Düşünmek insana özgü bir şeydir.
Zaten düşünebildiği içindir ki insan diğer yaratılmışlardan ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Bu yüzden düşüncesizce hareket etme lüksüne sahip değildir, olmamalıdır.
Allah hesap gününde hiç kimseye “Hangi ırktansın,” diye sormayacak. Onu kendisine iman edip etmediğiyle ilgili olarak hesaba çekecek.
Mademki bu böyledir, bir ırkı bir başka ırkın üzerinde görerek ırkçılık yapmak Allah’ın men ettiği, bir şeyi yaparak günaha girmek demek değil midir?Müslüman Allah’a muhalefet etmez, bilakis O’nun rızası dahilinde amel eder.
Allah (c.c.) katında kişinin ırkı değil imanı değerlidir.
Helâl, dinen yapılması, yenilip içilmesi yasaklanmış olmayan, serbest bırakılmış olan şey demektir. Haram ise bu tanımın tam tersi…
Allah (c.c.) ve Resulü‘nün (aleyhisselâtu vesselâm) bir şeyin helâl olduğunu belirtmesi ya da işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helâl olduğunu gösterdiği gibi, o fiil ya da şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helâl olduğunu gösterir. Çünkü eşyada aslolan helâl oluşudur.
Buna göre bir şey dinin açık hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helâldir, meşrudur. Helâl kavramının 'meşru, caiz, mubah' tabirleriyle de yakın ilişkisi vardır. Bu kavramlar çoğu zaman Helâl sözcüğüne eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.
Her zaman umut etmeye, hayal kurmaya, inanmaya, inanmamaya, çalışmaya, eğlenmeğe, sevmeye, sevilmeye ve daha buna benzer pek çok şeye hakkı var insanın.
Buna “Yaşam Hakkı” denir ve bu hak Yaratan tarafından daha doğduğu gün verilmiştir insana. Bu dünyayı terk edene kadar da ona aittir.
Bunun kullanılması hiçbir fani tarafından engellenemez. Yeter ki kişi kendisinin bu hakkına el uzatılmasına izin vermesin ve onu terk etmesin.
Hayat kayıplardan ibarettir. Kazandığını sandığı anlarda bile aslında kaybetmeye devam eder insan. Çünkü zaman, belli bir istikrar içinde Cenab-ı Hakk'ın kendisine tayin ettiği rotada sür git ilerlemekte ve bu ilerleyiş her an insanın aleyhine gerçekleşmektedir.
Evet, hayat karşısında kaybetmek mukadder… Bundan kaçış yok. Buna rağmen kişi yaratılışının gereği olarak yaşadığı zaman dilimi içinde yine de kendisine düşeni yapmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıyadır.
Hayat karşısında kaybetmek demek, insanın kendi nefsi karşısında da kaybetmesi demektir bir bakıma. Nefsin kişi karşısında elde ettiği galibiyet, ona bir tür tatmin duygusu yaşatır ki bu da nefs için hayatın karşısında kayıpların telâfi edilmesi anlamını taşır.
Her insan içinde birikenleri dışa vurmak istemiştir, zaman zaman. Söylemek isteyip de söyleyemediklerini bir yerlere karalamak isteğiyle eline kalemi kâğıdı almıştır hayatının bazı dönemlerinde.
Ya ilk gençliğinde bir aşk şiiri olmuştur bu sevgiliye yazılan, ya bir gurbet, ya hasret… Ya da ne bileyim bir ayrılık şiiri…
Kimi zaman da bu yazılanlar şiir değil düz yazı olmuştur ama her ikisinde de niyet aynıdır: Yüreğinde birikenleri dışa vurmak, boşalmak.
*- Dost insan hayatının en önemli enstrümanlarından biridir. Ne kadar çok dostu varsa insanın o kadar zengindir.
*- Dostunu kaybetmek istemiyorsan eğer, onu sınamamalısın. Çünkü sınandığını düşünen dost güven kaybeder.
*- Dostundan olmak istemiyorsan maddi ya da manevi ondan hiçbir şey istememelisin. Çünkü bu isteği yerine getirebilmek için yeterli bir imkâna sahip olmayabilir veya böyle bir isteği yoktur. Her iki halde de karşında zor durumda kalır ki insanlar sevdiklerinin karşısında zor durumda kalmaktan hoşlanmazlar. Dost dostun her halinden haberdardır nasılsa ve istiyorsa dostuna yardım edebilir.
Epey bir zamandır moda oldu, cenazeleri alkışlamak, bir de ağıt adı altında bir takım bağırtılarla ortalığı velveleye vermek.
Gerçi cenaze ardından bağırıp, çağırıp ağıt yakmak (ağlamak gözyaşı döküp üzülmek demiyorum) eskiden beri yapıla gelen yerel bazda bir takım cahiliye adetleriydi ama ne var ki son zamanlarda bazı dizilerin bilerek ya da bilmeyerek öne çıkartmış olduğu bu gibi İslam dışı adetler artık her yerde daha çok görülür olmaya başladı.
Oysa biz Müslümanlar cenazelerimizi marş gibi, alkış gibi, ağıt vb. gibi bir takım İslam dışı adetlerle bu dünyadan uğurlamayız.
zil sesleri duyar gibiyim
çın çın kulaklarım
bir yerlerde birileri
beni anıyormuş gibi
Herkes bir şekilde ama dini, ama milli, ama siyasi bir takım anlayışlar çerçevesinde taraftır. Hayatın gerçekleri içinde bu durum çok doğaldır. "Taraf değilim' demek, ben bu dünyada yaşamıyorum," demekle eşdeğer bir durumdur ki böylesi bir söylem gülünç olmaktan da çok abestir.
Her toplum ister istemez değişik sınıf ve katmanlardan oluştuğu için bu gurupların her biri kendi yaşam tarzına paralel bir dünya görüşü, algılaması ve yorumu geliştirir ve buna uygun bir yaşam tarzı oluşturur. Bir toplum içindeki bu çeşitlilik ve farklı yapılanmalar, ister istemez kendilerini ifade eden fikir ve düşünce prensiplerini de kendisiyle birlikte getirir.
Değişik yaşam tarzlarının bir arada bulunması toplumları doğaldır ki bir takım anlaşmazlıklara, sürtüşmelere ve hatta çatışmalara kadar varan sorunlarla karşı karşıya bırakır. Öyle ki bu anlaşmazlıkların çıktığı toplumların bazıları ayrılma, ayrışma noktasına kadar gidebilir. Geçmişte de günümüzde de buna pek çok örnek bulmak mümkündür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!