Nerdesin? Bir iz bırakmadan ağaç diplerinden
Hangi sabra tat vermeye gitti ayak diremelerin.
Kök saldığından beridir edebiyat topraklarıma
Şiir meyveye durdu; olgunlaşıp gölgene düştü.
Kitap hayat ağacını anlatır dal dal budak budak
Bu nasıl bir şehir. Apartmanlarında, bir çocuğun ev çizimlerindeki hayaller bile yok. Birbirinine dayanan apartmanların, insan içine çıkacak halleri yok. Bu nasıl bir şehir. Yolları kananilazyon tünelleri, arabaları lağım fareleri. Düştüm bir çukuruna şehrin, insanlar seyretmekte beni. Çocuklarım ağlamaklı ve garip. Nerdesiniz gurbet kuşları? Alıp beni götürün bozkırlara. Bari gözyaşlarımla yeşerteyim otları. Bu şehir koşmayı öğretmez bana. Bari yeşerttiğim otlar ince bir yol olsun bana. Bir ince yoldan ulaşayım sana Allah'ım. Neden insanlık bir sütun, depremden arta kalan. Kimseye dokunmadan, neden insanlar un ufak. Ey Allah'ım sabır gözlerimde bir bulut. Ha yağdı yağacak kanım. Bir dağın bir yanı ormanlık bir yanı kaya... Güneş alamamaktan taş kesilir her yanım. Ey Allah'ım bir tüy gibi düş sana uzanan ellerime. Ya al beni yanına ya da gurbet kuşlarını gönder bana. Çünkü bu can daha ne kadar dayanır bu toplu iğnelere benzeyen insanlara. Ey Allah'ım her yerime kandan yamalar diker herkes. İşte bu yüzden üşümem hiç geçmez. Bir dahi ressamın cinnet anındaki resmiyim. İşte bu yüzden dünyanın soğuk duvarlarına asılmış bir deliyim. Kim anlar rengimin ne anlama geldiğini. Kimse bilmez dünyada daha tanınmamış bir rengim. Bir dahi müzisyenin el titremesiyim. Bu yüzden tam anlamıyla sıkamam kimsenin ellerini. Bu yüzden tüm avuç içleri mezarım olur. İnsanlar, sıkarlar hep yüreğimi. Ben parmaksız bir elim. Kimseye işaret edemem gitmek istediğim yeri. Bu yüzden hep başka adreslerdeyim. Bir genelevin duvarındaki duayım. Bir günahın içinde olsam da, seni harf harf sevenlerdenim. Ne olur Allah'ım insanlar anlamaz beni, bari sen anla beni. Attığım her adımda ya orman yangını var ya da kurt kapanı... Bunca kaçışın içinden sana koşarım. Sen ki, bir gelincik tarlasısın, özgür bırak rüzgarlarını. Okşasın nefesin, soluk alamayışlarımı. Nedir insanların içten pazarlıkları. Kimseyle alıp veremediğim yok benim. Öyleyse neden bir mendil niyetine satmak isterler beni. Onların düşüncesi bir ağacı söküp götürmektir. Dallarında kuş yuvaları olsa da fark etmez. Onların hırsları bir ağaç motorundan bile keskindir. Ne olur kimsenin budamasına izin verme beni. İyi ki varsın Allah'ım. Yoksa insanlar tapındıkları şeyler için, yakacaklardı bütün ormanlarımı. Öldüreceklerdi gurbet kuşlarımı.
Dudaklarımdan küllerim boşalıyorken
Yangın beynimin kirişlerini yıkıyorken
Tüm düşüncem tül gibi tutuşuyorken
Nasıl seni düşünemediğimi söylersin
Ey can bu cehennemden ne istersin
Hayatım boyunca hep şuna inanmışımdır: Bir yıkıntının üzerine saray yaparsanız, asla gönüllerin padişahı olamazsınız. Yani birilerini ezerek, yok ederek bir başarıya ulaşırsanız, hayat yolunda ayak dibinizdeki kan izinden kurtulamazsınız. Ben ve benim gibi yazarlar, masumdur. Bir ideolojiye mal olmadığımız için, ekranlara çıkıp edebiyat adına, Nihat Genç gibi siyaset yapmadığımız için gençlere kendimizi beğendirememekteyiz. Umudum odur ki Türkiye'de siyaset ilerideki yıllarda çok önemli olmaktan çıkacaktır. Ondan sonra da siyesetle önem kazananlar, edebiyatçı olarak anılmayacaktır. Umudum odur ki, Türkiye'de emek ve iyi niyet kazanacaktır. Bir cemaate mensup olanlar gibi, Timaş yazarları gibi kendi pişirip kendi yiyenlerden de değiliz. Benim gibi yazarların bir pirince oy verenlerin açlığını hisseden yürekleri olduğu gibi, bizim gibi düşünmeyenleri de anlayacak beynimiz vardır. Benim gibi yazarların kapandığında yüreğini bir solcuya açacak cesareti olduğu gibi, açıldığında, açık olanlardan daha endamlı bir yapısı vardır. Bu yüzden ne açıklığınız bize işler, ne kapalılığınız bize işler. Bizler ne millete böcek deriz, ne de onlardan alkış bekleriz. Hatta yeri geldiğinde bizi alkışlayanlarla savaş ederiz. Biz kim miyiz? Bizler Nihat Genç'lerin ortada siyaset yapmasından dolayı edebiyatçısı kalmayan bir ülkenin masum sesleriyiz. Bize küfretmek kolaydır. Bizi bulup imha etmek kolaydır. Zor olan ise bizim gibi yazmaktır. Şempanzeler de zekidir; ama kaşınmaktan ve açgözlülükten başka bir şey yapmazlar. Biz anca başını kaşıyanlardanız. Bizler gerçek yazarlarız. Bizler bir gün Türkiye'de emeğin ve iyi niyetin kazanacağından emin olanlardanız. Ne İzmir'in meydanında nefret içinde asacağımız mütedeyyin bir düşmanımız vardır, ne de Diyarbakır'da işkence edeceğimiz Kürt düşmanımız vardır. Oysa Türkiye'nin her şehir meydanında bizi bekleyen bir darağacı vardır. Çünkü bizler subjektif beyinlerle dolu bu ülkede at değil, kalem oynatanlardanız.
kömür gözlerinde madenci olayım
kazıyayım seni yürek yangınlarıma
garsonun olayım peşinde dolanayım
sana ömür boyu ikramda bulunayım
Kadın ömrünce hep aşk hayaliyle yaşadı.
Yalnızlık önünde duran buzdan bir duvardı
Engelleri aşıp bir türlü sıcaklığı bulamadı.
Kadının gözleri deniz mavisi saçları şafaktı.
Öyle bakışları vardı ki sanki dişi kaplandı
Ölü aşkların cesetlerini gömdün kendi karanlıklarına
Bir ay ışığı bile düşürmedin kara topraklarına
Issız, yalnız terk edilmiş mezarlığın mezar taşlarında
Bir zamanlar dünyada yüreklere kazılmış ismin yazılı.
Yağmur damlıyor gönlümün kızgın topraklarına
Bir serinlik doluyor yüreğimin sıcacık yollarına
Sana doğru koşmak istiyorum sevgili yalın ayak
Sular çekiliyor patikalarımdan dizlerim kuruyor
Ölüyorum bir mezar kuytusu oluyor yalnızlığım
Öyle doluyum ki patlasam İstanbul'da sur kalmaz yansam Roma'yı yakarım. Öyle doluyum ki tüm bulutlar köy çeşmesi kalır yanımda su gibi basarım her yanı. Öyle bir doluyum ki nar zeytin tanesi olur yanımda. Şiir doluyum, roman doluyum. Gel gör ki kısık bir ateşim sesimin kısıklığında. Öyle bir doluyum ki dalları basan kirazlar gibi. Öyle bir doluyum ki kokular, renkler sarmaşık gibi sarar her tarafımı. Ve dünya o kadar boş ki içini neyle doldursam içime büyük bir boşluk dolar. Ve insanlar öyle kırarlar ki beni namlu ağızlarıyla yüreğimde kuş kalmaz sanırsın. Oysa her gün güvercin uçururum semaya. Beni güvercin besleyenler sever bu yüzden. Çünkü onlar kafes sevmezler. Benim özgürlüğüme aşık bu güvercinseverler, kanatlarının altına alırlar beni her gün. Çünkü bilirler aslında güvercinler sadece şiirlerde özgürce uçarlar. Ve benim şairliğimle kendine özgür bir dünya kurabilirler.
Öyle bir doluyum ki hiçbir küp, hiçbir kadeh yetmez içimdeki aşk şarabına. Ve öyle bir doluyum ki dudaklardan çıkan sakız şişirmeleri son nefese kadar beni anlatır. Ve öyle bir akmaktayım ki bayır aşağı, yağmurlar yetişemez hızıma.
Aşk doluyum, sevgi doluyum; ama bir yer altı nehriyim. Bu yüzden yeryüzündekiler içmez sularımdan.
Kimsenin saçında ak gözlerinde kara değilim. Bu yüzden kimse yüz vermez bana.
Öyle bir doluyum ki bir fakirin tabağındaki az yemek kadar. Toklar sevinmez beni görünce.
Yüreğim balta girmemiş bir orman. Öyle doluyum ki yüreğimin her tarafı ağaç. Ve henüz kimsenin sonuna ulaşamadığı yüreğimde, son gülen iyi güler, beni yağmur ormanları gibi ağlatsa da.
Kara bulutlar dolanır başımda fırtınalar kopar üstümde
Yağmur ıslatır bedenimi asırlık yalnızlıklar sarar tenimi
Oysa çatlak dudaklarımda susuzluk bir kader olmuştur
Gözlerimde gül desenli bakışlar solmuştur sevdiceğim
Çiçekler kelebeklerle aşk yaşar gökyüzü polenle dolar




-
Adem Korkmaz
Tüm YorumlarOsman DEMİRCAN Henüz tanışalı iki ay oluyor.Son derece mütevazi,alçak gönüllü,yüreğinizi onun ellerine emanet edebilirsiniz.Sizi üzmeyecektir emin olun....