'Tarihi Allah yazar; biz sadece nerede duracağımıza karar veririz.' demişti Bilge kral Aliya İzzetbegoviç...
Evet...
Biz , müslüman Türk milleti olarak, hiç bir zaman kuş bokuna bağdaş kurup keyif çatlatanlardan olmadık...
Hep cephedeydik...Hep savaştık..
Çünkü biliyorduk ki,
Ne yeryüzündekiler, nede gökyüzündekiler seyirci koltuğuna oturup, filmi izleyen, sözde cesur insanlara gıpta ile bakmazlar...
Vakit, hergün en az bir kerede olsa TARIK SURESİNİ okuma vaktidir..
Tövbe kapılarımız sonuna kadar açılmışken, dünyevi işlerden sıyrılıp..Güncel hsyatımızdan vakit ayırıp.. maniviyata ve tövbeye eğilme vaktidir..Herkesin meyli neye ise, imtahanı onla olur..Ve bu imtihan tüm dünya insanları için virüs ile birlikte başladı bile..Bu yıl DABBE yılıdır.. Dabbetül arz'ın ebced hesabındaki sayı karşılığı 1441'e denk gelir..Biz ise şu anda kameri takvime göre 1441 yılının içindeyiz...Dabbe geldiği vakit herkesin imtihan sonucunca mühürleneceği bilindiğine göre haydin tövbeye..
Belam bin baura, ismi azam duasını bilen...Bu sebeple ettiği her duası Allah tarafından kabul gören,önceleri iyi bir mümin iken, daha sonra Hz. Mûsâ ve kavmi aleyhine hile tertiplediği için cezalandırıldığı rivayet edilen kişidir. Evet... Belam bin baura ,bizzat hz Musaya biat etmemiş...Fakat, hanif dini üzerine iman etmiş alim bir zattı... kendisine allah tarafından ismi azam duası öğretilmişti..Bu yüzden kimin bir haceti olsa kendisine gelir, dua isterdi...
Mûsa (a.s.) kavmiyle birlikte, Ken'âniler' in Şam'daki topraklarına girmişti... Bu sırada Bel'am, el-Belkâ köylerinden Bal'â'da bulunuyordu... Ken'âniler'den bazıları Bel'am'ın yanına gelerek:
"Ey Bel'am, Mûsa İsrâiloğulları'nın başında olduğu halde bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek üzere topraklarımıza girdi . . Bizim ülkemize İsrâiloğulları'nı yerleştirecek... Senin kavmin olan bizlerin ise yerleşecek bir yerimiz yok... Sen duâsı kabul edilen bir kimsesin... Onları defetmesi için Allah'a duâ et", dediler. Bel'am: "-Yazıklar olsun size! O Allahın elçisidir; melekler ve mü'minler de onunla beraberdir; onlar aleyhine nasıl bedduâ edebilirim! Bildiğimi (ismi azam duasını) bana Allah öğretti... Onu nasıl Allah'ın elçisi aleyhine kullanabilirim" diye red cevabı verdi... Kavmi duâ etmesi hususunda ısrar ettiler...Belam ikna olmadı..Bunun üzerine belam bin baura'nın eşinin yanına gittiler... Ona türlü çeşitli hediyeler götürdüler... ve kocasını ikna etmesi yönünde ricada bulundular... hanımı belam'a konuyu ilk açtığında, belam hanımına da aynı tepkiyi verdi... Fakat hanımı altından girdi üstünden çıktı belamı Hz musa'ya ve ordusuna beddua etmesi hususunda ikna etti....Bel'am da eşeğine binerek, İsrâiloğulları'nın çıkmakta olduğu dağa doğru ilerledi... Bu dağ, Husban dağıdır. . Biraz gittikten sonra eşeği yere çöktü... Eşeğini sopa ile vurarak kaldırdı... biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü... Bel'am yine vurarak, hayvanı yürümeye ikna etti... Biraz yol alınca eşek yine çöktü. O, yine eşeği yerinden kalkıncaya kadar dövdü... Nihayet eşek, Bel'am aleyhinde bir delil teşkil etsin diye, Allah'ın izni ile dile geldi ve şöyle dedi:
O sırada Tâûn İsrailoğulları arasında alıp yürümüştü. Fehaz ibni Ayzer geldiği zaman, durumu kendisine haber verdiler. Fehaz ibni Ayzer mızrağını eline aldı. Mızrağı tamamen demirden yapılmıştı. Sonra kulübeye girdi. O sırada adam ile kadın yatakta idi. Mızrağı ikisine birden sapladı. Sonra ikisi de mızrağa geçirilmiş olduğu halde dışarı çıktı. Fehaz onları mızrağına geçirmiş, dirseklerine dayanmış ve mızrağı sakalına yaslamıştı. Onları o şekilde havaya kaldırdı ve şöyle dedi:
– “Allah’ım! Sana isyân edeni biz böyle yaparız.”
Tayyi mekan, mekan değiştirme, bir mekandan başka bir mekana aracısız ve vasıtasız olarak yolculuk yapmak demektir.ilk duyuşta insana inanılmazmış gibi gelen bu konununn, modern bilimin kanunlarına ters olması, yaşanılamaz bir şey olduğunu göstermez...
Mesela rüya görmek, tayyi mekâna örnektir..
Peygamber efendimizin Miraça yükselmesi Tayyi mekana örnektir.
Hz Süleymanın yanındakilerden birinin, Belkıs'ın tahtını getirmek için Hz Süleyman'ın yanından ayrılıp, saniyeler içerisinde tahtı Hz Süleyman'ın sarayına getirmesi tayy-ı mekan olayına örnektir.
Bursa kadısı Aziz Mahmut Hüdai hazretlerini bulunduğu mertebeye yükselten, onun kadılıktan istifa edip, Üftade hazretlerinin kapısında öğrenci olmasına vesile olan olay, yine bir tayy-i mekan olayıdır.. hatırlarsanız, bir kadın Bursa kadısı Aziz Mahmut Hüdayi hazretlerinin huzuruna gelip, 'birkaç gün içinde hacca gidip geldiğini iddia ettiği için kocasını yalancılıkla suçlayıp, kendisinden ayrılmayı talep etmişti..Bu konuyu duyan Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri hayrete düşmüş, tüm deliller, adamın gerçekten birkaç aylık hac yolunu birkaç günde gidip geri döndüğünü gösterince kadılığı bırakmış.. Üftade hazretlerinin kapısına talebe olmuştu..kadı Mahmut efendi, bir tayyi mekan davası sonucunda üftade hazretlerine talebe olmuş, akabinde de Aziz Mahmut Hüdayi olmuştu.
Tayyi mekan olayında, gezen şey, beden değil, ruhtur..Bir başka deyişle, ruhun bedene galip gelmesi sonucu, ruh bedeni terk ederek aynı anda birkaç mekanda bulunabilir.
Tencerede Ne pişirirseniz kaşığınıza o gelir... Allah'tan ne dilekte bulunursanız, karşınıza o çıkartılır...
Allah'tan güçlü olmayı isterseniz, Allah sizi ringe atar...Ve karşınıza size güçlü olmayı öğretecek zorluklar çıkartır..kiiiii,bu zorluklar zorluk değildir aslında... Her biri size güçlü olmayı öğretecek bir öğretmendir...
Allah'tan bilgelik ve bilgi isterseniz, Allah Karşınıza çözülmeyi bekleyen sorular, sorunlar ve sorunlu insanlar çıkartır...kiiiii, bunların hiçbiri sorun değildir aslında..Herbiri, size bilgelik yolunda formüller öğreten bir kitaptır...
Allah'tan cesaretli biri olmayı isterseniz, Allah, karşınıza maddi manevi savaş vereceğiniz, sizi zorluklara karşı dirayetli olmayı öğreten arızalı insanlar çıkartır...kiiii, bu insanlar arızalı değildir aslında... Allah sana o insanlar üzerinden, cesaretli olmayı öğretir...
Nefse en zor geleni,Allahın sizin hakkınızda hayırlı dilediğini dilemek gayrısından vazgeçmektir...kiiii, buda, hakkın, dilemesinden ziyade, sizin halisâne niyetlerinizin kaderinize yansımasıdır...
Bu dünya bir handır..Hancıdan ne isterseniz, ve karşılığında ne verirseniz, heybenize o konur...
Bir tırtılın kelebeğe dönüşebilmesi için, tırtılın başının ve bedeninin büyüyüp, kozasının içine sıkışması lazımki, tırtılın bedeni, o halden kurtulmak için bir çare üretsin..Ve kozadan kurtulsun...Tırtıl, kelebek olmak için kozanın içine girmez... kozadan kurtulunca kelebek olacağını bilmez.... çaresizce kozanın içerisinde, son nefesini beklerken, hiç ummadığı anda, Yaratıcı "ol" der...Ve tırtıl kelebek olarak hayatına devam eder...
Demekki neyi idrak etmemiz gerekiyormuş.. ..Tırtılın kainatta yok olmadığını....kozada sıkışınca,ve artık kozanın içerisinde nefes alamayacak duruma geldiğinde kendisinden yeniden varolduğunu idrak etmemiz gerekiyormuş..işte insanoğlu da böyledir... İnsanın yeryüzüne gelmesindeki maksat, tekamül mertebelerini birbir aşıp rabbine kavuşmaktır.. insanın tekamül atlaya bilmesi için, halden hale geçebilmesi için, Tıpkı tırtıl gibi beden denen kozaya sıkışması gerek...hem ruhunun hemde bedeninin gereken sıkışıklığa gereken doygunluğa ulaşması gerek...Acıyı sıkıntıyı ve kederi iliklerine kadar hissetmesi gerek...Allahın muradı kullarına dert vermek değildir..kulunu gereken olgunluğa ulaştırıp, onu beden kozasından çıkartıp, kelebeğe dönüştürmektir.. Bu gerçeği idrak eden kişi hiçbir şeyden şikayet etmez... Karşısına kim çıkarsa çıksın.. hangi olay çıkarsa çıksın... Hepsinin kendisi için hazırlanmış bir müfredat olduğunu bilir...
Her ne kadar bizler görmesekte, sistem tamda işlemesi gerektiği gibi işliyor.. merkezefendinin;
"Eğer dünyada bir şeyleri değiştirme hakkım olsaydı bile,ben hiçbir şeyi değiştirmezdim..Herşey merkezinde ve güzel" dediği gibi işliyor... Hani Efendimiz;
"Rabbim bana eşyanın arkasındaki hakikati göster" diye dua edermiş ya....işte biz o perdenin arkasını göremediğimiz için, her olayda kalbimizin üzerine koca bir öküz oturmuş gibi acı çekiyoruz...
Oysaki zahir değil,bâtın önemli...
Bilim adamları yaptıkları araştırmada karıncaların kış için ihtiyaç duydukları tahıl ve tohumları topladıktan sonra yuvalarında depolamadan önce, bu tohumları ikiye böldüklerini keşfettiler...çünkü onları ikiye bölmek yağmur ve filizlenme koşullarında bile filizlenmelerini engelliyor..
Ancak bilim insanları karınca yuvasında depolanan kişniş tohumlarının 2 parçaya değil ,4 parçaya ayrıldığını öğrenince şaşkına döndüler...
Laboratuvar araştırmalarından sonra bilim insanları kişniş tohumunun ikiye bölündükten sonra filizleneceğini ,ancak dört parçaya bölündükten sonra filizlenmeyeceğini keşfettiler....
Peki bu küçük yaratıklar tüm bunları nasıl biliyor?
Ona bu ilmi veren kim...
Toplumsal ve ahlaki dezenformasyonu organize edenlerin elleri, altı yaşındaki kız çocuklarına kadar uzandı maalesef..
Bunun sebebi ise insanların ne Kur'an'ı Kerim'in getirdiği yasaklara, nede devlet erklerinin koyduğu yasalara uymuyor olmasıdır..
Sol cenah doğruluğuna ve yanlışlığına bakmadan,ne bulsa, islamı ve müslümanları kötülemek için bir erguman olarak kullanma hususunda çok yeddah..Bu hususta, asla vicdani davranmıyor...Onların Allaha hesap vermek gibi bir korkuları da olmadığı için, ya yalanı ve iftirayı mübah görüyorlar..yada at gözlüğü ile baktıkları için, gerçeği araştırma ihtiyacı hissetmeden gerçekten inanıyorlar...
Sağ cenahta, hakkında bilgi sahibi olmadığı birçok şeyin peşine düşüyor..En bariz hataları ise, fitne zirveye vurmadan, açıklama yapmıyor olmaları..ortaya atılan yalan veya iftira furyası büyüyor büyüyor...Fitne halini alıyor...O zaman konu ile alakalı olan kişi ortaya çıkıp, iki kelam etme lüzumu görüyor..Olan yine müslümanlara oluyor..Atı alan Üsküdarı geçiyorda, sağ cenah bu huyundan vaz geçmiyor maalesef..
Mesela; gündem 6 yaşındaki kız çocuğunun evlendirilmesi.... Öncelikle şunu belirteyim ki; böyle bir olayın vuku bulduğuna asla ve asla inanmıyorum.. Buna sol cenahta inanmıyor.. ama her zamanki gibi inanmış gibi yapıyor... Ve sevabına günahına bakmadan, olayı topluma çok güzel pazarlıyor..Nasılsa biliyorlar ki, ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar... asla ve asla bir yaptırımla karşılaşmayacaklar.... Gelelim sağ cenaha... Sağ cenah ise, sol medyayı iftira atmakla suçluyor... Fakat ortada bir iftira yok aslında.. bizzat iddia edilen olayın içindeki kişi tarafından mahkemeye intikal etmiş bir dava..ve verilmiş ifadeler var... Yani ortada bir müfteri varsa, kiii, kalbim öyle olduğuna kanaat getiriyor... Bu müfteri sol cenah değil..Gidip şikayette bulunan ve 6 yaşından beri tecavüze uğradığını ve evlendirildiğini iddia eden bayan... Sol cenah bu dava üzerinden müslümanların üzerine yürüyor.. Bu dava üzerinden hem Müslümanlara hem de adı geçen cemaate ve vakıfa saldırıyor..Oysaki, ortada bir suç varsa, bu suç şahsidir..Ve şahısları bağlar...Ne müslüman alemini bağlar..Ne cemaatleri..nede partileri bağlar..
Ama ortada bir suç yoksa da, bu defa hakkında bilgi sahibi olmadığı halde, müfteri ile birlikte hareket ettiği için büyük vebaldedir...
Kimin kim olduğunu... Kimin insanlığının kaç gram geldiğini toprağın altında görecek insan...
Her hastaya aynı reçeteyi yazmaz doktor...Herkesin hastalığına göre yazılır ilacı...Her birimizin hastalığı ve aldığı yara başka başkadır..
Kimimiz içkiye mübteladır..Kimimiz karıya, kıza, herife...Kimimiz maddiyattan muzdaribiz..Kimimiz hastalıktan...Kimimiz imansızlık hastalığı ile biçareyiz, kimimiz ibadetlerimizle kibirdeyiz..kimimizin başı amelsizlikle belada, kimimizinki namazsızlıkla..Kimimizin el alışkanlığı var, göstere göstere çalıyoruz, kimimiz makamımızı kullanarak haber vermeden, yada farkına varmadan alıyoruz..
Kimimiz gıybetle haşır neşiriz, kimimiz iftirayla.. kimimizin başı yalancılıkla belada..kimimiz temizliğimize dikkat etmiyoruz helada... Kimimiz bilerek yada bilmeyerek ayetlerle savaşıyoruz... Kimimiz ayetleri yaşadığımızı zannediyoruz.. fakat farkına varmadan kendi kafamızda yarattığımız Allah'a tapıyoruz... Velhasıl kelam, hepimizin hastalığı başka başka... Dolayısıyla hepimizin alması gereken ilaçta başka başka...
Bir gün efendimize sahabeden biri geliyor..
"efendim bana nasihat edin" diyor.. Efendimiz ona;
"git şunu şunu yap" diyor..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!