Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Yalnızlık yüreğimde derin bir kuyu... Bütün dileklerim birikse de içinde, duygularım yine sensiz. Acılar yağan yağmur altında kuru daldır. Bütün su birikintileri dallarda asılırken, bir umut yeşermez o ağaçlarda ne yazık. Aklımdasın, bir çivi gibi. Ve sana gelmek ateşte yürümektir. Yanarken ayak tabanlarımla, sana koşmak yüreğime su serpecektir; ama sen yoksun. Hüzün ve ıstırap gözlerimin sensizken cezasıdır. Seni görememek, gözlerimi korla dağlamaktır. Bir su birikintisinde yaşar, balıklar. Bil ki göz alıcı balıklar, göz çukurlarımda çırpınmaktadır. Ağlamaktan kupkuru gözler düşer bahtıma. Aşk boyun eğmek midir ey sevgili? Boynum yanında hep kıldan incedir. Neden sevgili seni düşünmek boynuma ip geçirir; hayatımı darağacına çevirir? Ölmeyi istemekteyim, seninleyken ve sensizken. Sen varken de yanımda kaderim değişmez. Ellerin bir silahtır yanımda. Kurşun olurken karşında, beni benimle vurmaktasın. Ey sevgili, yanındayken bile kan içindeyim. Kanım boşalırken yüreğimden, en son damlasında can gibisin, bunu bilir misin? Bir acı tattır aşkın hayatımda. Aşkınla sersemsem ve serseriysem, aşkın hançeriyle öldür beni. En azından kum saatindeki her kum uçsuz bucaksız çöl olmaz bana. Seni beklerken her kum tanesi kadar mecnunum. Ey sevgili ben sana mecburum. Dağların yamaçlarında mor menekşeler, gözlerin kadar güzelken, şimdi neden uçurumları göstermektesin bana. Bir insanım ben. Senin yanında içimde biriken onca suya rağmen, açılmamış bir musluk gibiyim. Bir içimi döksem, dünyanı su basar. Gülüşlerin, bakışların, sesin raptiye gibi dökülür yollarıma. Senden kaçsam da sana gelsem ayaklarım kan içinde kalır. Acıya dayanmak bir yere kadar. Senin bana çizdiğin yol, sonsuza kadar. Sana koşmak, senden ayrılmak sonsuz bir ıstırap yaşatır bana. Söyle sevgili, bir insana çektirilen ıstırap, çektirene ne kazandırır? Ben acı çektikçe, sen mutluluk cümleleri kurmaktasın. Ey sevgili, madem ki o kadar mutlusun, gönlünü eğlendirmek için neden bana çektirmektesin. Ey sevgili bilmezsin ki, birisi acı çekerken bir başkasının ona bakarak gülmesi en adi komedidir. Neden benimle eğlenmektesin? Şu an, şu dakika terk etmeliyim bu şehri. Gel gör ki, terminal sensin, otobüs sensin, bilet sensin. Senden kaçmak istesem de, içimdesin. Ah yüreğim neden seni sever? Ah yüreğim, belki heyecan ister ama; yüreğim heyelana uğrar. Öyle dolarsın ki, yürek boşluğuma, seni içimden söküp atmak için, ölmem gerekir. Yüreğim ah, yüreğim! Kanlı bir eldivensin. Ah yüreğim ah, yine sevgilinin elindesin. Anlaşılan o ki, sevgili ile sen beni katletmektesin. Sen bana onca şiir yazdırmışken, şimdi seni bir kalemde silip atamamaktayım. Yüreğime öyle yazılmışsın ki, senden kurtulmak için gösterdiğim tüm çaba, ya bağrımı yırtmakta ya da hatıran kurşun gibi beynime saplanmakta. Ah yüreğim ah! Sevgili ile el ele verip beni öldürmektesin. Anlaşılan ben katilimi içimde taşımaktayım.

Devamını Oku
Osman Demircan

Zarif bir çiçeğin renklerinde kırmızı dudakların vardır. Bahar dudaklarında şen şakrak kahkahadır. Güldüğün kadar mutlusundur, ağladığın kadar esir. Bırak koyuver gözyaşlarını, sevgilinin adı silinip gitsin. Seni güneşe muhtaç eden, gece karanlığında yıldızlara esir eden sevgili tüm yağmurları yüreğine doldurup da, sana üşüme bırakırsa, uzattığın ellerini geri çek. Çünkü ıslaklık çarşaf çarşaf yatağına sızarsa, sevişmeler sıcaklığını bırakmıştır. Öyleyse sen neden hala sevgilinin kucağındasın? Rutubetli duvarın kopan sıvalarından bir ömür boyu dizdiğin tuğlalar ortaya çıkmışsa, o duvarda sarmaşık güllerine benzeme. Kop sen de o duvardan sıvalar gibi. Çünkü aşkın rengini yitirmiştir. Mutluluk oysa gökkuşağı gibidir. Hiç gökkuşağında siyah gördün mü? Bırak öyleyse sana yağmurlardan sonra güneş olmayanı. Islandığın kadar aşıksın sanma. Sazan gibi çalkantılarda yaşama ve hemen oltaya takılma. Acıdan korkan mutluluğu bulamaz. Fazla acı ise ayarı bozuk saat gibidir. Beklediğin her saat başında dakikalar gelip yanı başından gider. Sonra bakarsın ki saatin ilk beklemeye başladığın dakikadadır. O zaman anlarsın ki ayarı bozuk olan aşkındır. Beklemek ve gitmek yüreğinde bir karanfildir; ya koparır atarsın yüreğindeki tüm karanfilleri ya da gözyaşların benzin olur dökülür ayaklarına da sevgilinin seni cayır cayır yakmasını beklemeye devam edersin. Yanıp tutuşmalarını da aşk sanırsın. Ne zaman aşkın kül olur da dökülür avuçlarına o zaman anlarsın ki aşk cehenneminde yanan sadece sensin. Böyle bir durumda kimi günahkar ilan edebilirsin ki? O cennetinde mutluyken sen o cennetten kovulan iblis gibi böğürürsün. Bu dünyada fazlalık gibi yaşamaya başlarsın. Ses verdiğin kulaklarda başka aşk şarkıları çalmaktaysa, kimseye aşkını duyuramazsın. Sevgili başka tenlerde bornoz iken, su iken, sabun iken, sen sadece perde olarak durabilir misin? Aşkını sen saklarken sevgili kendini sevişmelerle açığa vurursa, sevgini namuslu sayar mısın? O sevişirken başkalarıyla sen yanından eğik gidersin. İşte en kötüsü budur. Sen giderken sevgiliyi sevişirken bırakmak. Sen sevgiliden bir gözyaşı beklerken, onun gözlerinde başkalarının mutlu silüetleri sana el sallar. Senin görmek istediğini o görmezse bakışlarda ayrılık başlar. Sen giderken tüm aynalarda sana bakan onun gözleri yoksa, çık aynaların karşısına saçını tara ve kendine gülümseyerek bir haber vermeden oradan ayrıl. Sana yakışan da budur. Senin kaliten kadar, aşkın da kalitelidir. Senin değerini bilmeyenin yanından etiketini söküp ayrıl. Başkasına kollarını açandan çek ellerini. Başkasına sarılanın elleri hayatında fazlalıktır.

Devamını Oku
Osman Demircan

Saçını okşadıkça elimi cehenneme çevirdin.
Avuçların, yakıcı yerinden yanardağlar içirdi.
Yüreğimde yangın gibi hararetin ilerleyiverdi.
Sen Hristiyan ben Müslüman aşk dini geçti.

Devamını Oku
Osman Demircan

Biz edebiyat kitabında yer alan matematik probklemi gibiyiz. Kim anlar problemimizden sevgili. Daha çarpım tablosunu bile ezberleyemeyenler mi? Yoksa iki kelimeyi bile bir araya getiremeyenler mi? Boşver sevgili... Biz güzel bir yüzden dökülen yaşlar gibiyiz. Ne güzel ağlıyor diyenler mi bize mutluluk yüzü gösterecek sevgili. Biz sokak çatışmasındaki yanan lastikleriz. Hangi taraf yangınımıza bir son verecek sevgili. Tüm eller yumruk gibi havaya kalkarken, biz mutluluk şarkılarında gezen parmaklar mı olacağız. Kör kuyularda bizi görecek bir çift göz beklerken, bize mezar açan ellerden mi insanlık göreceğiz. Yok yok sevgili unut gitsin. Bu mutluluk şarkısı dudaklarımızda bir şarkı olsun. Notalara vuralım öpüşlerimizi. Öpüşe öpüşe anlatalım birbirimize dertlerimizi. Biz duvarlara yazılmış militarist yazılarız. Sokak köpekleri gelip dibimize küçük tuvaletini yaparken, kim okuyacak ruhumuzu sevgili. Sen bir karanfilsin ben ise seni sımsıkı tutan bir el. Seni böyle sımsıkı ve sımsıcak severken, bana uzanan elleri geri çeviririm sevgili. Kimse bundan sakın alınmasın. Seni bırakırsam eğer, ellerimden utanırım. Bizi kim anlar sevgili. Hayatında bir defa olsun adam olup da adam kalmayanlar mı? Bizi kim anlar söyle kim anlar. Hayatında bir defa olsun ter içinde kalmayanlar mı? Dünya bir sağanak yağmurdur bizim için. Ne kaçarız ıslanmaktan ne korkarız şimşeklerin parlamasından. Yeter ki biz birbirimizi anlayalım sevgili. Senin ellerin avuç içlerime karanfil şiirleri yazsın. Benim bakışlarım senin göz bebeklerini okşasın. Senin bir çeşme ol yüreğimdeki kuruyan damarlara ak. Ben bir deniz olayım, ayaklarına mavi renkli halılar sereyim. Birbirime öyle sarılalım ki kökü aynı bir çift ağaç gibi yükselelim göklere. Toprak altımızda çiçek desenli kilim olsun. Bunu gören ağaç altında sevişen sevgililer kudursun. Ben bir kurt olayım dolunayda uluyan. Sen bir asena ol yüreğimdeki karanlığa hükmeden. Sonra dağlar yuvamız olsun. Ben senin yanındayken, çoban yıldızının altında kuzu masalları anlatayım. Dünyaya ve insanlara bakıp kuyruğumu sallayayım.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bugün bir film izledim. Her karesinde sen vardın. Ellerin bir merhametti. Bütün paslanmış parmakların inadına seninkiler altın gibi parlamaktaydı. Ellerindi ihtiyaçlarımı gideren. Ellerindi bana zahmetsiz bir gün geçiren. Senin eline düşmek, parmağında bal olmaktı. Parmakların yürek peteğimden keşke hiç çıkmasaydı. Yüzün gün ışıklarıydı. Seninle yüz yüze gelince, hiç akşam olmasın istedim. Sözlerin yün yastıkları kadar yumuşaktı. Başımı koyup latif sözcüklerine, bir masal kadar hayallerle doldum. Bugün o kadar güzeldin ki, bütün insanlar gölge gibi yerlerde sürünürken, sen ise gerçek bir insan gibi apaydınlıktın. Bugün bütün ışıklar senin üzerindeydi. Loş ışıkların birer parçası iken tüm insanlar, sen bir yıldız kadar ışıl ışıldın. İnsanlar, yemek artıkları gibiyken günün dudaklarında, sen porselen dişler gibi ışıltılıydın. Bugün gözlerin merhametti, bakışların insandı. Öyle güzel bakmaktaydın ki, gözlerinden öpmek istedim o an. İnsanlar kara çarşaflar gibi dolanırken etrafımda, sen kadife kadar yumuşaktın. Öyle bir halin vardı ki, hiç insan görmemiş kadar temiz bir bakışın vardı. Gözlerine girmemişti sanki bir insan sureti. Öyle tatlı bakıyordun. Göz kapaklarında yaşamak istedim o an. Öyle aydınlıktın ki, yeryüzüne cennet indi sandım. Cehennemi görmemek için başka biriyle göz göze gelmemeye çalıştım. Tenekeden şehirlerin, teneke saksılı gülleriydi diğer insanlar. Sen ise, baştan başa çiçek tarhıydın. Çoraklığıma gül bitir diye, yanında toprak olmak istedim o vakit. Ne güzel suret ne güzel insandın. Tüm insanlar uzun yazılardı, sen sadece nasılsın dın. Bütün insanlar kitaplar dolu cümle iken sen sadece, bana güven din. Abartısızdın, sadeydin ve yalındın. Öyle bir hafiflemek yaşadım ki yanında, sanki kıble rüzgarıydın. Sen bugün bir kelebek değildin, bir kelebeğin kanadı hiç değildin. Sen bugün bir kelebek kanadındaki ince çizgiydin. Diğer insanlar ise, demir teliydi. Paslı ve inciticiydi. Bugün durgun bir göldü. İnsanlar sularına düşmüş kütüktü. Sen ise o durgun sularda yüzen tek kuğuydun. Aslında bir insanı kuğuya benzetmek istemedim; ama hata ettim. Sen bugün bembeyaz bir insandın. Sen şiirdin ben mısra. Bir duygunun anafikriydin. Ey sevgili sen ruhumun kır çiçeğiydin. Sen, yaşantıma renk, rüyalarıma huzur katandın. Yaşamanın en zarif yanıydın. Baştan başa bir çocuk parkıydın. Salıncaklarında gülücüklerin uçuştuğu çocuk masumiyetiydin. Ey sevgili ne güzeldin. Ve hala öyle...

Bitmesini istemediğim mutluluktun. Bir beyittin, ruhumun derinliklerinden çıkan:

Ben senin yazın, sen benim yazım

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir rüya dolar billur bahçelere gül yapraklarından ay ışığı gelir
Göğsümde yankılanır hüzzam şarkılar yeniden şiir bestelenir
Ses ve raks dolanır gecelerime gönülden özleyişler dile gelir
Bembeyaz bir gül büyülenir bülbüllerin sedalarıyla ebedileşir

Su dökülür en ucra köşeye yapraklarda gül damlası çişelenir

Devamını Oku
Osman Demircan

Sen istersin ki bildiğim yoldan gideyim, yoldan yordamdan hiç çıkmayayım. Alıştığım bir hayat çizgisinde bir rotada gideyim.Önüme hiç engel çıkmasın istersin. Ayaklarının altında zaman akıp gitsin ve önünde gideceğinle ilgili bir sorun olmasın.Bütün dağlar delinmiş olsun veya dağlardan dağlara köprüler kurulsun.Ulaşacağın yere emin adımlarla gitmek istersin.
Bilmezsin ki tabanlarında ezdiğin senin hayatındır.Bir adım öteye kendi isteğinle gidemezsin ki? O zaman ayakların ne işe yarar ki? Bir iz bırakabilir mi tren. Sen metal soğukluğunda bir hayat istiyorsun.Sağındaki solundaki çiçeği koklayamadıktan sonra yolculuk neye yarar ki? Gideceğin yer belli ise sen de bellisin.Evet bir kurşunsun ya da oksun.İlk kurbanı da sensin. Bil ki aslında ölüsün.
Sen trensin ben deve. Ben yol bilmez kervan bilmez bir deveyim. Tek korkum deve dikeni.Bütün çöl benim,ova benim,yol benim. Hayatın güzelliklerine yol alırım ben. Çirkinim yüzümde çalıların çiçeksiz yanları.Gülüşlerimde bitmeyen kışlar.Donuk bir tebessüm çizerim dudaklarımla.Ama yine de senden çok gülerim.Çünkü ezber şarkılar yoktur dudaklarımda.
Sen pas tutarsın ellerinle.Yağmurlar dökülünce üzerine boyalar akar gözlerinden.Ve sen hala güzel olduğunu sanırsın.Hala güzel günler gördüğünü sanırsın.Oysa rüyalarında bile yeniksin.Kabuslar kaplamaktadır tenini ve geceni.Ay ışığı girmez karanlığına.Esmer bir geceyle sevişirsin.Ve bedenin hala bumbuzdur.
Oysa ben çöl çiçekleri içinde kumlardan çekerim gün ışığını.Kum kadar sonsuzlaşır mutluluğum.Ayaklarımda sıcak bir çöl akşamı olur.Yıldızlar dolar rüyalarıma.Yürürüm yeni heyacanlara ve mutluluklara.
Sen bildiğin yoldan gitmeye devam et.Yolun açık olsun.Bense çizerim kendi yolumu. Yorulsam da bitkin düşsem de bulurum kendi mutluluğumu.Ya da kendi mutsuzluğum içinde yaşarım.Ama bana ait olanı yaşarım.İşte budur beni develeştiren ya da devleştiren. Senden ve başkalarından farklı eden.

Devamını Oku
Osman Demircan

Bugün bir film izledim. Her karesinde sen vardın. Ellerin bir merhametti. Bütün paslanmış parmakların inadına seninkiler altın gibi parlamaktaydı. Ellerindi ihtiyaçlarımı gideren. Ellerindi bana zahmetsiz bir gün geçiren. Senin eline düşmek, parmağında bal olmaktı. Parmakların yürek peteğimden keşke hiç çıkmasaydı. Yüzün gün ışıklarıydı. Seninle yüz yüze gelince, hiç akşam olmasın istedim. Sözlerin yün yastıkları kadar yumuşaktı. Başımı koyup latif sözcüklerine, bir masal kadar hayallerle doldum. Bugün o kadar güzeldin ki, bütün insanlar gölge gibi yerlerde sürünürken, sen ise gerçek bir insan gibi apaydınlıktın. Bugün bütün ışıklar senin üzerindeydi. Loş ışıkların birer parçası iken tüm insanlar, sen bir yıldız kadar ışıl ışıldın. İnsanlar, yemek artıkları gibiyken günün dudaklarında, sen porselen dişler gibi ışıltılıydın. Bugün gözlerin merhametti, bakışların insandı. Öyle güzel bakmaktaydın ki, gözlerinden öpmek istedim o an. İnsanlar kara çarşaflar gibi dolanırken etrafımda, sen hadife kadar yumuşaktın. Öyle bir halin vardı ki, hiç insan görmemiş kadar temiz bir bakışın vardı. Gözlerine girmemişti sanki bir insan sureti. Öyle tatlı bakıyordun. Göz kapaklarında yaşamak istedim o an. Öyle aydınlıktın ki, yeryüzüne cennet indi sandım. Cehennemi görmemek için başka biriyle göz göze gelmemeye çalıştım. Tenekeden şehirlerin, teneke saksılı gülleriydi diğer insanlar. Sen ise, baştan başa çiçek tarhıydın. Çoraklığıma gül bitir diye, yanında toprak olmak istedim o vakit. Ne güzel suret ne güzel insandın. Tüm insanlar uzun yazılardı, sen sadece 'nasılsın' dın. Bütün insanlar kitaplar dolu cümle iken sen sadece, ' bana güven' din. Abartısızdın, sadeydin ve yalındın. Öyle bir hafiflemek yaşadım ki yanında, sanki kıble rüzgarıydın. Sen bugün bir kelebek değildin, bir kelebeğin kanadı hiç değildin. Sen bugün bir kelebek kanadındaki ince çizgiydin. Diğer insanlar ise, demir teliydi. Paslı ve inciticiydi. Bugün durgun bir göldü. İnsanlar sularına düşmüş kütüktü. Sen ise o durgun sularda yüzen tek kuğuydun. Aslında bir insanı kuğuya benzetmek istemedim; ama hata ettim. Sen bugün bembeyaz bir insandın.

Devamını Oku
Osman Demircan

Ey sevgili
Hasretin öyle bir duygu ki
Yüreğimin yanardağını patlattı.
Ateşi sadece beni yaktı.
Sen ne gördün ki...
Sen dünyanın yedi harikasından

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir göl ki sularına vurur söğüt dalları. Dalga dalga yayılır serin suları. Bir rüzgar ki saçlarına değmeden gider. Çimenler bu manzara karşısında boynunu eğer. Çünkü saçların çiy düşmüş çimenlere benzer. Tıpkı saçlarına tutamamamın verdiği hüzünle, bükerim ben de boynumu. Yoksul bir çocuğun, eşofmansız haliyle, arkadaşlarının top oynayışını izlemesine benzer sana bakışım. Ben yoksulluğu, ben dışlanmışlığı okulda öğrenirken, kara tahtalar bana iki kere ikinin dört ettiğini gösterir hep. Ama sevgili matematik kitapları ne derse desin, ben seni hesapsız severim hep. Bütün duygularımın altına senin ismini yazarım. Sen olmazsan kalbim çöp tenekesine benzer. Seni sevmek yanarak ölmeye benzer. Bir okyanusun dalga serinliğinde, dudaklarım rüzgarın yanı başıma taşığı teninin tuzuyla yapılmış yemekleri yer. Öyle lezzetlisin ki sen, bir nehrin beslendiği havza gibisin bedenimin açlığında. Bir toprağa sımsıkı sarılan bir ağacın kökleri gibi sevginle ayaktayım ben. Can suyum, hayat kaynağımsın. Sen bana, içimin karardığı anlarda; tıpkı zindandakinin aydınlığı yüreğine doldurması gibisin. Yüreğimin çatı katısın. Duygularımın, yıldızlara açıldığı yerdesin. Sen bana mehtabı sevdirensin. Sen bana bir melemensin, bandıra bandıra yediğim. Tüm açlığımı, domates rengindeki rujunla ve yumurtaya benzeyen dudaklarınla doyuransın. Sen bana, tarlada ter içinde kalıp, kana kana su içen bir çiftçinin susamışlığını yaşatansın. Sen aç sofrasındaki zeytinimsin, soğanımsın ve köy ekmeğimsin. Seni sevmek yanarak ölmeye benzer. Sevgilim, çağlayan gibi dökül yürek yangınıma. Ey sevgili, kuruyan topraklarıma yağmurlar gibi yağ. Bir bahara dönüşsün hayatım. Çimenlerim, çiğdemlerim tekrar büyüsün. Gözlerimin rengi, bir mavi olsun senin okyanus serinliğinde. Gözlerim bir yeşil olsun, ormanı çağrıştıran güzelliğinle. Gözlerim bir toprak renginde olsun; ama göz bebeklerimde güller, laleler filizlensin diye beni ağlatma. Bana gözyaşından oluşan bir dünya bırakma.

Devamını Oku