Ses sanatçısı, besteci ve sinema oyuncusu Orhan Gencebay'ın nam-ı diğer 'Orhan Abi'nin Türk müziğindeki yeri tartışılmaz. Altı yaşında Türk sanat müziği çalışmaya başlamış, önce mandolinle sonra kemanla tanışmış. Yedi yaşında bağlamaya geçmiş. Sekiz yaşında 'Aşık Veysel'i hissetmiş', on yaşında beste yapmış, on üç yaşında da tambur çalmış. Çocukluğu kemani Haydar Tatlıyay, udi Yorgo Bocanos, Kadri Şençalar, Şerif Muhittin Targan, İzzet Ökte ve Ercüment Batanay'ı dinleyerek, hissederek ve çaldıklarını bağlamaya aktararak geçmiş. Neşet Ertaş gibi bir halk müziği duayeniyle aynı havayı teneffüs etmiş.
Profesyonel anlamda ise 30 yıldır müzik yapıyor. Hemen her yıla bir albüm sığdırmış. Bu kasetlerin şu ana kadarki resmi satışları yetmiş milyon olarak ifade ediliyor. Korsanlarla birlikte bu rakamlar 150 milyonu buluyormuş. 400'ü bizzat kendi okuduğu 1000'e yakın bestesi bulunan Gencebay ile ilgili yirmiye yakın yüksek lisans ve on beşin üzerinde doktora tezi yapılmış. Ama Orhan Gencebay'ın yaptıkları hala bir yere oturtulamadı... Gencebay'ın yaptığı her yeni albüm, tartışmaları bitirmek yerine daha da alevlendiriyor.
Bu tartışmaları ilk kaynaktan öğrenmek amacıyla kapısını çaldık. Ancak sanat yaşamının ilk 15 yılına damgasını vuran ve en sevilen parçalarından oluşacak olan 'Gencebay Klasikleri' adlı albümü için yaklaşık altı aydır Arı Stüdyosu'na kapanan Orhan Gencebay ile görüşmek kolay olmadı.
-Orhan Gencebay, sosyal bir vaka oldu. Müzik gündemi ister istemez sizden etkilenir duruma geldi. Sizin toplumu etkileyen gizli güçleriniz neler?
Ben bir müzik adamıyım. Müzikte daha iyi olmak adına çalışmalar yapıyorum. Bizim müziğimiz halk müziği ve sanat müziği olarak ikiye ayrılır. Bir de yabancı kültürlerin etkisiyle oluşan misyon müziği var. Türk müziğinde kalıpların tutucu olduğunu, yeniden ele alınması gerektiğini gördüm. Bunu yapmak için de var olan yapıyı bilmek ve daha iyi ufuklara götürebilecek yetenek lazım. Tüm bunların kendimde olduğunu düşünerek, araştırmalar yaptım. Araştırmalarımı kendi insanımızın, kültürümüzün içerisinde yaptım. Bu konuda çeşitli yorumlar yapıldı; kırdan kente göç eden insan hikayesi gibi. Ben bunları kendi adıma kabul etmiyorum ve yaptığım çalışmalarla bu anlayışı bağdaştırmıyorum.
-Müziğinizin kültür seviyesi düşük, alım gücü zayıf insanlar tarafından dinlendiği yıllarca yazıldı, çizildi. Siz de bunların çoğuna cevap verdiniz. Ancak ben şunu öğrenmek istiyorum. Bu kesime ait insanların sizi dinlemesinden rahatsız mı oluyorsunuz?
Kesinlikle rahatsız olmuyorum. Benim için insan, önce kendi insanım önemli. Dinlemek isteyen herkes benim yaptığım albümlerde kendine göre bir şeyler bulur. A albümünü kendine yakın bulmaz da, C albümünü çok sever. Çünkü ben çok çeşitli çalışıyorum. Beni dinleyen insanlar genelde gariban, yani ekonomik gücü zayıf insanlar. Müziğe başladığım zaman Türkiye'nin yüzde altmışı tarım kesiminde yaşıyordu. Daha sonra şehirlere göç başladı. Halkımızın yüzde 90'ı bu söylediklerimin içine dahil edilebilir. Yüzde 10'lardan daha az bir kesim ise maddi imkanları iyi diyebileceğimiz bir grubu teşkil ediyor. İnsanımızın sevmiş olduğu her çalışma bizim güncelimiz anlamına gelir. Ağırlık merkezimiz bu kitle olduğundan yaptığımızı bunlar benimsiyor. Maddi durumu iyi olan insanlar da bizi benimser ama; onlar azınlıkta kaldığı için belli olmaz. Bazıları gariban edebiyatı, gariban müziği gibi kasıtlı yorumlar yapmak istiyor. Bir önemli nokta da şu; bazı çevreler bizi ikinci planda görmek istiyorlar.
-Bu sorun nereden kaynaklanıyor?
Batılılaşma ile çağdaşlaşma kavramlarının anlaşılmamasından. Batılılaşma yerine çağdaşlaşma kavramını ele alabilsek bu sorunlar biter. Bana göre modernleşmek herhangi bir kültürün kopyası olmak değil kendimizi geliştirmektir. Bir kültürü benimsemiş olana bir şey demiyorum. Ama kendi kültürünü aşağılayan ve yabancı kültürü baş tacı eden kişiye karşı çıkarım. İşte bizi küçümseyenlerin gerçek niyetlerini burada aramak gerekiyor.
-Batılılaşma - çağdaşlaşma kavramlarının birbirine karıştırılmasından mı bahsediyorsunuz?
Evet, anlaşılmadığını söylüyorum. Doğrusu çağdaşlaşmak olmalı. Çağdaşlaşmak kimsenin tekelinde olmadığı için buraya herkes katkıda bulunabilir. Ama Batılılaşmaya müzikle ilgili olarak baktığımızda şu anki Batı musikisinin yapısı polofonik müzik ile birleşmiş, kaliteli bir müzik. Ben buna saygı duyuyorum ve hep kullanıyorum. Ama bu sistem kilisede gelişmiştir. Avrupalıların kendi kültürlerini en iyi biçimde idrak edecek bir sistemdir. Bu sistemi kendi müziğimize uyarlarsak yama gibi olur. Gayem doğanın vermiş olduğu o zenginliği muhafaza etmeye çalışarak, çağdaş kültürlere katkıda bulunmaktır. Yani illa kopya almak yerine kendi doğrultumuzda o güzellikten yararlanarak, kimliğimize de saygı duyarak daha ileriye gitmektir. Ancak böyle modernleşmiş oluruz.
-İnsanları dertlendirmek gibi bir çabanız var mı?
Benim böyle bir çabam yok. Ama müzik ağlatır, eğlendirir, güldürür, düşündürür ve ulvi duygular verir. Bazı arkadaşlar hüzne daha ziyade yatkınsa, dramı daha çok işlemişse, bu onun doğasından kaynaklanır. Müziğin bu işlevleri arasından bazılarını benimsemiş olabilir. Bu edebiyattaki ozanlarımızın da yaptığı bir şeydir. Mesela Aşık Veysel hayata aşıktır, Karacaoğlan memleketine aşıktır. Ben ise birine değil hepsine yatkınım. Hayatın içerisinde gülmek ve ağlamak varsa ben ikisini de yaşıyorum.
'-Bir teselli ver', 'Hor görme garibi' ve 'Batsın bu dünya' gibi parçalarınız şarkı sözünden çok, sosyal bir dramı anlatıyor ve protest bir yapı sergiliyor.
Bu belli ölçüde doğrudur ve protest yapı vardır. Olumsuzluk protestosudur. Doğru olduğuna inandığım ilkelerin bir an önce yaşanmasını istiyorum. Protest yapı bizim müziğimizde fazla işlenmiş bir çalışma değil. Ama ben 30 yıldan beri bunu kullanıyorum. İlla protest yapılar rock diye adlandırılan serbest çalışmanın içinde değildir. Aslında rock ile benim yaptığım çalışmaların benzerlik noktası şurada olabilir: İkisi de serbest çalışmadır. Belirli kalıpların bir gün donacağı; ama insan dinamizminin hiçbir zaman durmayacağı anlatılır ve bu bakışla serbest çalışmalara doğru iter adamı. 'Rock'un melodik normlarına gelince, ben bunları 10'lu yaşlarımda kullandım. Benim ilgi alanım, Türk müziği, halk müziği ama ben dünyayı tanımak istediğimden klasik Batı müziğiyle başladım mesleğe. Rock ile de ilgilendim, caz ile de. Büyük orkestralarda tenorluk yaptım, saz da çaldım. Bu normları tanımamdan dolayı serbest çalışmalarımda rock ve caz normlarını kullandığım olmuştur. Bu rock'a döndüm anlamına gelmez. Sadece yakıştığı nispette çeşni olarak kullanıyorum. Mesela 'Hatasız kul olmaz' da olduğu gibi... Müziğim; sevgi, saygı ve hoşgörü üzerine kurulu...
-Gencebay müziğinin en belirgin özelliği, ya da Orhan Gencebay müziğini diğer unsurlardan farklı kılan noktalar neler?
Sözlerimde sevgi, saygı, hoşgörü teması ağırlıktadır. Birliğe davet üzerinde ısrarla durmuşumdur. Sevgiyi anlatırken, sevginin çeşitlerinden bahsetmişimdir. Bunlar insan doğası gereği gerçekleşen bestelerdir. Her konuyu işlerim, neşe, hüzün, tasavvuf vs... Müziğe gelince halk müziği, sanat müziği, Ortadoğu ve Batı müziği sentezinden oluşmaktadır. Ama ağırlık merkezi biziz. Halk müziği ile sanat müziğinde serbest çalışmayı tercih ederim. Bütün bunları yapmak için bilgiye ihtiyaç vardır, yoksa rahat çalışamazsınız. Her an sürprizler yapabilirim. Çünkü benim gönlüm sürekli yenilikten yana. Zaten Türk müziğinin de gelişmeye ihtiyacı var. Bizim aslında işlenmemiş muazzam bir hazinemiz var.
-Mutlaka yapılması gerekir dediğiniz bir öneriniz var mı?
Önce iki müziğimiz içindeki ses sistemlerini analiz etmemiz lazım. Ancak bunu yaptıktan sonra daha iyi yerlere gidebiliriz. Halen ana çalışmaları yapmadık. Seslerimizi daha tanımıyoruz, ayrıştıramıyoruz. Bunlar enstitülerin işi ama biz de bir araya gelerek çalışma yapmak zorundayız.
-Size atfedilen 'Orhan Baba', 'Orhan Abi' gibi kavramlara nasıl bakıyorsunuz?
Sevgi, saygı içerikli mesajlarım insanlarımız tarafından benimsenmiş olabilir. Bundan dolayı da halkımız benim için 'baba', 'abi' gibi sıfatlar kullanmış olabilirler. Baba, abi olmak da herkesin harcı değildir. Ben bundan gurur duyuyorum.
-Bestelediğiniz şarkılar halk müziğinden sanat müziğine kadar her sanatçının ilgisini çekiyor ve albümlerinde yer alıyor..
Serbest çalışmalara ihtiyaç vardı. Ama TRT ve çevresi engel oluyordu. Çok kötü denetimler vardı. Eğer o denetimler olmasaydı çok daha yol alırdık. Benim yaptığım çalışmalar ilgi gördüğü için, 80-100 civarında hit olmuş şarkılarım var. Bundan dolayı diğer arkadaşlarım tarafından kullanılıyor.
'-Orhan Gencebay arabeskçi' söylemlerine niçin karşı çıkıyorsunuz?
Bu kadar çirkin bir değerlendiriş olamaz. Bunu yapanlar beni çekemeyenler, kendileri yeterince başarılı olamayanlardır diye düşünüyorum. Benim yaptığım çalışmaların müzikalite düzeyi meydandadır. Demiyorum ki her yapıtım aynı düzeyde; ama büyük çoğunluğu iyi düzeydedir. Şarkı sözlerime gelince, onlar zaten ortadır. Birçoğu antolojik değeri olan ifadelerdir. Bunun haricinde de hiç birşey söyleyemezler. Söylerlerse kıskançlıklarındandır. Ben de onlara 'Siz ne yaptınız? ' diye sorarım. Çalışmalarıma en iyi cevabı halkımız veriyor.
-Karşı çıkmakla kalmayıp, bunu aşağılayıcı olarak nitelendiriyorsunuz. Neden?
Aşağılayıcı bir gözle bakıldığını söylüyorum. Arabesk terimi ayrı bir şey. Arabesk Arap etkinliği demektir. Benim yaptığım çalışmalar Arap etkinliği değil. Ama Araplarla tarihsel bağlarımızdan dolayı kullandığımız bazı özler vardır. Emeviler, Abbasiler, Kölemenler, Selçuklular ve Osmanlılardan itibaren gelen kültür birlikteliği var. Aynen birleşik Avrupa devletleri gibi. Fransız'ı, İngiliz'i, Alman'ı da Hıristiyan kültürle birleşmiş insanlardır. Ayrı ayrı lisanlar ayrı ayrı devletler olmalarına rağmen. Ama birbirlerinin gözünü de oymuşlardır. Netice olarak ben de etki altında kalmış olabilirim ama benim yaptığım bize ait. Bu arada arabesk deyimine uygun olarak çalışan insanlar var Türkiye'de. Güneydoğu'daki insanlarımızın birçoğunun Arap akrabası vardır. Bir zamanlar sınırlar yoktu. Şimdi sınırlar ayrıldığı için, ayrı topraklarda olduğumuz için insanlar akrabalarını ret mi etsinler. Bunların Arapvari şeyler yapması doğaldır.
-Orhan Gencebay Türk müziğine neler kazandırdı?
Müzik iki yönden idare ediliyordu Türkiye'de: TRT ve çevresi ile Unkapanı çevresi. Yani resmi ve gayri resmi çevre. Unkapanı araştırmaların serbest olarak yapıldığı bir yer, hem iyi hem de kötünün merkezi. Demokrasi kuralları içerisinde herkes çalışmasını yapar. Burası hep aşağılandı. Bu çok yanlış. Bütün kalite TRT ve çevresinde mi oluyor? TRT ve çevresinde müzik korunmaya çalışıyor, bu çevrede ise araştırılıyor. Ben bu serbest çalışmalarımla Türk müziğine daha zengin bir dinletiyi getirmeye çalıştım. Orkestrasyon, parküsyon, çok sesli, serbest, daha zengin bir bakış getirdim. Daha önceki çalışmalara baktığınız zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Türk müziğine zengin icraatı getirmeye çalıştım. Yeni seslerin ortaya güçlü bir şekilde çıkmasına gayret gösterdim. Altyapı üstyapı sisteminin teknik araştırmalarını yaptık. Devletin yapacağı işi bir avuç elemanla gerçekleştirdik. Verimli arkadaşların hemen hepsi bu piyasada çalışıyor. Burada iyi de yapılıyor kötü de. Sözlerime gelince bütünüyle bir hikayeyi anlatmaya çalıştım. Hem de günümüz Türkçesiyle. Yapılacak o kadar şey var ki, daha gönlümdekilerden çok azını çıkardım.
-Altı yaşından beri müziğin içerisinde yer alıyorsunuz. Sadece müzik yapmakla kalmayıp, aktör, aranjör, besteci yazar ve en son olarak televizyonda şov programı gibi çeşitli işler de yaptınız? Kendinizi tüketmekten korkmuyor musunuz?
Kendimi tüketmek gibi bir kaygım hiç yok. Daha önce de söyledim; yapacaklarımın çok az bir kısmını gerçekleştirdim. Müzik benim hayatım. Yaptıklarımın çeşitliliğine gelince o alanların hepsinde yeteneğim olduğunu düşünüyorum. Dikkat ederseniz tüm bunları müzik ekseninde gerçekleştirdim. Şova gelince o bir denemeydi. Dizi yapacaktık olmadı, şov yaptık. Ama şov benim istediğim gibi yönlendi. Şovu da ben bıraktım. Şu anda bir dizi projem var.
-Son söz olarak....
Orhan Gencebay serbest çalışmalar yapıyor. Hem halk, hem sanat, hem de oryantal diye adlandırılan Ortadoğu kültürlerinden yapmış olduğu sentezlerle ortada. Ama ne yaparsam yapayım ülkeme aittir ve özgündür. Ne yaparsak yapalım ama kesinlikle kalitesizi yapmayalım.
'Şair, besteci, enstrümanist, yorumcu, yönetmen, araştırmacı ve yapımcı... 4 Ağustos 1944'te Samsun'da doğdu. Müziğe 6 yaşında klasik batı müzikçi, Emin Tarakçı Hoca'dan keman ve mandolin dersleri alarak başladı. 7 Yaşında Türk Halk Müziği'ni ve bağlamayı kucakladı.10 Yaşında beste çalışmalarına başladı. 13 Yaşında, babasının teşvikiyle, Türk Sanat Müziği ve tamburla tanıştı. Samsun ve İstanbul'daki halk evleri, müzik cemiyetleri ve müzik derneklerinde bulundu, kurucularından oldu. İstanbul belediye konservatuarına girdi ve icra heyetinde çalıştı. 16 Yaşından itibaren caz ve rock müziği ile ilgilendi. Batı nefesli sazlardan oluşan orkestralarda tenor sax çalarak görev yaptı. 20 ve 22 yaşlarında, Ankara ve İstanbul radyoevi sınavlarına girdi ve üst düzeyde başarıyla kazandı. İstanbul radyoevinde 10 ay çalıştı ve kendi isteğiyle ayrıldı.
Orhan Gencebay'a göre Türk müziğinin daha zengin bir hale gelmesi için, müziğimizin tüm geçmişi ve çeşitleri ile yeniden ele alınıp analiz edilmesi gerekiyordu. Türk müziğinin buna ihtiyacı vardı. Orhan Gencebay bu düşünceyle müzikte kendine göre araştırmalar ve serbest çalışmalar yaptı. BU YAPTIGI ÇALISMALARA 'ARABESK' ISMINI VERDILER ISE DE, GENCEBAY BU DEGERLENDIRMEYI YANLIS DIYEREK KABUL ETMEDI. 1000'e Yakın bestesi olan Gencebay, bu bestelerin400'eyakınını kendi sesiyle de seslendirdi. 90'a yakın filmde müzik direktörlüğü yaptı.36 Sinema filminde başrol oynadı. TV için diziler ve programlar yaptı. 1968 Yılında yapmış olduğu ilk plaktan bugüne kadar yasal olarak 60 milyon plak ve kaset tirajı olan OrhanGencebay'ın, yasal olmayan korsan yapımlarla beraber 150 milyon tirajı olduğu tahmin ediliyor. Orhan Gencebay'ın 9 üniversite tarafından verilen uluslararası montu doktorası var.'
BEN ARABESKÇİ DEĞİLİM
Ses sanatçısı, besteci ve sinema oyuncusu Orhan Gencebay'ın nam-ı diğer 'Orhan Abi'nin Türk müziğindeki yeri tartışılmaz. Altı yaşında Türk sanat müziği çalışmaya başlamış, önce mandolinle sonra kemanla tanışmış. Yedi yaşında bağlamaya geçmiş. Sekiz yaşında 'Aşık Veysel'i hissetmiş', on yaşında beste yapmış, on üç yaşında da tambur çalmış. Çocukluğu kemani Haydar Tatlıyay, udi Yorgo Bocanos, Kadri Şençalar, Şerif Muhittin Targan, İzzet Ökte ve Ercüment Batanay'ı dinleyerek, hissederek ve çaldıklarını bağlamaya aktararak geçmiş. Neşet Ertaş gibi bir halk müziği duayeniyle aynı havayı teneffüs etmiş.
Profesyonel anlamda ise 30 yıldır müzik yapıyor. Hemen her yıla bir albüm sığdırmış. Bu kasetlerin şu ana kadarki resmi satışları yetmiş milyon olarak ifade ediliyor. Korsanlarla birlikte bu rakamlar 150 milyonu buluyormuş. 400'ü bizzat kendi okuduğu 1000'e yakın bestesi bulunan Gencebay ile ilgili yirmiye yakın yüksek lisans ve on beşin üzerinde doktora tezi yapılmış. Ama Orhan Gencebay'ın yaptıkları hala bir yere oturtulamadı... Gencebay'ın yaptığı her yeni albüm, tartışmaları bitirmek yerine daha da alevlendiriyor.
Bu tartışmaları ilk kaynaktan öğrenmek amacıyla kapısını çaldık. Ancak sanat yaşamının ilk 15 yılına damgasını vuran ve en sevilen parçalarından oluşacak olan 'Gencebay Klasikleri' adlı albümü için yaklaşık altı aydır Arı Stüdyosu'na kapanan Orhan Gencebay ile görüşmek kolay olmadı.
-Orhan Gencebay, sosyal bir vaka oldu. Müzik gündemi ister istemez sizden etkilenir duruma geldi. Sizin toplumu etkileyen gizli güçleriniz neler?
Ben bir müzik adamıyım. Müzikte daha iyi olmak adına çalışmalar yapıyorum. Bizim müziğimiz halk müziği ve sanat müziği olarak ikiye ayrılır. Bir de yabancı kültürlerin etkisiyle oluşan misyon müziği var. Türk müziğinde kalıpların tutucu olduğunu, yeniden ele alınması gerektiğini gördüm. Bunu yapmak için de var olan yapıyı bilmek ve daha iyi ufuklara götürebilecek yetenek lazım. Tüm bunların kendimde olduğunu düşünerek, araştırmalar yaptım. Araştırmalarımı kendi insanımızın, kültürümüzün içerisinde yaptım. Bu konuda çeşitli yorumlar yapıldı; kırdan kente göç eden insan hikayesi gibi. Ben bunları kendi adıma kabul etmiyorum ve yaptığım çalışmalarla bu anlayışı bağdaştırmıyorum.
-Müziğinizin kültür seviyesi düşük, alım gücü zayıf insanlar tarafından dinlendiği yıllarca yazıldı, çizildi. Siz de bunların çoğuna cevap verdiniz. Ancak ben şunu öğrenmek istiyorum. Bu kesime ait insanların sizi dinlemesinden rahatsız mı oluyorsunuz?
Kesinlikle rahatsız olmuyorum. Benim için insan, önce kendi insanım önemli. Dinlemek isteyen herkes benim yaptığım albümlerde kendine göre bir şeyler bulur. A albümünü kendine yakın bulmaz da, C albümünü çok sever. Çünkü ben çok çeşitli çalışıyorum. Beni dinleyen insanlar genelde gariban, yani ekonomik gücü zayıf insanlar. Müziğe başladığım zaman Türkiye'nin yüzde altmışı tarım kesiminde yaşıyordu. Daha sonra şehirlere göç başladı. Halkımızın yüzde 90'ı bu söylediklerimin içine dahil edilebilir. Yüzde 10'lardan daha az bir kesim ise maddi imkanları iyi diyebileceğimiz bir grubu teşkil ediyor. İnsanımızın sevmiş olduğu her çalışma bizim güncelimiz anlamına gelir. Ağırlık merkezimiz bu kitle olduğundan yaptığımızı bunlar benimsiyor. Maddi durumu iyi olan insanlar da bizi benimser ama; onlar azınlıkta kaldığı için belli olmaz. Bazıları gariban edebiyatı, gariban müziği gibi kasıtlı yorumlar yapmak istiyor. Bir önemli nokta da şu; bazı çevreler bizi ikinci planda görmek istiyorlar.
-Bu sorun nereden kaynaklanıyor?
Batılılaşma ile çağdaşlaşma kavramlarının anlaşılmamasından. Batılılaşma yerine çağdaşlaşma kavramını ele alabilsek bu sorunlar biter. Bana göre modernleşmek herhangi bir kültürün kopyası olmak değil kendimizi geliştirmektir. Bir kültürü benimsemiş olana bir şey demiyorum. Ama kendi kültürünü aşağılayan ve yabancı kültürü baş tacı eden kişiye karşı çıkarım. İşte bizi küçümseyenlerin gerçek niyetlerini burada aramak gerekiyor.
-Batılılaşma - çağdaşlaşma kavramlarının birbirine karıştırılmasından mı bahsediyorsunuz?
Evet, anlaşılmadığını söylüyorum. Doğrusu çağdaşlaşmak olmalı. Çağdaşlaşmak kimsenin tekelinde olmadığı için buraya herkes katkıda bulunabilir. Ama Batılılaşmaya müzikle ilgili olarak baktığımızda şu anki Batı musikisinin yapısı polofonik müzik ile birleşmiş, kaliteli bir müzik. Ben buna saygı duyuyorum ve hep kullanıyorum. Ama bu sistem kilisede gelişmiştir. Avrupalıların kendi kültürlerini en iyi biçimde idrak edecek bir sistemdir. Bu sistemi kendi müziğimize uyarlarsak yama gibi olur. Gayem doğanın vermiş olduğu o zenginliği muhafaza etmeye çalışarak, çağdaş kültürlere katkıda bulunmaktır. Yani illa kopya almak yerine kendi doğrultumuzda o güzellikten yararlanarak, kimliğimize de saygı duyarak daha ileriye gitmektir. Ancak böyle modernleşmiş oluruz.
-İnsanları dertlendirmek gibi bir çabanız var mı?
Benim böyle bir çabam yok. Ama müzik ağlatır, eğlendirir, güldürür, düşündürür ve ulvi duygular verir. Bazı arkadaşlar hüzne daha ziyade yatkınsa, dramı daha çok işlemişse, bu onun doğasından kaynaklanır. Müziğin bu işlevleri arasından bazılarını benimsemiş olabilir. Bu edebiyattaki ozanlarımızın da yaptığı bir şeydir. Mesela Aşık Veysel hayata aşıktır, Karacaoğlan memleketine aşıktır. Ben ise birine değil hepsine yatkınım. Hayatın içerisinde gülmek ve ağlamak varsa ben ikisini de yaşıyorum.
'-Bir teselli ver', 'Hor görme garibi' ve 'Batsın bu dünya' gibi parçalarınız şarkı sözünden çok, sosyal bir dramı anlatıyor ve protest bir yapı sergiliyor.
Bu belli ölçüde doğrudur ve protest yapı vardır. Olumsuzluk protestosudur. Doğru olduğuna inandığım ilkelerin bir an önce yaşanmasını istiyorum. Protest yapı bizim müziğimizde fazla işlenmiş bir çalışma değil. Ama ben 30 yıldan beri bunu kullanıyorum. İlla protest yapılar rock diye adlandırılan serbest çalışmanın içinde değildir. Aslında rock ile benim yaptığım çalışmaların benzerlik noktası şurada olabilir: İkisi de serbest çalışmadır. Belirli kalıpların bir gün donacağı; ama insan dinamizminin hiçbir zaman durmayacağı anlatılır ve bu bakışla serbest çalışmalara doğru iter adamı. 'Rock'un melodik normlarına gelince, ben bunları 10'lu yaşlarımda kullandım. Benim ilgi alanım, Türk müziği, halk müziği ama ben dünyayı tanımak istediğimden klasik Batı müziğiyle başladım mesleğe. Rock ile de ilgilendim, caz ile de. Büyük orkestralarda tenorluk yaptım, saz da çaldım. Bu normları tanımamdan dolayı serbest çalışmalarımda rock ve caz normlarını kullandığım olmuştur. Bu rock'a döndüm anlamına gelmez. Sadece yakıştığı nispette çeşni olarak kullanıyorum. Mesela 'Hatasız kul olmaz' da olduğu gibi... Müziğim; sevgi, saygı ve hoşgörü üzerine kurulu...
-Gencebay müziğinin en belirgin özelliği, ya da Orhan Gencebay müziğini diğer unsurlardan farklı kılan noktalar neler?
Sözlerimde sevgi, saygı, hoşgörü teması ağırlıktadır. Birliğe davet üzerinde ısrarla durmuşumdur. Sevgiyi anlatırken, sevginin çeşitlerinden bahsetmişimdir. Bunlar insan doğası gereği gerçekleşen bestelerdir. Her konuyu işlerim, neşe, hüzün, tasavvuf vs... Müziğe gelince halk müziği, sanat müziği, Ortadoğu ve Batı müziği sentezinden oluşmaktadır. Ama ağırlık merkezi biziz. Halk müziği ile sanat müziğinde serbest çalışmayı tercih ederim. Bütün bunları yapmak için bilgiye ihtiyaç vardır, yoksa rahat çalışamazsınız. Her an sürprizler yapabilirim. Çünkü benim gönlüm sürekli yenilikten yana. Zaten Türk müziğinin de gelişmeye ihtiyacı var. Bizim aslında işlenmemiş muazzam bir hazinemiz var.
-Mutlaka yapılması gerekir dediğiniz bir öneriniz var mı?
Önce iki müziğimiz içindeki ses sistemlerini analiz etmemiz lazım. Ancak bunu yaptıktan sonra daha iyi yerlere gidebiliriz. Halen ana çalışmaları yapmadık. Seslerimizi daha tanımıyoruz, ayrıştıramıyoruz. Bunlar enstitülerin işi ama biz de bir araya gelerek çalışma yapmak zorundayız.
-Size atfedilen 'Orhan Baba', 'Orhan Abi' gibi kavramlara nasıl bakıyorsunuz?
Sevgi, saygı içerikli mesajlarım insanlarımız tarafından benimsenmiş olabilir. Bundan dolayı da halkımız benim için 'baba', 'abi' gibi sıfatlar kullanmış olabilirler. Baba, abi olmak da herkesin harcı değildir. Ben bundan gurur duyuyorum.
-Bestelediğiniz şarkılar halk müziğinden sanat müziğine kadar her sanatçının ilgisini çekiyor ve albümlerinde yer alıyor..
Serbest çalışmalara ihtiyaç vardı. Ama TRT ve çevresi engel oluyordu. Çok kötü denetimler vardı. Eğer o denetimler olmasaydı çok daha yol alırdık. Benim yaptığım çalışmalar ilgi gördüğü için, 80-100 civarında hit
olmuş şarkılarım var. Bundan dolayı diğer arkadaşlarım tarafından kullanılıyor.
'-Orhan Gencebay arabeskçi' söylemlerine niçin karşı çıkıyorsunuz?
Bu kadar çirkin bir değerlendiriş olamaz. Bunu yapanlar beni çekemeyenler, kendileri yeterince başarılı olamayanlardır diye düşünüyorum. Benim yaptığım çalışmaların müzikalite düzeyi meydandadır. Demiyorum ki her yapıtım aynı düzeyde; ama büyük çoğunluğu iyi düzeydedir. Şarkı sözlerime gelince, onlar zaten ortadır. Birçoğu antolojik değeri olan ifadelerdir. Bunun haricinde de hiç birşey söyleyemezler. Söylerlerse kıskançlıklarındandır. Ben de onlara 'Siz ne yaptınız? ' diye sorarım. Çalışmalarıma en iyi cevabı halkımız veriyor.
-Karşı çıkmakla kalmayıp, bunu aşağılayıcı olarak nitelendiriyorsunuz. Neden?
Aşağılayıcı bir gözle bakıldığını söylüyorum. Arabesk terimi ayrı bir şey. Arabesk Arap etkinliği demektir. Benim yaptığım çalışmalar Arap etkinliği değil. Ama Araplarla tarihsel bağlarımızdan dolayı kullandığımız bazı özler vardır. Emeviler, Abbasiler, Kölemenler, Selçuklular ve Osmanlılardan itibaren gelen kültür birlikteliği var. Aynen birleşik Avrupa devletleri gibi. Fransız'ı, İngiliz'i, Alman'ı da Hıristiyan kültürle birleşmiş insanlardır. Ayrı ayrı lisanlar ayrı ayrı devletler olmalarına rağmen. Ama birbirlerinin gözünü de oymuşlardır. Netice olarak ben de etki altında kalmış olabilirim ama benim yaptığım bize ait. Bu arada arabesk deyimine uygun olarak çalışan insanlar var Türkiye'de. Güneydoğu'daki insanlarımızın birçoğunun Arap akrabası vardır. Bir zamanlar sınırlar yoktu. Şimdi sınırlar ayrıldığı için, ayrı topraklarda olduğumuz için insanlar akrabalarını ret mi etsinler. Bunların Arapvari şeyler yapması doğaldır.
-Orhan Gencebay Türk müziğine neler kazandırdı?
Müzik iki yönden idare ediliyordu Türkiye'de: TRT ve çevresi ile Unkapanı çevresi. Yani resmi ve gayri resmi çevre. Unkapanı araştırmaların serbest olarak yapıldığı bir yer, hem iyi hem de kötünün merkezi. Demokrasi kuralları içerisinde herkes çalışmasını yapar. Burası hep aşağılandı. Bu çok yanlış. Bütün kalite TRT ve çevresinde mi oluyor? TRT ve çevresinde müzik korunmaya çalışıyor, bu çevrede ise araştırılıyor. Ben bu serbest çalışmalarımla Türk müziğine daha zengin bir dinletiyi getirmeye çalıştım. Orkestrasyon, parküsyon, çok sesli, serbest, daha zengin bir bakış getirdim. Daha önceki çalışmalara baktığınız zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Türk müziğine zengin icraatı getirmeye çalıştım. Yeni seslerin ortaya güçlü bir şekilde çıkmasına gayret gösterdim. Altyapı üstyapı sisteminin teknik araştırmalarını yaptık. Devletin yapacağı işi bir avuç elemanla gerçekleştirdik. Verimli arkadaşların hemen hepsi bu piyasada çalışıyor. Burada iyi de yapılıyor kötü de. Sözlerime gelince bütünüyle bir hikayeyi anlatmaya çalıştım. Hem de günümüz Türkçesiyle. Yapılacak o kadar şey var ki, daha gönlümdekilerden çok azını çıkardım.
-Altı yaşından beri müziğin içerisinde yer alıyorsunuz. Sadece müzik yapmakla kalmayıp, aktör, aranjör, besteci yazar ve en son olarak televizyonda şov programı gibi çeşitli işler de yaptınız? Kendinizi tüketmekten korkmuyor musunuz?
Kendimi tüketmek gibi bir kaygım hiç yok. Daha önce de söyledim; yapacaklarımın çok az bir kısmını gerçekleştirdim. Müzik benim hayatım. Yaptıklarımın çeşitliliğine gelince o alanların hepsinde yeteneğim olduğunu düşünüyorum. Dikkat ederseniz tüm bunları müzik ekseninde gerçekleştirdim. Şova gelince o bir denemeydi. Dizi yapacaktık olmadı, şov yaptık. Ama şov benim istediğim gibi yönlendi. Şovu da ben bıraktım. Şu anda bir dizi projem var.
-Son söz olarak....
Orhan Gencebay serbest çalışmalar yapıyor. Hem halk, hem sanat, hem de oryantal diye adlandırılan Ortadoğu kültürlerinden yapmış olduğu sentezlerle ortada. Ama ne yaparsam yapayım ülkeme aittir ve özgündür. Ne yaparsak yapalım ama kesinlikle kalitesizi yapmayalım.
AYDOĞAN KILIÇ-AKSİYON
Kavga...
'Şair, besteci, enstrümanist, yorumcu, yönetmen,
araştırmacı ve yapımcı...
4 Ağustos 1944'te Samsun'da doğdu. Müziğe 6 yaşında
klasik batı müzikçi, Emin Tarakçı Hoca'dan keman ve mandolin
dersleri alarak başladı.
7 Yaşında Türk Halk Müziği'ni ve bağlamayı kucakladı.10 Yaşında beste çalışmalarına başladı.
13 Yaşında, babasının teşvikiyle, Türk Sanat Müziği ve
tamburla tanıştı.
Samsun ve İstanbul'daki halk evleri, müzik cemiyetleri
ve müzik derneklerinde bulundu, kurucularından oldu.
İstanbul belediye konservatuarına girdi ve icra heyetinde
çalıştı.
16 Yaşından itibaren caz ve rock müziği ile ilgilendi. Batı nefesli sazlardan oluşan orkestralarda tenor sax çalarak
görev yaptı.
20 ve 22 yaşlarında, Ankara ve İstanbul radyoevi
sınavlarına girdi ve üst düzeyde başarıyla kazandı. İstanbul radyoevinde 10 ay çalıştı ve kendi isteğiyle ayrıldı.
Orhan Gencebay'a göre Türk müziğinin daha zengin
bir hale gelmesi için, müziğimizin tüm geçmişi ve çeşitleri
ile yeniden ele alınıp analiz edilmesi gerekiyordu. Türk müziğinin buna ihtiyacı vardı.
Orhan Gencebay bu düşünceyle müzikte kendine göre
araştırmalar ve serbest çalışmalar yaptı. BU YAPTIGI ÇALISMALARA 'ARABESK' ISMINI VERDILER ISE DE, GENCEBAY BU DEGERLENDIRMEYI YANLIS DIYEREK KABUL ETMEDI.
1000'e Yakın bestesi olan Gencebay, bu bestelerin400'eyakınını kendi sesiyle de seslendirdi.
90'a yakın filmde müzik direktörlüğü yaptı.36 Sinema
filminde başrol oynadı. TV için diziler ve programlar yaptı.
1968 Yılında yapmış olduğu ilk plaktan bugüne kadar
yasal olarak 60 milyon plak ve kaset tirajı olan OrhanGencebay'ın, yasal olmayan korsan yapımlarla beraber 150 milyon tirajı olduğu tahmin ediliyor.
Orhan Gencebay'ın 9 üniversite tarafından verilen
uluslararası montu doktorası var.'