Sultan ikinci Mahmud bir gün kılık kıyafetini değiştirip, tebdili kıyafet çarşı pazar dolaşmaya başlar.. Dolanırken bir kahvehaneye girer.. kahvehanede bulunan Herkes, ”Tıkandı Baba çay getir”, ”Tıkandı Baba oralet getir” diye Kahveciye emir buyurur.. Bu durum Sultan Mahmud’un dikkatini çeker.. neden bu adama "Tıkandı baba" diyorlar acaba diye düşünmeye başlar..
Sultan Mahmud da bir çay ister. Baba çayı getirir... Sultan;
”Baba sana niye Tıkandı Baba derler, anlatır mısın merak ettim” der... Tıkandı Baba ” boş ver evlat, uzun mesele” der ve geçiştirir.... Sultan ısrar eder..., baba da oturur sandalyeye.. başlar anlatmaya;
”Bir gece rüyamda bir sürü insan gördüm ve her birinin de bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğa çomağı sokup açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak oluğun içinde kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Sultan gazneli Mahmud'un, hizmetinden ve terbiyesinden dolayı çok sevdiği ve değer verdiği bir seyisi varmış... Seyisinin adı ayaz'mış.. Sultan, ilerleyen dönemlerde kendisini daha fazla görmek istediği için,seyis ayazı sarayın içinde görevlendirmiş ve sarayda çok önemli bir göreve getirmiş... Sultan kendisine çok değer veriyor...ve bunu da herkesin yanında belli ediyormuş...
onun, hazine odasına bile girmesine izin veriyormuş... Sarayın ileri gelenleri, hem onu kıskandıkları için hem de ilerleyen dönemde, ayaz'ın kendi yerlerine geçebileceği korkusuyla sultana;
"Efendim... ayaz kulunuz, her gün akşam olup saraydan ayrılmadan önce, elinde bir poşetle hazine odanıza giriyor.. muhtemelen hazinenizden bir şeyler yürütüyor" demişler... Maksatları seyis ataz'ı sultanın gözünden düşürmekmiş.. Sultan , ayaz'ın ahlakından Emin olmasına rağmen bir iş çıkışı kendisini bizzat takip etmiş...Seyis ayaz, yine her zaman olduğu gibi saraydan ayrılmadan önce hazine odasına girmiş... elinde götürdüğü poşetin içinden eski seyis kıyafetlerini çıkarmış.. üzerine giymiş.. ve kendi kendine;
"Bak Ayaz...Sen bir seyistin... Sultan seni aldı... Bu sarayda görevlendirdi... Hiçbir zaman nereden geldiğini unutma.. efendine karşı da sakın ha bir ihanet içinde bulunma" demiş... Sonra üzerindeki seyis kıyafetlerini çıkarmış... Poşetine koymuş... Sarayda giydiği kıyafetlerini giymiş.. hazine odasından çıkmış ve saraydan ayrılmış.. Sultan onun bu halini görünce; Seyis Ayaz'ın değeri onun gözünde bir kat daha artmış..Sultan, bu seyisin değerini biliyormuş... Ve Onu Üstün ahlakından dolayı seviyormuş... Fakat onun hem ne kadar dürüst hem de ne kadar akıllı olduğunu yanındakilere de ispat etmek için bir gün hepsini odasına toplamış... Oradakilere;
"Kıymetli vezirlerim ve hizmetlilerim... Şu anda hepinize izin veriyorum... Hanginiz bu odadaki neyi toplarsanız, sizindir...Elinizden almayacağım alıp götürebilirsiniz.." demiş.
Herkes odadaki kıymetli ne varsa ona saldırmış... Kimisi kavuğa, kimisi kafana, kimisi kıymetli mücevheratlara saldırmış..Seyis Ayaz, bir hamleyle Sultanın yanına gelmiş ve sıkıca sultanın kolundan yakalamış. Sultan Gazneli Mahmud'un yanındakiler şaşırmışlar.
Allahu Teala sana et süt peynir kaymak gibi gıdalar tattırmayı Murad ediyor... Bunun için 4 ayaklı 4 memeli sevimli mi sevimli inekler keçiler koyunlar yaratıyor...
Allahu Teala sana yumurta yedirmeyi Murad ediyor.. Bunun için iki ayaklı sevimlimi sevimli tavuklar yaratıyor.. tavukların devamlılığını sağlamak için de horozlar yaratıyor..
Allahu Teala sana sebze meyve ve çeşitli nebatat tattırmayı Murad ediyor... Bunun için bulutlar şimşek Rüzgar ve Güneş yaratıyor...
Allahu Teala seni yaratmayı Murad ediyor.. Bunun için bir anne ve bir de babayı vesile ediyor...
İnek sebeptir...et ve süt sonuçtur...
Tavuk sebeptir yumurta sonuçtur...
Senki korkuyu korkutan soylu cengaver...
Seninle yazılır en büyük destan..
Seninle yazılır en soylu tarih..
Seninle yıkılır karanlık devrim...
Seninle son bulur akan bu kan..
Sen yürürsün rüzgar yürür, güneş yürür, ay yürür..
Ömür,,
İç çekerek sustuğumuz 'Hiç' ler, yaşayamadığımız
'keşke'ler..
Yaşadığımız 'neyse'ler..
İçimizde tuttuğumuz 'ÖYLE İŞTE' leride barındıran nefes sarmalıdır
Suyun hafızası vardır..kendisine söylenen herşeyi kaydeder...Yanında konuşulan konuşmalara göre, su kristalleri değişir dönüşür...Bu yüzden, Kur'an veya mevlid toplantılarında, orta yere bir sürahi su bırakılır...Kuran okunduktan sonra dileyenler o sudan içerler...Yine, kavga veya gürültünün bol olduğu bir mekanda, bulunan sudan içmek zararlıdır...kişinin bedeninde negatif tesir oluşturur..Bu yüzden, kavga veya tartışma olan bir ortamda, sürahide veya bardakta bulunan suyu, içmek yerine,onu bir çiçeğin dibine veya yer silme kovasının içine döküp yenisini doldurmak daha efdaldir... Bir suyu içmeden önce, suyunda duyacağı şekilde besmele çekerek suyu tüketmek büyük bir şifa kaynağıdır... Yine, içeceğiniz suyun içine Kur'an ayetleri veyahut Allah'ın esmalarını üfleyip içtiğinizde suyun kristalize yapısı değişir... Vücudunuza şifa olur..
Suyun bir başka faydası da vücuttaki negatif elektriği pozitife çevirmesidir.. Bu yüzden, abdest tazelemek güzeldir... İnsanlar abdest tazeleyerek vücutlarındaki elektriklenmeyi atarlar... Yine, sinirleriniz bozuk olduğunda veya kendinizi gereğinden fazla elektriklenmiş olarak hissettiğinizde, ılık bir suyla duş alıp gusül abdesti tazelemek de vücuttaki tüm negatif elektriklenmeyi alır götürür...
Şimdi gelelim bedenimize... Vücudumuzun 3/4'ünün sudan ibaret olduğunu daha önce defalarca yazmıştık... Evet bedenimiz bir deredir, bir denizdir, bir okyanustur... Nasıl ki akarsular güneşin ayın ve gezegenlerin hareketlerinden etkileniyor... Ve belli dönemlerde gelgitler yaşıyorsa, bedenimizde Tıpkı bu akarsular gibi güneşin ayın ve gezegenlerin hareketlerinden etkileniyor... Zaman zaman gelgitler yaşıyor... Hani dolunay zamanlarında insanlar daha asabi olurlar ya... İşte bunun sebebi bile, budur...
Bunun dışında; bedenimiz sadece mideden beslenmez... Aynı zamanda işittiklerimizden, dokunduklarımızdan gördüklerimizden ve konuştuklarımızdan da beslenir... Nasıl ki; bardaktaki suya dua okuduğumuzda, su kristalleri değişiyor, su şifa kaynağı oluyorsa..., kötü ve sesli konuştuğumuzdada, yine su kristalleri değişiyor..negatif elektrik yükleniyor...vüvudumuza hastalık taşıyor...
bedenimizin, 4'te 3'ü sudan ibaret olduğu için, ruha hitap eden şeyler dinlendiğinde ve konuşulduğunda, vücut şifalanıyor..Nefse hitap eden kötü şeyler dinlediğinde..gıybet dinlendiğinde, küfürlü ve kavgalı konuşmalar dinlediğinde ve konuşulduğundada, vücut ruhen ve bedenen hastalanıyor..
Yani anlayacağınız; suyunda kulakları ve ruhu vardır..Sizin dinlediklerinizi ve konuştuklarınızı dinler...sizi hisseder..Bu yüzden, kendi başınıza dahi kaldığınızda, konuştuklarınıza ve dinlediklerinize dikkat edin...konuştuklarınızla ve dinlediklerinizle bedeninizdeki suyu kirletmeyin..bozmayın..nötrolize etmeyin...Az konuşun..Çokça tefekkür edin....Su gibi olun..Su gibi aziz olun... şimdilik diyeceklerim bu kadar...
Kur'an-ı Kerim'in onlarca ayetinde"Tağuta tapmayın" emri vardır.... işin ilginç yanı, Müslümanların %80'nin bu ayetlerden haberi bile yoktur... İnternetten sorgulattığınızda bu ayetlerin sadece 6-7 tanesini verir.. geri kalan 19-20 ayet hiçbir şekilde size ikram edilmez...
Peki Tağut nedir..?
Tağut,güç zehirlenmesi yaşayarak kendisini ilah zanneden ve öyle ilan eden kişi veya yönetim sisteminin adıdır..Dediğim gibi; Tağut bazen bir insan bazende bir sistemdir..ve sistemin özünde zorbalıklada olsa, zulümlede olsa, yönetilenlerin tamamını kendisine mecbur bırakma ,boyun eydirme, secde ettirme durumu söz konusudur....Ön perdede insan veya sistem görünse de perdenin arkasında şeytan (devil) vardır...Mesela firavun tağuttu..Nemrut tağuttu...Şimdilerdede siyonizm tağuttur..İsrail şu anda tüm dünya için tağuttur..Ve maalesef dünyanın %98'i tağut ile yönetiliyor.. isteyerek ya da istemeyerek tağuta tapmak zorunda bırakılıyor.. yönetim sistemi siyaseti ticareti sporu, sanatı,dini diyaneti, medyayı, aklınıza gelen her şeyi tağut yönetiyor...
Dahada vahim olanı; din adamları bu ayetleri okumaktan imtina ediyor...Çünkü, tüm ülkelerdeki dini kurumlar, tağut sistemine eklenti olarak yönetiliyor..Sesini çıkaran sistem tarafından zulme maruz kalıyor...uzaklaştırılıyor .. Yani anlayacağınız;
"Sen haklısın ya musa..Ama karnımızı firavun doyuruyor" dediğimiz noktadayız...
Fakat şunu bilmekte fayda var..Tağut kendi gücüyle toplumlara hakim olamaz... Ona o gücü o kuvveti veren, bizim amellerimizin kötülüğüdür... Dolayısıyla sistemin değişmesini, tağut sisteminin yıkılmadını istiyorsak, önce kendimiz değişeceğiz.
-Taif'te taşlanmayana Miraç yok...
-Sıcakta taşın altında haşlanmayana ezan yok...
-Bacakları ikiye ayrılırken Allahu Ekber demeyen sümeyyelere cennet...
-Anne sözü dinlemeyene hırka yok...
-Malına kıyamayana peygambere yol arkadaşlığı...
-Ölüm pahasına peygamberin yatağını doldurmayı göze alamayana Ali'lik yok...
Taklidi inançtan tahkiki inanca..
Taklidi ibadetten tahkiki ibadete...
Taklidi hal ve tavırlardan tahkiki hal ve tavırlara...
Taklidi yaşamdan tahkiki yaşama...
Taklidi tövbeden tahkiki tövbeye...
Taklidi beslenmeden tahkiki beslenmeye...
Tarihte, ölçüde tartıda ticarette adaletsizlik yaptığı için... haksız rekabet ortamı oluşturduğu için... fiyatlama hususunda insanları zor durumda bıraktığı için... adaletsiz bir yaşamı tercih ettiği için deprem ve gökten yağan ateşle helak olan bir kavim var desem kaç kişinin aklına medyen ve Eyke halkı gelirki...Hemen hemen hiç...
Evet...Hz. Şuayb peygamber, Medyen ve Eyke halkına gönderilmiş olan bir peygamberdi..Kendisi, tatlı üslûbu ve güzel anlatımından dolayı "peygamberlerin hatibi" olarak anılıyordu..Gönderildiği kavim, ticari anlamda adaletsizlik konusunda ölçüyü tartıyı o kadar kaçırmıştıki, Halka Allah'a inanmalarını, ticarette adil davranmalarını öğütlemesine rağmen, halkı onu yalanlıyor..." Eğerki arkanda saygın bir sülalen olmasa seni recmederdik" diyorlardı...Halkın malını kötü gösterip, düşük ücretlerle satın almak, onlar için övünç kaynağıydı... Bir tarafta hakkını alamayan mazlumlar.. diğer tarafta şımarık ve kendisini uyanık gören zalimler vardı...Yani apaçık bir zulüm hüküm sürüyordu..Toplumda baskı, zulüm ve menfaat çetesini kurmuş olan Medyen’in ileri gelenleri, düzenlerinin bozulmasını istemedikleri için hz. şuaybı yalanlıyor..onada dilleriyle zulmediyorlardı..
Ama hz. şuayb, hiç vazgeçmedi...tebliğe devam etti.. Fakat, kavmi inkara ve alışverişte adaletsizliğe ısrarlıydı... Bunun üzerine Medyen kavmi şiddetli bir deprem ve sesle, Eyke halkı ise gökten kendilerine yağan ateşle helak edildi.
Oysaki Hz. Şuayb onları helak olacakları konusunda defalarca uyarmıştı...Bu durum (Hud suresi, 11/84-88. ayetlerinde söyle. bildirilmişti;
“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum. Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin. Eğer mümin iseniz, Allah’ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!