksi halde yeni yapacağınız şey, yeni bina olmaz...gecekondunun üzerine atılmış kaçak asma kat olur...
Sen sıkıntı çekiyoruz zannedersin..Sıkıştık...Mahfolduk zannedersin...Allah şartları olgunlaştırıyordur...Yıkım ekibi kepçeyi çalıştırmıştır...Bilemezsin...Ne diyor Mevlana;
Tüm dünyadaki insanlar aynı anda pencerelerini açsa...Ve tüm kainat, son ses bu mübarek muştu ile yankılansa...Halimize acısa Rabbim...Bir inşirah nasip etse kalbinize...Bir uyanış nasip etse sadrımıza..Bir iyilik hali indirse üzerimize.. Ve bir inşirah alsa götürse tüm hüzünlerimizi arşa.
Tüm lisanları öğrenmeye gayret ederde insan..Toprağın lisanını öğrenme hususunda aciz kalır..
Oysaki yegane arkadaşı topraktır...
Kendiside topraktandır..
Ve gün gelecek toprakla baş başa kalacaktır..
Tüm ışıklar, sen uyanmayasın diye yanıyor..Tv ekranları telefonlar sen uyanmayasın diye bu kadar çok gürültü ve ışık yayıyor...Gazeteler kitaplar dergiler ve reklam afişleri seni meşgul etmek için zanlarla süsleniyor...vitrinler, sen kendini sadece bedenden ibaret sanasın ve onunla oyalanasın diye süsleniyor...Ortalığa yayılan fitnelerin hedefinde senin zihnin ve kalbin var...Onları ne kadar çok fitne film futbol ve festivallerle meşgul edebilirlerse, senin uyanma ihtimalin o kadar çok zorlaşacak ..Çünkü,sen küçük alemsin... senin ruhun bi uyanırsa kainat uyanacak..Sen değişirsen dünya değişecek...Senin frekansın değişirse, kainattaki frekans değişecek...Bu gelen frekans onların koltuklarını yakıp, küle çevirecek...Sen madde değilsin..Mânâsın...sadece toprak değilsin..Aynı zamanda enerjisin...Senin DNA kodların değişirse, dünyadaki tüm kodlar drğişecek...
Anlamıyormusun hâlâ ey insan, ışıklar senin rahatın için değil...kendi rahatları için yanıyor..Sen ışıklarla uyuyorsun...Ama bir yerlerde birileri uyanıyor...Işıklar seni yutuyor...Birileri seni ışıklarla uyutuyor...uyan...Sen hâlâ oyun oynamaktasın...Uyan... Peygamberlerin ve evliyaların uyandığı yaştasın....uyan...Mimar sinanın mimarlığa adım attığı yaştasın...Uyan... Fatihin İstanbul'u kuşattığı yaştasın...Uyan..Eyüp el ensarinin istanbula yürüdüğü yaştasın..Uyan..neden uyumak için bu kadar telaştasın...
Sen sadece etten kemikten kandan yaratılmış...basit sistemle çalışan bir varlık değilsin..Dünyadaki tüm varlıkları çekebilen ve itebilen bir varlıksın...Tepeden tırnağa enerjisin...
Hangi enerji ile yüklüysen o frekanstaki insanları ve olayları kendine çekersin.. Negatif enerjin fazlaysa kötü olayları kötü kişileri.. Pozitif enerji ile yüklüysen, iyi insanları iyi olayları kendine çekersin...Böylece Enerjin sayesinde yaşadığın olayları da karşılaştığın insanları da değiştirmiş olursun...Yani herşeyin sebebi aslında sensin...Karşındaki kişi senin aynan...Yaşadığın olaylar, senin yansıman...
Enerjini yükseltki, hayatın değişsin...Bunun en kolay yolu anda kalmak...geçmişe takılıp üzülmemek..geleceğe takılıp endişelenmemek... Anda yaşamak... Her an Rabbe bağlı olduğunu hatırlayarak yaşamak..kuran ve ibadetlerlede bunu desteklemek...Kuran muazzam bir enerji kitabıdır..Onu okuduğunuzda, ondaki enerjyi yüklenirsiniz.. Tıpkı kötü insanlarla muhatap olduğunuzda onların kötü ve negatif enerjileri yüklendiğiniz gibi...
Unutma!
Ne ile ve kim ile birlikteysen, sen o'sun...
Tutmayı bilmeli insan..
İyiliği yüreğinde..
İyi yürekli insanları yaşamında...
Sırları içinde..
Dilini gerektiği yerde..
Yaz tatilinde köye gitmek için can atanlardan biriydim.. o gün yanaştığında annem bize yeni elbiseler alır, konakladığımız yerlerde ve yol boyunca arabamızın içinde yemek için yolluklar hazırlardı... O öyle bir heyecandı ki bugün bile beni bu derece heyecanlandıracak hiçbir aktivite bilmiyorum... çocuk aklımla, büyüdüğümde sık sık köye gideceğimi, yaz tatillerimin büyük kısmını orada geçireceğimi hayal ederdim... Ama hepsi hayallerimde kaldı.. yıllar geçtikçe anladım ki, insan büyüdükçe kanatları da büyüyormuş.. ve kanatlarının rüzgara kapılma, tellere takılma ihtimali de büyüyormuş... Sorumlulukları artıyor, kanatları doğduyu değil, doyduğu şehrin tellerine takılıyormuş... Ve yetişkinlik insana özgürlük değil, ağırlık getiriyormuş..... küçükken anne babasının yardımıyla tek kanatla uçabildiği diyarlara, büyüyünce çift kanatla bile Uçamıyormuş.... Çünkü bedenindeki yükte kanatları ile birlikte büyüyormuş...
Kanatlarım İstanbul'a takıldı..
UÇAMIYORUM.. istesemde sıcak diyarlara göçemiyorum...
Üç Maymun deyince hepimizin aklına
Haksızlık karşısında susan..görmedim duymadım bilmiyorum diyen...Yada gerçeklere gözünü kulağını kapatan insanlar gelir..Oysaki durum öyle değildir...Bu benzetme japon kültürüne ait bir benzetmedir..O kültürde İki eliyle gözünü kapatan maymun, kötü gözle bakmamayı...Kulaklarını kapatan maymun, kötü sözü dinlememeyi...Ağzını kapatan maymun ise, kötü söz söylememeyi öğütler...Bu benzetme, Japonların kültürlerini ve hayata bakış açılarını yansıtan harika bir benzetmedir... Aynı zamanda bu türden benzetmelerin çıkış yerinde gerçek anlamını bulduğununda göstergesidir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!