Henüz dinlemediğim şarkılarım..
Kanat çırpan martılarımsın gönlümde...
Yürüyemediğim yollarım..
Yaşayamadığım yıllarımsın ömrümde..
İnsanlar öyle bir hale geldiki.. Yaratıcıyı bıraktı..Yaradılanı ilah edinmeye başladı...Mesela güvenlik kameraları... Mesela cep telefonları....Allah'ın bizi her dakika her saniye gördüğünü ve izlediğini bildiğimiz halde düzeltmediğimiz hareketlerimizi, hal ve tavırlarımızı, kamera görüyor diye düzeltiyoruz...Kendimize çeki düzen veriyoruz..Bı iş yaparken, onun varlığını bildiğimizde, ondan uzak yerleri tercih ediyoruz....Calmaktan çırppmaktan...vurmaktan kırmaktan...yanlis hareket yapmaktan,işimizi savsaklamaktan...Rüşvet almaktan..zina yapmaktan o görüyor diye kendimizi alıkoyuyoruz...Oysaki bizler gormesekte Hergun ve her an yanımızda melekler ordusu ile geziyoruz...İçimizde bizden beslenen ifritlerden bahsetmiyorum bile...Allah'tan utanmiyoruz..melekllerimizden utanmiyoruz...şeytanlarımızdan bile utanmiyoruz...Ama kameralara rezil olmaktan utanıyoruz.....Kameraya çekilenlerden dolayı ceza almaktan...linç yemekten.. rezil olmaktan..toplumun gözünden düşmekten korkuyoruz....işin özeti...Allahtan çok,kameralardan korkuyoruz ve utaniyoruz ...Öyleyse, Kameralar için, dünyanın tek gözlü yeni TANRISI diyebilirmiyiz...Evet..pekala diyebiliriz.... Çünkü insanın, korktuğu çekindiği utandığı.. karşısında bir takım şeyleri yapmaktan haya ettiği neyse,tanrısı odur...Bunun cinsi hiç farketmez ...Cahiliye devrinde bunun cinsi taştı..topraktı...Ateşti..helvaydı...Şimdilerde buna birde insan ve makinalar eklendi....Degisen bir şey yok yani....Batıla biat edenlerde, tapılan metanın cinsi değişsede, özü şeytan....
Evet.... Dilmiz, günde bir kaç kez Allah'tan korktuğunu ifade etse de, hal ve tavırlarımız ..vede beden dilimizle sergilediğimiz eylemler örtüşmüyorsa, bu apaçık munafikliktır... Çünkü inanç ispat ister...ispat ve delilimiz ise beden dilimizdir....Yani bedenimiz ile yaptığımız işlerimizdir...Nitekim,Allah dil ile söylenene bakmaz..Amel ile sergilenene bakar... Allah'ın bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu... her an bizim de bizim gözümüzde görüp...bizim kulağımız ile işittiğini bildiğimiz halde, ondan çekinmeyip, kameradan çekiniyorsak, ilahımız Allah değil...kameradır.
Dünya çok büyük bir doğuma hazırlanıyor..Ama bu doğumu gerçekleştirecek olan şey, mevcut siyasal sistemler değil..Mevcut ideolojik sistemler değil...Silah tank top tüfek savaş değil...Bambaşka mucizevi birşey.. Gökyüzündeki ve kainattaki frekansların değişimi...
Şunu bilinki,şu içinden geçtiğimiz süreçte sadece insanlar ölmüyor..Hayatta kalanlarında nefisleri geçici ölümü yaşıyor...İşte o nefsi ölümü tadanlar dünyayı değiştirecek olan, rabbimin seçtiği görevliler...Bu görevliler her alanda ve her dinde mevcutlar şu anda..Ve yazdıklarıyla çizdikleriyle...Anlattıklarıyla yalanladıklarıyla...Uyguladıkları manevi tedavilerle ve öğrettikleri temizlenme ve arınma yöntemleriyle..Adalet namına yaptıkları aykırı çıkışlarla dünyadaki mevcut bilinci çökertmeye başladılar bile...
Eğerki sizinde şiddetli ağlama krizleriniz başladıysa...Geçmişinizle yüzleşmeye başladıysanız..Sürekli olarak imanınızı sorgulamaya başladıysanız..Vijdanınız her zamankinden farklı çalışmaya başladıysa..huzuru artık Allahta ve islamda aramaya başladıysanız...Dünyaya ve dünyalığa karşı şiddetli soğukluk hissetmeye başladıysanız.. nefsiniz ölümü tadmaya hazırlanıyor olabilir..Yani uyanmaya başlamış olabilirsiniz..Ve aniden yaşayacağınız büyük bir şokla ölümü tadabilirsiniz...Bilincinize gelecek olan yeni bilgilerden dolayı sakın ha şaşırmayın..Kendinizi ermiş gibi hissetmeyin..Şifacı gibi hissetmeyin...Yaşadığınız durumu herkesle paylaşmayın, deliriyorsun sen doktora git diyenler olabilir...Siz sakin durun..Allahı anmayı artırın..Bu süreçte bir müddet sosyal medyadan ve gündemle alakalı tüm konulardan uzak durun...Kendinizdeki değişimi seyredin...Ama ne yaşıyorum acaba diye, bilgi edinme eğilimi içine girmeyin sakın...Çünkü şeytanın üfledikleride uyanmaya ve görevlerine başladılar..Medyada onlardan birine denk gelirseniz, yolunuzu şaşırtabilirsiniz...
Evet..2010 yılından bu yana kutlu doğumun sancıları sürüyor..Görevliler görevine başladılar.Bu süreçte herkes birbirini uyandıracak...Bize yanlış öğretilen..Hafızamıza yanlış kodlanan eski bilgilerin tamamı birden bire çöp olacak.. galu belada bizim bilincimize işlenen gerçek bilgiler açığa çıkacak...
Uyanmak dediğimiz şey,ermek veya ermişlik değildir... bir önceki bilinç mertebesinden ölüp, yeni bir bilinç mertebesine gözünü açmaktır...Kişinin seyri sülük yolculuğunun başlamasına iznin gelmesidir..Kişinin dervişliğe bsşlamasıdır..
Uyanan insan, inşirah suresinde bahsedildiği gibi tüm yüklerinden kurtulur..Hava gibi hafifler... Su Gibi Şeffaflaşır...tüm Maskelerinden ve tüm Kirlerinden arınır.. özü ile sözü birleşir...Kişide Tevhid inancı uyanır...Allahı, zahirde görmesede, onun varlığını ve her an kendisi ile birlikte olduğunu hissetmeye başlar...Yani "eşhedü en lailahe illallah" düsturu dilinden kalbine iner..Çünkü kişi gerçekten Allah'ın varlığına şahitlik etmiş olur...Kişinin sadece huyu suyu bakış açısı değişmez..Aynı zamanda gayri ihtiyari bir şekilde çevreside değişir... Daha önceki bilinç mertebesinde tanıdığı insanların hiçbirinin konuşması, gülmesi, bakış açısı, hitabeti, ideolojisi kişiyi tatmin etmez... Kişi kendisi gibi uyananları aramaya başlar..
Uyananlar, uyananları hitaplarından tanır...Yazılarından tanır...Hal ve tavırlarından tanır...tercihlerinden tanır..Bu süreç çoğu insanda kırklı yaşlarında başlar...Fakat, ibadete ve itikada göre daha önceki yaşlardada başladığı olur...peygamberlerin ve evliyaların 40'lı yaşlarda görevlerine başlaması bu sebepledir..Yani kırk yaş tesadüf değildir... Bu konu hakkında yazacak çok şey var.
Uyanmış olan ruhlar, birbirlerini beden elbiselerinden değil..Hitab edişlerinden..Sohbetlerinin derinliğinden tanırlar...
Hitabet dilini bilmeyenler, bazen hergün konuştuğu komşusunun bedeninden mevlana ile konuşurlar..Taptuk emre ile hallleşirlerde,haberleri olmaz...
Dinlemek lazım.. Beden kulağı ile değil..Gönül kulağı ile dinlemek lazım insanları..her kulu hızır bilmek lazımki, gelen fırsatları kaçırmayalım...
İnsanın en uzak yolculuğu kendisinedir..
Döndüğünde ise başkasıdır artık..
Bir fili de yaratan odur.. bir kılı da yaratan odur...Fiilide yaratan odur..Failide yaratan odur....Karıncanın ayak seslerini duyanda odur...Gece ağlayan öksüze ses verende odur...Özünde her varlık birdir...Perde kalktımı ne fil kalır, ne kıl...Ne ses kalır ne yas...Ne ezeli sırlar kalır..Ne de o sırlardan nasiplenen kullar..Ne sen bilirsin, ne ben bilirim
Bu muammayı.. Perdenin önünde "sen" ve "ben" vardır... Perde kalktı mı ne sen, nede ben kalır...Bir O kalır... Birde onun mis kokusu...
Başınıza her ne gelirse gelsin..uzulmeyin...Kabule geçin..çünkü bazı durumlar vardır ki, siz ne yaparsanız yapın..iş olacağına varır...
Gelecek gibi bir kaygınız olmasın.. Çünkü aslında gelecek diye birsey yoktur...Bu kaygı şetytandandır....AN vardır..Hersey anda yaşanıp biter...Dünde yoktur aslında..Bir soluk önceniz dününüzdür..cunku yaşanmıştır ve bitmiştir geri gelmesi imkânsızdır....Yarın aç kalacağının telaşına vehimine kapılıp şimdiden 5 10 ekmek yemenin akılla izah edilir bir yanı olmadığı gibi.. yarına ve düne üzülmekte akıl kârı değildir...Enerjimizi dün için üzülmeye...gelecek için hazırlığa harcarsak, bugün yaşamaya vaktimiz ve ennerjimiz kalmaz.... Anı yaşamamız şaart.. Yoksa, bu kısıtlı zamanda zarar ederiz...
Hayata sürekli müdahale etmek yerine akışına bırakın... Her ne kadar siz yolun sonunu goremesenizde..Ufkunuz bu kadar geniş olmasada, nehrin bağlandığı..ve döküleceği Deniz bellidir. Geminin içi su almadığı müddetçe, sonsuz büyüklükteki Deniz O gemiyi batıramaz... Siz zihninize girmesine izin vermediğiniz müddetçe, olumsuz düşünceler sizin bedeninizin ve beyninizin yıppranmasına katkıda bulunamaz ..Bindiğiniz kayığın sele kapılacağı..veyahutta rotasının şaşacağı ezelden bilinir.. Çünkü kayığın gideceği rota ezelden bellidir..Yaşadığınız her olay sizi gitmeniz gereken yola götürmek için yaşanır...
Siz " Kayığım yolundan saptı...felakete uğradım" zannedersiniz....Oysaki Allahu Teala buna izin vererek, sizi yeni rotanıza yönlendirir...
Sizin bugün ayrıldığınız veya atıldığınız işiniz, gelecekte sizin için hazırlanmış ve kaderinize yazılmış diğer işe yer açmak için biter....Siz öldüm bittim..Aç kalacam zannnedersiniz...Oysaki, Allah size oyalannmanız ve imtihan olmanız için yeni bir kapi açıyordur..siz bilemezsiniz...
Eşinizden ayrılırsınız..veyahutta çok sevdiğin bir arkadaşınızla yollarınız ayrılır....öldüm bittim..yaşayamam..nefes alamam zannedersiniz...oysaki o insan vakti zamanında bir görev için siziin hayatınıza sokulmuştur...Ve o insanın sizin hayatınızdaki görevi bittiği için,yollarınız ayrılmıştır...Hikmeti bilemezsiniz...Hikmeti bilen ve bildiren yalnız Allah'tır...
Kim demiş;
"Ömür uzamaz " diye...
Ömür uzar...Hem öyle bir uzarki, ömrün ne kadar uzayabileceğimi sen bile tasavvur edemezsin...
-yol yaparsın...yada yol yapımına maddi manevi katkıda bulunursun... O yol hizmet verdiği müddetçe, ölsen dahi senin amel defterin kapanmaz...Yaşamaya devam ediyormuş gibi, yaşamdan ve hayırdan nasiplenirsin...
-Çeşme yaparsın.. ya da Çeşme yapımına maddi manevi katkıda bulunursun... İnsanlar o çeşmenin suyundan faydalandığı müddetçe ölsen dahi senin amel defterin kapanmaz...Yaşamaya devam ediyormuş gibi, yaşamdan ve hayırdan nasiplenirsin...
İnsani olarak uzun vadede çok fazla planlar yapmayın .Saniyeler içerisinde külü güle, gülü sele çevirecek bir kader yazgısına sahibiz..Buna sebep olan amellerimiz...
Hz ömerin,
"kaderden kaçmıyoruz..Kaderimizden yine kaderimize kaçıyoruz" dediği yerdeyiz..
Abdulmuttalib'in ebreheye;
"Ben develerimin sahibiyim..onları isterim..Kabenin bir sahibi var...onu o koruyacaktır" dediği yerdeyiz ..
Velevki elinize hafif bir cüzdan alıp alışverişe çıktınız...Cüzdan hafif olsada, onu elinizde bir saat taşıdığınızda, sıkılırsınız... 3 saat taşıdığınızda, o cüzdan gittikçe ağırlaşmaya başlar... 5 saat taşıdığınızda, cüzdan hafif olmasına rağmen kolunuzun ağrıdığını..elinizi hissetmemeye başladığınızı farkedersiniz...
İşte, içinizde taşıdığınız kin ve nefret duygusuda böyledir...Dertlerde böyledir...karamsarlıkta böyledir.. bu duyguları içinizde, kısa süreliğine taşıyıp, sonra beyninizden sildiğinizde size zarar vermez... Kini ve nefreti içinizde taşıdığınız süre uzadıkça, bu yük omuzlarınızı ve yüreğinizi yormaya başlar..organlarınızı yıpratıp, onlara zarar vermeye başlar...Süre dahada uzarsa eğer, organlarınızdan biri iflas eder...İşte hastalık dediğimiz şeyin sebebi budur... biriktirdiğiniz ve içinize sıkıştırdığınız herşey bedene yüktür...Ruha yüktür.. tövbe edilmemiş ve kronik hale gelmiş günahlar da böyledir... insanlara karşı beslenen kin ve nefret de böyledir... İçinize attığınız ve biriktirdiğiniz dertleriniz de böyledir... Bunların hepsi organlara zarar veren hastalık sebebidir...
Sık sık içinizi yıkayın..Beyninizi ve kalbinizi resetleyin...İçinizdeki kin ve nefretle helalleşip, onları omuzlarınızdan indirin...Affedin... İçinizde kime karşı kin ve nefret varsa... Biriktirdiğiniz dert ve tasa varsa hepsi ile helalleşip yol kenarına atın.. ve yolunuza devam edin...Yol sizin değil...Yolun üzerine serpiştirilmiş kum ve çakıl taneleride size ait değil...Torbanıza doldurup doldurup sırtınıza vurmayın .. Siz binek değilsiniz... yolcusunuz...Affedin... Önce kendinizi sonra çevrenizdekileri affedin...Kim, bir başka kulun hatasını affeder ve unutursa, Allahu Teala da o kulun hatasını siler ve üzerini örter...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!