Bir yel esecek o daldan,
Kopacaksın gülüm sen de.
Kullandığın dümdüz yoldan,
Sapacaksın gülüm sen de.
Geçen yok o son durağı,
Ehmek derdi, geçim derdi, iş derdi
Terkettirdi ilimizi Gümüşkent.
Ben ne derem; abam, agam ne derdi
Anamayız dilimizi Gümüşkent.
Cıbıllığı vurup haklayamadık
Kentlerin en havalısı, alası,
Sorsam bilir misin nere hemşerim?
Üç yüz küsur gül kokulu yaylası,
Birisi de Yayladere hemşerim?
Gülleri var dört bir yana saçılan,
Dünü bıraktım dünde
Aklım fikrim bu günde.
Zevk de gelip geçici
Acı, keder, hüzün de,
Yıl Beş Yüz Yetmiş Bir, aylardan Nisan
Alemlere rahmet güneşi doğdu.
Habibullah oldu O Yüce İnsan
Kalplere muhabbet güneşi doğdu.
Zirvedeydi o gün; dalalet, zillet,
Düşlerim uğruna çaldım kapını
Geri çekemedim elimi gurbet.
Hesaba katmadım bu sert yapını
Perişan eyledin halimi gurbet.
Sermedin altıma bir küçük minder
Hala unutmadın onu,
Gözlerine bakılırsa.
Gelmemiş bu aşkın sonu
Sözlerine bakılırsa.
İki büklüm olmuş belin,
Dün uçtu gitti bir şekil
Yarınlara diktim gözü.
Çözerim yettikçe akıl
Sorunlara diktim gözü.
Düne kadar hep çocuktum,
Bitsin bu dağlara tırmanışların,
Vazgeç bu sevdadan düze gel gönül…
Yetişir bu asi davranışların,
Yeter akıllı ol , söze gel gönül…
Kârı olmaz kuru kahramanlığın,
Göz ucuyla inceledim takvimi,
Kocaman bir “iki bin on beş” gördüm.
Hesap ettim yaşadığım mevsimi,
Elli iki bahar gördüm, kış gördüm.
Atıp savurmanın yoktur alemi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!