Neyim varsa neyim yoksa daima aldın
Bakışlarımı ölü bir deniz gibi bıraktın
Sen kirpik uçlarıma gözyaşlarımı astın
Kazandın sen kazandın hep kazandın
Sen bana bir gülücük bile bırakmadın
Sen bir penceresin. Seninle açarım perdelerimi güne. Ve panjurları yanlara çekerek, seninle bakarım hiç acı vermeyen bir duygu gibi gökyüzüne uzanan tepelere. Seninle bakarım çiçeklerin en yeşiline. Toprağın teninde hissederim hışırtısını rüzgarın otlar sallanırken. Seninle görürüm yüreğim bir fanus gibi iken okyanusların üzerine yağan yağmurun sesini. Sen bir penceresin. Camların güneş ışıklarıyla bir sarıya bir mora dönerken yüreğim perdelerin savrulması gibi duygu rüzgarlarıyla dans eder. Ellerim pervazlarına bir güvercin gibi konarken, dünya kocaman bir gülümsemeye benzer. Sonra havalanırım camlarının buğusundaki ormanın içlerine. Seninle gözlerimi açarım. Hayalimden hayaline bir uçurtma uçururum. Senin adın mavi benim adım ise masmavi olur. Bulutlar yüzdürürüz kalbimizden kalbimize. Sen bir penceresin. Sonra bir rüzgar eser camların kırılır. Dağılır cam kırıkların yüreğimin kadife yerlerine. Panjurların elinin tersi gibi çarpar durur duvarlara. Bense bakarım boynu bükük sokağın asfaltına. Soğuk, karanlık, katı ve sessiz bir asfalt çağırır beni aşağıya. Sen bir penceresin ve ben düştüm düşeceğim her an sokağın katı zeminine. Sonra yıldızlar nasıl çakılırsa gökyüzüne öyle düşeceğim ben soğuk, katı, karanlık yeryüzüne. Sen bir penceresin. Hem yıldız dolu bir gecede perdeleri ve camları ardına kadar açıksın. Hem gözyaşından elbiseler giydirdiğin gözlerime ardına kadar intihar korkusu yaşatan bakış açısısın. Seninle bakarım gözyaşlarım damlarken katı, soğuk, karanlık ıslak zemine. Sen benim hayata bakan yanım, ölüme açılan kapımsın. Sen benim penceremsin. Gün ışıkları dolarken camlarından içime, yüreğim pırlanta gibi parlar. Güneş sıcağını hafif hafif sen rüzgarlarla doldururken damarlarıma, kanım senin için kaynar. Yaşama sevincim, ışığım ve aydınlığımsın. Sen aynı zamanda katı ve sert asfalt zemine yüzünün peçelerini, havalanan perdelerle açan ilgisiz bir bakışsın. Ne zaman gözünden düşsem, beynim parçalanır yerde. Şiirler akar başımın kırıklarından. Son dizenin son kelimesi sızarken soğuk zemine, canım çıkar böylece. Sen bunları nereden bileceksin ki? Hayatında hiç şiir yazmadın ki? Sen benim penceremsin. Buğuların akarken pervazlara, kanım damlar sokağa. Adım silinir camlarından, güvercinlerim yükselir göklere.
Az önce oturduğun sandalye boş. İçtiğin çayın bardağı boş. yüreğimse senle dolu. Neden bir sandalye gibi senin yokluğunu kabullenemiyorum. Neden boş bardak gibi olamıyorum. Neden aşıklar gibi kurnaz olamıyorum. Ağzı laf edenler gibi, bir küsüp bir barışanlar gibi, duygu oyunları yapanlar gibi sevemiyorum. Bir salak gibi seviyorum. Şapsal aşıklar gibi sersemleşiyorum yokluğunda. Neden bir kurşunun silahı terk etmesi gibi seni terk edemiyorum. Neden hep kendimi vuruyorum. Neden kızıl bir göle dönüp, kendimi boğuyorum. Neden kurnaz kediler gibi eriştiğim ciğere güzel, erişemediğim ciğerlere pis diyemiyorum. Yüreğim bir ikamet senedi sanki. Öyle yüreğime oturuyorsun ki kendimde kalkacak güç bulamıyorum. Sanki günahımın içine yapışmış sevap gibisin. Seninle olmam için yanmam mı gerekiyor?
Hani anlamsız ikinci kelimeler vardır ya, kitap mitap, çocuk mocuk, Rize mize gibi... Seni seviyorum derken ikinci kelime anlamını yitirse de sen kelimesi hayatımın bir numaralı anlamı oluyor. Neden hep bir numara oluyorsun. Keşke kitap mitap derken ki gibi ikinci olaydın ve anlamını yitirseydin. Seni beni bilmem derken bile beni bilmiyorum hep seni biliyorum.
Beni severken cennete, canımı yakarken cehenneme inanıyorum.
O parmakların beni gösterir eline düşerim
Kan damlayan ojeli tırnakların beni yaralar
Parlak ışıklı beş yıldızlı salonları bırakarak
Bir yıldız isterim senden mehtabım ol diye
Gözlerindir diyorum katran karası geceye
Bir kadının sadece saçları namusluymuş. Çünkü daha çocukken babası saçlarını okşar benim nadide çiçeğim dermiş ona. Ve babasını o kadar severmiş ki saçlarını sadece ona okşatırmış. Bir perşembe günü annesi onu alıp anneannesinin yanına taşındıklarında bir daha babasını görememiş. Her ne zaman babasını görmek istese annesi ona hep mani olmuş. Babasının bir resmini annesinin çantasından çaldığında hayatındaki ilk hırsızlığı ve ahlaksızlığı yapmış. Sonra annesi ona fotoğrafı sorduğunda bilmediğini söyleyerek ilk yalanını söylemiş. Derken ahlakı bu şekilde bozulmuş. Her erkekte babasının şefkatini aramak istediğinde kendini yatakta bulmuş. O yataktan bu yatağa savrulurken kendini kaybetmiş. Buna rağmen cüzdanında babasının fotoğrafını kaybetmemiş. Bir cuma günü dışarıda ezanlar okunurken o yatakta bir erkeğe bedenini peşkeş çektiriyormuş. Fakat hiçbir erkeğe saçlarını okşatmıyormuş. O akşam da saçlarını okşatmak istemediği için bedenini peşkeş çektirdiği erkeğin hışmına uğramış. Hem dayak yemiş hem gırla küfür. Cabası cüzdanını da erkeğe kaptırmış. Hiçbir şeye üzülmemiş ama babasının fotoğrafının elinden gasp edilmesine çok üzülmüş. O gece saatlerce ağlamış. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Fakat gidecek bir yeri yokmuş. Ağlaya ağlaya merdivenlerden inmiş. Yarı çıplak bir vaziyette sokağa çıkmış. Hepsi camiden yeni çıkmış erkeklerle sokak doluymuş. Ona bakmışlar fakat hiç acımamışlar. Çünkü arsız ve namussuz bir vaziyette olduğu için şeytana benziyormuş. Cemaati ayartabilirmiş. Saçları namuslu kadın oradan uzaklaşmış. Bir denizin kenarına gelmiş. Saçlarını rüzgara vermiş. Dalgalanan saçlarında yıldızlar parlıyormuş. Babasını düşünmüş ve üzülmüş. Denizden esen rüzgar onu üşütmüş. İçi titremiş gözleri karanlık sulara dalmış. Önce gözleri intihar etmiş. Sonra tüm bedeni acılara boğulmuş. Bir sabah ceseti karaya vurmuş. Saçları tertemizmiş. Bedeni ise yalnızmış. Polisler gelip onu morga kaldırmışlar. Hiçbir ziyaretçisi yokmuş. Dışarıda yine ezan okunuyormuş. Sonra belediyeden adamlar gelmiş. Onun kuyusunu kazmışlar. Onu elleriyle mezara indirmişler. Saçları namuslu kadının saçının bir teline dokunamamışlar. Onu öylece gömüp kaybolup gitmişler. Kimsesizler mezarlığında sadece onun kabrinde beyaz güller açıyormuş. Sadece onun mezarında baba baba diye sesler duyuluyormuş. Yağmurlar düşer toprağa. Büyür mezarlarda acının çiçekleri. Yaşamak nedir ki zaten. Bütün çabalarımızın sonucunda bir mezar taşı kalır geride. Bir de otobüs bekler gibi ölümü bekleyişlerimiz yansır gök kubbeye. Sonra ön kapıdan bineriz içeriye ve tacizler, tahrikler arasında ulaşırız son durağa. Kimi skor peşinde kimi aşk peşinde giderken bir bakar ki arka kapı açılmıştır ve inme vakti çoktan gelmiştir. İnişli çıkışlı bir hayatın virajlı yollarında
kimse kimsenin umurunda değildir. Çünkü o otobüste zaten insanlık ölmüştür.
bir matematikçi değilim ama çarpıldım sana ey sevgili
iki sayı arasındaki sonsuzluk ve yalnızlık kadar seni sevdim
bölünen büyük bir sayı gibi yüreğimle ve dahi beynimle
seni hem kan gibi diledim hem canım yanar gibi sevdim
hesaplayamadığım sorular gibi beni yorsan da her daim
Uzar bakışım deniz mavisi gibi ufuklara
Kısa bir hikaye seninle yaşama adına
Aşkınla kalbim çarparken kanatlar gibi
Ah yar!Sevgilim uçur beni martılar gibi
Ey sevgilim sadede gelir gibi gel bana
Akşam eser sahil yeli ruhum bir tül gibi titrer
Rüzgarla yükselir deniz içe dışa serinlik siner
Saçlar dağılır efil efil kalbe dolar bir güzellik
Kumsal seni ister dalgalar ay suretinde yüzer
Kalp yorgun duygu vurgunken bile ışığın yeter
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.Bir gülümsemeyi size çok gören, hemen tokat gibi sözlerle sizi üzen onlarca insan vardır.Bir merhabanın karşılığında” Ne var! ” diyen, ağız birliği etmiş salaklar cuntası vardır.Bu insanların arasında yaşamak, bir kelebeğin karınca yuvasına düşmesine benzer.Hiç insancıl değillerdir ve misafirperverlikleri ise hiç yoktur.Sadece yaptıkları saldırmaktır.
Buna rağmen ayaklarında ne çizme vardır ne de postal.Gayet kibardırlar.Yürüyüşleri bir balerin gibidir.Oysa ayakları kaymasın diye öyle gezerler.Başkalarına şirin görünürler.
Bir sözün karşılığında size cevap bile vermezler.Çünkü kendileri at başlıdır.Hayat telaşı içinde koşturup dururlar.Çevresindekilerin acı çektiklerini hiç görmezler.At gözlüğü takmışlardır.Dikine giderler.Sonra sağındaki solundaki insanlara seni seviyorum derler.
Asla kimseyi sevmezler.Sadece başkalarını geçmek isterler.Koşarlar, koşarlar sonra salak gibi bir duvara toslarlar.Bağıra bağıra yardım ararlar.Tek bildikleri şarkı budur.Ağlayışları duygu doludur.
Bakın çevrenize selam vereceğiniz kaç kişi vardır.O kalitede yaşayan, insanlığını unutmayan kaç kişi kalmıştır.Dağlar, taşlar insan doludur.Oysa hayat çoktan bir samanlığa dönüşmüştür.Artık sussan faydası yoktur.Gelir bir çifte seni bulur.Nal toplarsın başının ağrıdığı o an.
Böyle insanlarla yaşamak çok zordur.Her insan bir dağ olur.Ve böyle insanlarda binlerce uçurum bulunur.Bir çiçek vermek vaadiyle hayatını intihara dönüştürür.Hayatın bir mezara dönüştüğünde ise gelir o çiçeği baş ucuna kondurur.
Ne demek git git gitme ne olursun. Bu şekilde kim dur diyebilir ki acılara. Ters psikoloji neyi geri getirir. Tek yaprakla tablo olur mu? Olmaz; çünkü etrafı boş kalır. Yaşanılan tablonun etrafı boşsa, onu gözyaşıyla doldurmanın anlamı nedir? İlk önce atlet sonra gömlek ıslanır. Sen acılarla ter döktükten sonra o ıslanmış ıslanmamış çok mu?
Mor ne kadar daha mor olabilir? Kırmızı ne kadar daha kırmızı olabilir? Duygularının en kırmızısında ve morundayken insanın kendini daha çok zorlamasının anlamı nedir?
Sal gitsin. İnan gitmek isteyeni saldığında, kanını da salacaksın, ruhunu da salacaksın. Gör gör ne kadar mutlu olacaksın. Onu gördüğünden daha mutlu olacaksın.
Birini yitirmekten daha kötüsü kendi değerini yitirmektir. Unutma! Kendini yitirenin bulacağı hiçbir şey yoktur.
Yağmurun yağışı güzeldir. Aşkla sırılsıklam olmak da güzeldir. Yalnız yağmur suyu içilmez. Bırak içemediğin yağmur suları gidenin ayak izlerini silsin. Sal gitsin. Bir gülsen yağmur sularının sende bıraktığı damlayı güneş parlatsın. Bırak günün ışıkları seni mutlu kılsın.
Gözyaşlarını geri getirenebilene yani seni ağlatmadığı noktaya tekrar geri getirebilene gel demeli. Bu da mümkün değil. Sal gitsin.




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....