bir yalanın peşinde
ne yıllar harcadım ben
ak düştü saçlarıma
daha yaşım başım ne
sevmek dediğin nedir
Allah’a (c.c.) verdiklerinden dolayı duyulan minneti dile getirmek olan şükür, ahlâki bir kavram olarak, yapılan bir iyiliğin kadir kıymetini bilip makbule geçtiğini dile getirmek, iyilik edeni övmek, nankör olmamak demektir.
Kul kendisini yaratıp rızıklandıran, koruyup gözeten, Rabbinin bu lütfuna karşılık olarak şükreder. Şükür bir başka anlatımla kulun Rabbini yücelterek övmesi de demektir.
İnsanın Allah’a (c.c.) şükretmesi, O’na duyduğu minnete teşekkür etmesi anlamına da gelir, bir bakıma. Ama asıl şükür verilen her türlü nimeti yerli yerinde kullanmakla olur, olmalıdır.
Bir komşu büyüğümüzün cenazesindeydik. Rahmetlinin defin işlemi yapılırken çoktandır görmediğim bir arkadaşımla birlikte bir kenara çekilmiş sohbet ediyorduk. Havadan sudan, kendi yapıp ettiklerimizden, çoluk çocuklardan işten güçten…
“Ne diyorsun sıraya biz mi girdik dersin? Baksana bizden önceki kuşaktan neredeyse çevrede pek kimse kalmadı. Teker teker terk edip gidiyorlar bu dünyayı.” diyecek oldu lafın bir yerinde.
Tam cevap verecektim ki o biraz ilerimizde bir başına dikilen birini göstererek
İnsan ne kadar şikâyet ederse etsin yaşadığı hayattan memnundur aslında. Bu durumun en büyük kanıtıysa dışarıdan bakıldığında öyle görünüyor olmasına rağmen şikâyet etmiş olduğu hayatı değiştirmek için gerçek bir çaba sarf etmemesidir.
Kişi ne kadar bunun tersini söylerse söylesin durum aynen böyledir.
Sıkı bir sağanak başlamıştı. Yaz olduğu için insanlar hazırlıksızdı ve bir anda sırılsıklam olmuş, daha fazla ıslanmamak için kendilerini kapalı bir yere ya da bir saçak altına atmak telaşı içinde sağa sola koşturup duruyorlardı.
O ise gayet sakindi çevrede koşuşanları tebessümle seyrediyor ve yağmur yağabileceğini tahmin ederek tedbirli davranıp yanına aldığı şemsiyesi sayesinde hiç ıslanmadan yavaş adımlarla yürüyüşünü sürdürüyordu.
Kandil akşamıydı. İnsanlar biran evvel evlerine gitme telaşı içindeydiler. O ise geceleri çalıştığı için işe gidiyordu. Hiç kimsede yokken bir tek kendisinde şemsiye olması da zaten bu sebepleydi.
Bazı insanları överken çoğu zaman söylenen bir takım klişe laflar vardır. Denir ki “Dürüsttür, çalışkandır, kadir kıymet bilir, vefakârdır vb…”
Dürüstlük, çalışkanlık, kıymet bilirlik vs. aslında insan için birer meziyet değillerdir. Çünkü bu ve benzeri kavramlar tıpkı karşıtları gibi zaten insan fıtratında olan özelliklerdir.
İlk insanı yaratırken Allah (c.c.) mükemmel yaratmıştır. Hiçbir eksiği olmadan…
Akşamın kızıllığı Dünya’nın üzerine ağır ağır inmeye başladığında, gün boyunca süregelen çalışıp çabalama ve koşuşturmaca da yavaşlamaya, ilerleyen vakitle birlikte giderek durgun bir hâl almaya başlar.
Zaman artık sanki daha yavaş akar, özellikle yaşı ilerlemişler ve hüzünlü bekleyişlerdeki mahzun yürekler için.
Günün batmaya başlayıp ağır, ağır geriye çekilerek yerini akşamın o tül mavisi rengine bırakıyor olması duygu yüklü, büyülü bir zaman dilimidir, masalımsı...
gitme dur
gece basar uyur kent
uzar zaman
uyuyamam
sesler kesilir yağmur başlar
silinir adın
gelmişim kapına yorgunum
kolum kanadım kırık
sevda yükün omuzlarımda
taşıyamıyorum artık ne olur al üzerimden
ben yıllarca kaçtım hep bu sevgiden
Sana adım atılmasını beklemeden önce sen bir adım atıver. Bu şekilde davranmak muhatabına değer verdiğini gösterir. “Bana bir adım gelene ben on adım giderim,” diye buyurmuş yüce Yaratan.
İlk adımı atmak insanın karşındakini önemsemesi demektir. Kendinden daha bilge, daha ulu görmesi demektir. Kişinin bu şekilde davranması aslında bir bakıma kendi değerini de ortaya koyuyor olması demektir.
Öte yandan ilk adımı atmak ihtimaldir ki olumlu reaksiyonlara sebep olmak gibi bir şansa sahiptir. Dönmüyor olması bile kişiye hiçbir şey kaybettirmez. Bilakis kendi kuruntu ve endişelerinden kurtulmuş olacağı için bir tür vicdani rahatlamaya bile sebep olur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!