Osman Demircan Şiirleri

657

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Osman Demircan

Biz de atlar gibi doğduktan bir kaç saat sonra koşabilseydik, maymunlar gibi bizi soğuktan koruyan uzun tüylerimiz birkaç gün içinde çıksaydı böyle bir zekaya gerek kalmayacaktı. Demek ki zekanın en önemli görevi insana doğada yardım etmek ve insanı korumak gözetmektir. İnsan zekası sayesinde barınır, yer, içer.
Demek ki zeka temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızı sağlıyor. İnsan mağaraya girdiğinde zekasının sonucu olarak ateş yaktı, ısındı yemeğini yedi. Sonra mağaranın duvarlarına resimler çizdi. İşte insan doğayı o zaman yorumladı. Zeka doğada ayakta kalabilme gücü iken bir anda yorumlama, yaratıcı olma gücü oldu.İnsan zekası sayesinde alt çizgiden çıkıp bir üst çizgiye geçti.
İnsan benden çıkıp kendini büyüterek insan olma gerçeğini yakaladı ve toplumsallaştı. Sonra ne oldu? Bu sefer ırklara ayrıldı, o da yetmedi, dinlere ayrıldı; sarışınlar, zenciler diye ayrıldı. Bu sefer özelleşme yetisini yitirdi. Yığınlar içinde kayboldu.
Demek ki insan, zekası sonucu ilk önce doğaya uyum sağladı, sonra doğayı yorumladı, daha sonra ben oldu, en sonunda ise toplumsallaştı.
Peki neyi halletti. Aslında hiçbir şeyi. İnsanı en son model araba olarak düşünün. Bu araba kendi direksiyonunu kullanamıyorsa, ona birileri binip yön veriyorsa, kaportasının sağlamlığı ya da ne kadar hız yaptığı önemli midir? Üstelik gideceği yollar önceden çizilmişse ve o çizilmiş yollardan çıkıp kaza yapabiliyorsa bu dünyada en son model veya en iyi araba olmanın bir anlamı var mıdır? Bir lüks araba uçurumdan düşüp sonra bir hurda yığını haline gelebiliyorsa, o arabanın öncesinin ne önemi vardır.
İnsan kendini geliştirir, geliştirir en olgun döneminde ölüp mezara gider. Peki bunca en iyi olma çabasının sonucu toz toprak olmak mıdır?

Devamını Oku
Osman Demircan

Neden yaşarız. Çok kereler Tanrı'ya beni öldürmesi için yalvarmışım da, yine beni yaşatmaya devam etmiştir. Ve yine aynı acılarla ve yine bir teli kopan saz gibi... Ben buna rağmen elimden geleni yapmışımdır. Yine şarkılar söylemişimdir. Öyle çaresizlikler yaşamışımdır ki, gecem kurşun gibi ağır olmuştur; gündüzüm kısır bir buluta dönüşmüştür. Hayat bir gemi olmuş, denizler kurumuştur. Bir deniz olmuştur hayat, tüm gemilerimi alabora etmiştir. Hayat bir güvercin gibi bazen caminin saçaklarına konmuştur. İşte o saçaklar buz tutmuştur. Neden yaşarız. İnancımız bize eziyet çekmeyi öğretir. Bir cennet hayaliyle çekilir mi peki bunca acılar? Cennet onursuz insanların mekanı mı olmuştur? Bunca şerefsizlik ve onursuzluk yaşadıktan sonra, cennet kapıları bana ardına kadar açılsa yine bir fare gibi o kapıların arasına sıkışırım ve viyk diye bağırırım. Çünkü ben bu dünyada cennetten kovulmuşum. Başka bir mutluluk açar mı bana kapılarını? Şahittir bana 'Neden bunca insan arasından beni buldu? ' diyen insanların feryatları. Bir ıssızlık yaşarım ki karanlık içinde kaybolmuş bir mezar gibi sadece taştır dünyayla tek bağım. Nice kereler Tanrı'ya yalvarmışım da beni öldürmesi için, bana bir mezar yalnızlığını layık görmüştür. Neden yaşamak beni ölmekten beter etmiştir? Saçımın tek bir teli benim için çok değerli iken, neden bir rüzgar hiçbir saçımı okşamamıştır? Gelmiş geçmiş ağaçların yaprakları ve tohumları kadar hayat bir yere düşüp bir sürgü verirken neden bazı dalları sert rüzgarlar kırmıştır? Hayat bir gemi olup mavi sularda yol alırken neden insan pusulasını kaybetmiştir? Neden beni Tanrı bu kadar yanarken, bu kadar su su diye ağlarken bir balık olarak yaratmamıştır da çölde bir kaktüs olarak yaratmıştır? Gözyaşlarım yere düşse, hemen üzerinde yürür. Sonra bana bak, senin hayatını karartırım der. Sanki ben onun cenneti ne kadar arzuladığını görmem. Onun iyiliği bu kadardır. Beni mahvederse cennete gidecek. Beni yok ederse varlık bulacak. Neden Tanrı'm sana inananlar şerefsiz olur; sana inanmayanlar ise daha onurlu olur? Neden Tanrı'm sana inanan her şeyi yapma hakkını kendinde bulur, bu beni düşündürür. Sana inanan her türlü yola başvurur. Bilirim girdiğimiz kapılardan çıkarız. Bilirim bazı insanlar ise kendilerine bir çıkış yolu bulur, kapıdan bacadan da olsa dışarıya kavuşur. Çünkü sen onlara bağışlanma kapısı açarsın. Çünkü cennet kapılardan oluşur. Nerede bir Tanrı'ya inanan varsa, orada hırsızlık olur, hazıra konma olur. Yok bana inanmıyorsan gel Tanrı'm bir araştırma yapalım. Şehrin en mahrem yerlerine epeyce bir para koyalım. Camilere, kiliselere, havralara, kütüphanelere, üniversitelerin giriş kapılarına, en nezih mağazalara değerli bir eşya koyalım. Bak bakalım kaçından geride iz kalır? Beni bağışla Tanrı'm. Ben senden çok kereler beni öldürmeni istemişimdir. Oysa beni onursuzluğumla yaşatmışsındır. Demek ki bana çok kereler şans vermişsin. Ben senden şans istemiyorum artık. Çünkü şansımı çok zorluyorum. Senden Tanrısızların kadar onurlu bir hayat diliyorum Tanrı'm.

Devamını Oku
Osman Demircan

Lanet olsun içimdeki insan sevgisine. Lanet olsun bana intiharları, bunalımları reva gören herkese. Yaşamak zorunda bırakıldığım ne olduğunu anlayamadığım acılara, isteklere, elemlere; sayısal değerlerin tek değer yargısı kabul edildiği ideolojilere ve her şeye yazıklar olsun bin kere.
Tüm beyinlere ve yüreklere adım bir silik yazı gibi dolsun. Herkes mezar taşından daha küçük görünsün. Tüm gözleri toprak doyursun.
Kimse beni hatırlamasın.Taşlaşmış ruhlara söyleyin saraylar köşkler ne yapsın?
Lanet olsun bana ne yapmam gerektiğini değil de ne yapmamam gerektiğini dikta eden zihniyetlere. Şiir yazanlara, adamım diyenlere, insanlık dersi verenlere, kendini üstün ırk kabul edenlere yüz bin kere lanet olsun.
Dünyayı cehenneme çevirenlere, kendi kişiliğine methiyeler düzenlere, her yere darağacı dikenlere ve sonra insanım diyenlere yazıklar olsun.
Lanet olsun içimdeki insan sevgisine. Beni beğenenlere, sevenlere ve sevmeyenlere herkese lanet olsun.

Devamını Oku
Osman Demircan

Kulaklara aşk fısıldardı at üzerinde delikanlılar coşardı.
Çayır çimen nal sesiyle dolardı toprak bozkurt kokardı.
Yalnızlığın soluğundan sıcak rüzgarları dağlara salardı
Gökten aşk yağardı sırılsıklam Türk için ağlardı Asena

Masum bir masaldı Türk coğrafyası üstünde her daim

Devamını Oku
Osman Demircan

Türkiye'de önemli olan vatana hizmet değil amaca hizmettir. Birtakım odaklara ve gruplara hizmet ediyorsan başarılısın demektir. Yani iyi bir yönetmenin yatağından geçmedikçe başarılı bir assolist olamazsın mantığı her yerde geçerli. İşte bu yüzden birçok kurum ve kuruluş yatak odasından farksız. Affedersiniz her yer salatalığın keyfine göre yönetiliyor. İşte bu yüzden ortalık hıyar gibi adamdan geçilmiyor.
Düşünün bir genç üç yıl dershaneye gidiyor. Sonunda üniversiteyi kazanıyor. Derken tam bir bilgi ve beceriyle mezun oluyor. Ne mi oluyor? Tomrukçu oluyor. Çalıştığı masasının içinden sürekli hızar sesleri yükseliyor. Buna memur kafası deniyor. Çünkü kafası anca bunu kesiyor. Yani simetrik düşünüyor.
Ama gel gör ki çalıştığı kurumda bir kalas yönetici buluyor sonra racon kesmeye başlıyor. Bazen bu şahıs büyük kişilik belirtileri gösterip çok önemli tespitlerde bulunuyor. 'Dağdan kestim kereste gel bize bazı bazı.' deyip herkesi şaşırtıyor. Tabi bu şekilde amaçlarının niteliklerini ortaya koyduğu için büyük alkış alıyor. Kimler mi alkışlıyor?
Tabi ki kalaslar.
Türkiye tam bir ağaç cenneti. Böyle olunca da orman kanunları itibar kazanıyor. Bazıları ise bu kanunlardan cesaret alarak iyice kök salıyor. Sonra gelsin hızar sesleri gelsin amaca hizmet etmekten başka bir şey düşünmeyen düz memur kafası.
Peki hiç düşündünüz mü niçin bazıları orman arazisindeki bir villada oturmak istiyor? Cevabını ben vereyim: Orada kendini buluyor. Orada kendini görüyor. Hem orada kendi kanunları yaşıyor hem de istediği gibi kök salıyor.

Devamını Oku
Osman Demircan

Simsiyah el dolanır durur içimde
Akşam sabah dokunur yüreğime
Marazi hastalık dolar vadilerime
Dereler kurur duygularım kudurur
Açar acının çiçekleri şiirlerimde

Devamını Oku
Osman Demircan

Oyuncak bebeği kanlı olan çocuğun, masallarındaki kurtlar insanlardır artık. Bir acının sesidir kulaklarda. Feryarlar ve figanlar küçük gözlerden boşalan iri gözyaşlarıdır. Duvarlara vursa sesin ey çocuk, sıvaları dökülür. Niçin işitmez feryadını insanlar ey çocuk, bir oyun bozandır hayat diye mi? Ey çocuk, kaç kez döverse dövsün kıyılarını dalgalar, kayalıklarında yine de kuş yavalarına izin ver. Martılar anlar derdini belki. Bir başkasının çocuğu, senden hep değerli olur. Bir başkasının çocuğu, babasının kara köküdür ey çocuk. Köküne kiprit suyu dökmeye çalışman, matematiksel bir hatadır ey çocuk. Başkalarının çocukları parmaklarıyla hesaplar yaparlarken, babalarının elleri hep tetiktedir. Senin ağlaman ey çocuk, onlar için bir ziyafettir. İpek yastıklar, kadife yataklar onların yatak odalarını süslerken, senin evin onların kan içtiği bir meyhanedir. Ey çocuk, onların babalarını tanırsın, anneleri kim bilir nerededir? Tankı üzerine süren, namluyu sana çeviren, arabayla üzerinden geçen bir erkek, karısına ve çocuklarına ne anlatır ey çocuk bilemezsin. Dünyada aldatmaktan dolayı nice kadınlar ve erkekler boşanırken, Irak'ta kadınlara tecavüz edenler, çocukları kurşuna dizenler hala eşleriyle sevişmekteler. Yalandır bu dünya ey çocuk, sen de yalansın. Çünkü dünyada her gerçek, doğru değildir. Seni öldürenler, gerçekten şeytanın evlatlardır. Sen ise ey çocuk doğru bir çizgisin, her kesin yamuk çizdiği bu dünyada. Ey çocuk, sen büyüklerinin bir oyuncağısın. Çocuk oyunlarının bozulduğu bir dünya, çocuk parklarının hiç olmadığı ya da az bulunduğu bir şehre benzer. O şehrin kapılarını ise, zulüm açar sadece. Ey çocuk, büyüklerin nokta olduğu dünyada çocuklar acı bir hikayedir. Bu hikayenin altına imza atanlar, hiç merhamet bilmeyenlerdir. Merhamet bilmeyenler, dünyanın en büyük cahilleridir. Ey çocuk, iki gözün, iki nehirdir. Ey Dicle'nin ve Fırat'ın çocuğu! Senin diğer çocuklardan ayrılan yanın, gözlerindeki petrol rengidir.

Devamını Oku
Osman Demircan

Sen benim hayatımda bir şiirsin.Seninle yaşadığım sürece şair olmaya devam edeceğim. Saçlarının, gözlerinin, ellerinin resmini kelimelerle çizeceğim.Sen billur bahçelerde yürüyen bir güzelsin.Sana gül renginde yollar döşeyeceğim.
Kar suları koparak gelir sımsıcak sahillere.Dünyanın yüreğini hoplatır, kumsaldaki suların dansı.Gider gelir dalgalar ve deniz.Gökyüzünde martılar çizer gözlerini.Ve ben sahilde ufka dalarak seni isterim.Kumlara yazarım dize dize özlemini.Bir şiir yazarım şarap tadında, denizin köpük köpük olduğu o vakit.
Hayat yüksekten düşmeye benzer.Bazıları yere çakılır, bazıları dört bacak üzerine düşer.Sonuç ne olursa olsun bir daha ayağa kalkamayan da olur, eskisinden daha güçlü bir şekilde yürümeye devam eden de olur.
Eğer gideceksen dur demem sana. Düşersen sakın bir daha gelme bana.Çünkü kimlere koştuysan onlar bulsun sana aşkın en güzelini.
Seninle ağlarım yağmur altında.Ipıslak olmak isterim seninle o saatlerde. Yollara yazarım adını.Yağmur her adını sildiğinde yine yazarım sana olan sevgimi.Seninle yaşardık aşkın en güzelini. Kırardık bütün zincirleri.
Eğer gidersen arkana sakın bakma.Çünkü sırtını dönüp giderken, ardında bırakacaksın senin için yazdığım tüm şiirleri.Dünyanın kanunu böyle.Kim beklemiş ki ardından sevdiğini. Kim gidenin arkasından saatlerce yas tutmuş ki.

Devamını Oku