No.4 - Les Fées sont d'exquises danseuses (Periler Alışılmamış Danşçılardır) : Re bemol Majör tonda, 3/8'lik ölçüde, hızlı ve hafif (Rapide et léger) tempodaki prelüdde ise Debussy, Arthur Rackham'ın J.M. Barrie'nin 'Peter Pan'ın Kensington Gardens' (Peter Pan Kensington Bahçelerinde) adlı kitabı için yaptığı resimlerden esinlenmiştir... Masalsı bir hava içinde, uçucu figürlerle, Oberon'dan bir korno motifini de içeren büyülü ve çabuk trillerle, eşit olmayan ritimlerle hayal dünyasındaki bir dansı yanstır...
...ve bilimin de önünde sonunda ideolojik bir kategori olduğunu ve egemen ideolojilerin bilimi kendi koltuk değneği olarak kullandığı net olarak görülmeye başlandı...
Aslında işin erbabı bunun böyle olduğunu zâten biliyordu ama seslerini bir türlü duyuramıyor, daha doğrusu sesleri siyonist-emperyalist şeytan tarafından boğuluyordu...
Aynı ideolojik zulüm tripodu bir sürü bilimsel ödülü de ihdas etti... Nobel ödülleri gibi... Olayın aslında ideolojik-politik bir savaş olduğuna ilişkin bilim dünyasından bazı örnekleri aşağıda vereceğiz...
Ama ne yazık ki, insanlık bütün bunları bilemedi, ideolojik kimlikleri olan insanlar ise ciddi bir ufuk problemi yaşayarak bu gelişmelerin üstüne gitmediler ve İslâmcı çevreler yahudi bilimine yakın durdular...
Fizik biliminde devrim niteliğindeki en önemli dönüm noktalarından biri 'Relativity' (Görelilik, izâfiyet, bağıllık) teorisidir ve bu teoriye imzasını atan isim de Albert Einstein'dır... Albert Einstein bir yahudidir... Einstein'ın başarısı iki yönlüdür: Quantum teoremi ve Relativity teoremi... Einstein, Quantum (Zerre) teoremiyle, sanılanın aksine aslında 'determinist' ideolojinin etkisi altında kalmıştır... Einstein, İndeterminizm (Kesinsizlik) e karşıdır... Büyük Birleşik Alanlar Teorisi ve Gizli Değişkenler Teorisi, 'Materyalist Fizik'in karşısındadır...
Fakat İzâfiyet fomüllerinde ise, Einstein tamamen materyalist ideolojinin yanında yeralmıştır... Onun biyografisine göz attığımızda bazı ipuçlarına rastlıyoruz: Paranoid düzeyde Alman ve Alman ideolojisi düşmanı (özellikle anti-Hegelian) . Reformist... Bu düşüncelerinin yahudi kırımı ile ilgisi de yok, zira, olaylardan çok öncelere dayanıyor...
Yine üstelik, Almanlar tarafından çok seviliyor... Kozirev ise Einstein'i direkt olarak karşısına alır: 'Einstein, Almanlar'ın (Alman Aryen ideolojisinin) bütün bilim ve fiziği tek başlarına temsil etmelerine çok kızıyordu...
Dünya Yahudi örgütlerinin Einstein'ı sıkıştırdığı ve bir yahudi fiziğini geliştirmesi konusunda zorladığı, bunu finanse etmeye de hazır olduğu da biliniyordu...
Yahudi fiziğinden kasıt, Siyonist ideolojinin bilim alanlarındaki tahakküm istemidir...
Bu baskıların sonucu Einstein, Uzay'ın saf vakum (boşluk) olduğunu, sırf Esir'e yer vermemek için zorâki olarak belirtti... Oysa orthodox bir musevîydi veya öyle bir imaj veriyordu... Yani Einstein inançlarını zorluyordu...
Bunun nedeni ideolojik yetmezliğiydi... Olaylara tam olarak anlam veremiyor, yahudilerin kendini neden baskı altında tuttuğunu bir türlü anlayamıyordu... Einstein, Esir'e inanıyordu... Taktiğe göre, yalnızca Madde vardı; Uzay ise 'HİÇ BİR ŞEY'den ibâretti!
Einstein gibi bir ustanın böyle bir saçmalığa inanması rasyonel değildir... Üstelik tam da o sırada, Uzay'ın tıkabasa enerji alanları ve elektromanyetik dalgalardan oluştuğu netleşmişken... Einstein, bu gerçekliğe de anlaşılmayan bir biçimde direndi ve yahudi tezini dayatmaya devam etti...
Oyunun kuralı gereği, bir diğer yahudi fizikçi devreye girdi ve sözde Einstein'ı yalanladı ve Uzay'ın vakum (boşluk) değil, enerjetik alanlardan oluştuğunu, yeni bir buluş gibi sunarak, güyâ bir rekâbet yarattı... İki taraf da yahudi olduğu için başarı yahudi ideolojisininmiş gibi göründü... Aslında, Einstein Uzay'ın genişlediğini bizzat saptamış, fakat bir ölü (statik) uzayın canlanmasından, yahudi ideolojisi ürktü... Bu ürküntü sebepsiz değildi zira, durağan (statik) bir evren yerine dinamik bir evren, Başlangıç-Son veya Yaradılış-Kıyâmet gibi kavramların gündemleşmesine yol açacak seviyede dinî postulatları hatırlatıyordu... Bu, dev maddî (kapitalist) dünya yatırımlarını boşa düşürmek anlamını taşıyordu ve materyalist ideolojiyi, kendi soyunun dışında bütün dünyaya yayma politikası güden yahudi ideolojisinin hem prestiji hem de protokolleri sarsılacaktı...
Einstein talimât almakta gecikmedi ve bir kozmolojik sabir üretip bunu formüllerine ekledi ve Uzay'ı durdurmaya kalkıştı ve bundan dolayı da hayli acı çekti...
Kozirev ve Friedmann -ki, her ikisi de Alman'dır ve Einstein'ın arkadaşlarıdır- Einstein'ın foyasını ortaya çıkardılar ve Uzay'ın genişlediğini bildirdiler... Bu, 'K' sabiti'ne karşı bir manifesto niteliğindeydi... Einstein hatasını kabul etti ve özür diledi ama bu olan bitenleri kimse duymadı, duyamadı... Kol kırıldı yen içinde kaldı! Evren genişliyordu... Öyle ki, uzak galaksiler ışıktan da hızlı olarak bizden kaçıyordu! Einsteinistler, halâ 'Hiçbirşey ışıktan daha hızlı olamaz' diye galaksi hızlarında da, Einstein'ın kendisinin reddettiği 'K sabiti'ni kullanıyorlar...
Einstein, E=M.c2 formülünü, nasıl yalnızca madde-enerji eşdeğerliliği üzerine kurarak, boşluktaki enerji alanlarının da bir kütlesi olduğunu ve bunların da formüle eklenmesini es geçmişse, birçok şeyi de maksatlı olarak yarım bırakmıştır... Zaman'ın ve Çekim'in tensörünü (gercisini) ölçme güçlüklerini bildiğinden kurnazlıklara kalkıştı... Einstein, tekzip edilene kadar 'Efsane' olmayı planladı...
İdeoloji uyarınca Esîr inancını saklaması gerekiyordu... Esîr'e karşı çıkışını, 'Michelson-Morley deneyi'ne (Michelson da yahudidir) dayandırdı... Bu ikilinin, ışığın hızını bir masada aynalarla ölçmeleri, ışık hızının bulunması için hârikaydı ama, Esîr adına tam bir skandaldı... Çünkü, ışık gibi süper bir hız, bir deney masasında değil; uzaya çıkıp uzayda dağılmayan bir ışık huzmesiyle çok geniş, en azından 186.000 millik bir mesafe içinde ölçümlenmelidir... O zaman, iki ışık demeti arasında, FAZ farkının interferansı olup olmadığı anlaşılır... Einstein hep, denenmesi ileri teknikleri gerektirenleri ortaya atmış ve nâmının yürümesi için zaman kazanmıştır... Einstein, Fitzgerald ve Lorenz dönüşün formüllerini İzâfiyet için istismar ederek kendine mâl etmeye kalkıştı...
Nasıl ki, Gauss ve Riemann'ın matematik uzayını, Minkowsky'nin Zaman boyutunu birleştirip uzay-zamanını ileri sürüp Lorenz'in omuzlarına bastı, başaramayınca da evreni kısıtlamaya çalıştı...
Işık hızıyla giden bir cetvelin boyunu sıfırladı, zamanını ebediyyen durdurdu, kütlesini sonsuzlaştırdı ve denklemlerinin sonucu hep sonsuz çıktığı için, matematik tekilliğin (singularity) çözümsüzlüğüne bıraktı...
Oysa, bu sonsuzun çözümsüzlüğünün üçü de aşılabilir... Son tahlilde, bilim hiçbir aristokratik çevrenin, uluslararası sermaye çevrelerinin veya kafatasçı ideolojilerinin tekelinde olmamalıdır ancak geçinen aşamada maalesef durum böyle değildir ve emperyalizm bilime hükmetmektedir... Bilimi, çıkarcı ve tekelci bir ırkın tahrifinden uzak tutmak en önemli koşuldur...
Feinberg, Geinberg ve Bilaniuk, ışıktan hızlı gidilmesinin madde için bile mümkün olduğunu matematik olarak gösterdiler...
Ama şu bir gerçek ki, egemen ideolojiler hiç de yenilgiyi kabul etmek istemeyeceklerdir... Asıl mücadelemiz egemen ideolojilerle olmalıdır...
No.5 - Bruyéres (Fundalıklar) : La bemol Majör tonda, 3/4'lük ölçüde sakin (Calme) tempodaki parça, kendine özgü bir duygusallıkla, güneşin kavurduğu fundalığın yalnızlığını pastoral havada yansıtır... Biraz arabesk tarzda, inatçı bir monotonluğun da renkli olabileceğini zarif ve duygulu anlatımla ispatlar...
'Duel' (1971)
Steven Spielberg
No.4 - Les Fées sont d'exquises danseuses (Periler Alışılmamış Danşçılardır) : Re bemol Majör tonda, 3/8'lik ölçüde, hızlı ve hafif (Rapide et léger) tempodaki prelüdde ise Debussy, Arthur Rackham'ın J.M. Barrie'nin 'Peter Pan'ın Kensington Gardens' (Peter Pan Kensington Bahçelerinde) adlı kitabı için yaptığı resimlerden esinlenmiştir... Masalsı bir hava içinde, uçucu figürlerle, Oberon'dan bir korno motifini de içeren büyülü ve çabuk trillerle, eşit olmayan ritimlerle hayal dünyasındaki bir dansı yanstır...
...
...ve bilimin de önünde sonunda ideolojik bir kategori olduğunu ve egemen ideolojilerin bilimi kendi koltuk değneği olarak kullandığı net olarak görülmeye başlandı...
Aslında işin erbabı bunun böyle olduğunu zâten biliyordu ama seslerini bir türlü duyuramıyor, daha doğrusu sesleri siyonist-emperyalist şeytan tarafından boğuluyordu...
Aynı ideolojik zulüm tripodu bir sürü bilimsel ödülü de ihdas etti... Nobel ödülleri gibi... Olayın aslında ideolojik-politik bir savaş olduğuna ilişkin bilim dünyasından bazı örnekleri aşağıda vereceğiz...
Ama ne yazık ki, insanlık bütün bunları bilemedi, ideolojik kimlikleri olan insanlar ise ciddi bir ufuk problemi yaşayarak bu gelişmelerin üstüne gitmediler ve İslâmcı çevreler yahudi bilimine yakın durdular...
Fizik biliminde devrim niteliğindeki en önemli dönüm noktalarından biri 'Relativity' (Görelilik, izâfiyet, bağıllık) teorisidir ve bu teoriye imzasını atan isim de Albert Einstein'dır... Albert Einstein bir yahudidir...
Einstein'ın başarısı iki yönlüdür: Quantum teoremi ve Relativity teoremi... Einstein, Quantum (Zerre) teoremiyle, sanılanın aksine aslında 'determinist' ideolojinin etkisi altında kalmıştır... Einstein, İndeterminizm (Kesinsizlik) e karşıdır... Büyük Birleşik Alanlar Teorisi ve Gizli Değişkenler Teorisi, 'Materyalist Fizik'in karşısındadır...
Fakat İzâfiyet fomüllerinde ise, Einstein tamamen materyalist ideolojinin yanında yeralmıştır... Onun biyografisine göz attığımızda bazı ipuçlarına rastlıyoruz: Paranoid düzeyde Alman ve Alman ideolojisi düşmanı (özellikle anti-Hegelian) . Reformist... Bu düşüncelerinin yahudi kırımı ile ilgisi de yok, zira, olaylardan çok öncelere dayanıyor...
Yine üstelik, Almanlar tarafından çok seviliyor... Kozirev ise Einstein'i direkt olarak karşısına alır: 'Einstein, Almanlar'ın (Alman Aryen ideolojisinin) bütün bilim ve fiziği tek başlarına temsil etmelerine çok kızıyordu...
Dünya Yahudi örgütlerinin Einstein'ı sıkıştırdığı ve bir yahudi fiziğini geliştirmesi konusunda zorladığı, bunu finanse etmeye de hazır olduğu da biliniyordu...
Yahudi fiziğinden kasıt, Siyonist ideolojinin bilim alanlarındaki tahakküm istemidir...
Bu baskıların sonucu Einstein, Uzay'ın saf vakum (boşluk) olduğunu, sırf Esir'e yer vermemek için zorâki olarak belirtti... Oysa orthodox bir musevîydi veya öyle bir imaj veriyordu... Yani Einstein inançlarını zorluyordu...
Bunun nedeni ideolojik yetmezliğiydi... Olaylara tam olarak anlam veremiyor, yahudilerin kendini neden baskı altında tuttuğunu bir türlü anlayamıyordu... Einstein, Esir'e inanıyordu... Taktiğe göre, yalnızca Madde vardı; Uzay ise 'HİÇ BİR ŞEY'den ibâretti!
Einstein gibi bir ustanın böyle bir saçmalığa inanması rasyonel değildir... Üstelik tam da o sırada, Uzay'ın tıkabasa enerji alanları ve elektromanyetik dalgalardan oluştuğu netleşmişken... Einstein, bu gerçekliğe de anlaşılmayan bir biçimde direndi ve yahudi tezini dayatmaya devam etti...
Oyunun kuralı gereği, bir diğer yahudi fizikçi devreye girdi ve sözde Einstein'ı yalanladı ve Uzay'ın vakum (boşluk) değil, enerjetik alanlardan oluştuğunu, yeni bir buluş gibi sunarak, güyâ bir rekâbet yarattı... İki taraf da yahudi olduğu için başarı yahudi ideolojisininmiş gibi göründü... Aslında, Einstein Uzay'ın genişlediğini bizzat saptamış, fakat bir ölü (statik) uzayın canlanmasından, yahudi ideolojisi ürktü... Bu ürküntü sebepsiz değildi zira, durağan (statik) bir evren yerine dinamik bir evren, Başlangıç-Son veya Yaradılış-Kıyâmet gibi kavramların gündemleşmesine yol açacak seviyede dinî postulatları hatırlatıyordu... Bu, dev maddî (kapitalist) dünya yatırımlarını boşa düşürmek anlamını taşıyordu ve materyalist ideolojiyi, kendi soyunun dışında bütün dünyaya yayma politikası güden yahudi ideolojisinin hem prestiji hem de protokolleri sarsılacaktı...
Einstein talimât almakta gecikmedi ve bir kozmolojik sabir üretip bunu formüllerine ekledi ve Uzay'ı durdurmaya kalkıştı ve bundan dolayı da hayli acı çekti...
Kozirev ve Friedmann -ki, her ikisi de Alman'dır ve Einstein'ın arkadaşlarıdır- Einstein'ın foyasını ortaya çıkardılar ve Uzay'ın genişlediğini bildirdiler... Bu, 'K' sabiti'ne karşı bir manifesto niteliğindeydi... Einstein hatasını kabul etti ve özür diledi ama bu olan bitenleri kimse duymadı, duyamadı... Kol kırıldı yen içinde kaldı! Evren genişliyordu... Öyle ki, uzak galaksiler ışıktan da hızlı olarak bizden kaçıyordu! Einsteinistler, halâ 'Hiçbirşey ışıktan daha hızlı olamaz' diye galaksi hızlarında da, Einstein'ın kendisinin reddettiği 'K sabiti'ni kullanıyorlar...
Einstein, E=M.c2 formülünü, nasıl yalnızca madde-enerji eşdeğerliliği üzerine kurarak, boşluktaki enerji alanlarının da bir kütlesi olduğunu ve bunların da formüle eklenmesini es geçmişse, birçok şeyi de maksatlı olarak yarım bırakmıştır... Zaman'ın ve Çekim'in tensörünü (gercisini) ölçme güçlüklerini bildiğinden kurnazlıklara kalkıştı... Einstein, tekzip edilene kadar 'Efsane' olmayı planladı...
İdeoloji uyarınca Esîr inancını saklaması gerekiyordu... Esîr'e karşı çıkışını, 'Michelson-Morley deneyi'ne (Michelson da yahudidir) dayandırdı... Bu ikilinin, ışığın hızını bir masada aynalarla ölçmeleri, ışık hızının bulunması için hârikaydı ama, Esîr adına tam bir skandaldı... Çünkü, ışık gibi süper bir hız, bir deney masasında değil; uzaya çıkıp uzayda dağılmayan bir ışık huzmesiyle çok geniş, en azından 186.000 millik bir mesafe içinde ölçümlenmelidir... O zaman, iki ışık demeti arasında, FAZ farkının interferansı olup olmadığı anlaşılır... Einstein hep, denenmesi ileri teknikleri gerektirenleri ortaya atmış ve nâmının yürümesi için zaman kazanmıştır... Einstein, Fitzgerald ve Lorenz dönüşün formüllerini İzâfiyet için istismar ederek kendine mâl etmeye kalkıştı...
Nasıl ki, Gauss ve Riemann'ın matematik uzayını, Minkowsky'nin Zaman boyutunu birleştirip uzay-zamanını ileri sürüp Lorenz'in omuzlarına bastı, başaramayınca da evreni kısıtlamaya çalıştı...
Işık hızıyla giden bir cetvelin boyunu sıfırladı, zamanını ebediyyen durdurdu, kütlesini sonsuzlaştırdı ve denklemlerinin sonucu hep sonsuz çıktığı için, matematik tekilliğin (singularity) çözümsüzlüğüne bıraktı...
Oysa, bu sonsuzun çözümsüzlüğünün üçü de aşılabilir... Son tahlilde, bilim hiçbir aristokratik çevrenin, uluslararası sermaye çevrelerinin veya kafatasçı ideolojilerinin tekelinde olmamalıdır ancak geçinen aşamada maalesef durum böyle değildir ve emperyalizm bilime hükmetmektedir... Bilimi, çıkarcı ve tekelci bir ırkın tahrifinden uzak tutmak en önemli koşuldur...
Feinberg, Geinberg ve Bilaniuk, ışıktan hızlı gidilmesinin madde için bile mümkün olduğunu matematik olarak gösterdiler...
Ama şu bir gerçek ki, egemen ideolojiler hiç de yenilgiyi kabul etmek istemeyeceklerdir... Asıl mücadelemiz egemen ideolojilerle olmalıdır...
'Kaze no tani no Naushika' (1984)
Hayao Miyazaki
...
Bu dağlar eze dağlar
Yar gele geze dağlar
Suları şarap olmuş
Çiçeği meze dağlar
...
'Stranger Than Paradise' (1984)
Jim Jarmusch
Black - Wonderful Life...
I Want You (She's So Heavy)
'Häxan' (1922)
Benjamin Christensen
No.5 - Bruyéres (Fundalıklar) : La bemol Majör tonda, 3/4'lük ölçüde sakin (Calme) tempodaki parça, kendine özgü bir duygusallıkla, güneşin kavurduğu fundalığın yalnızlığını pastoral havada yansıtır... Biraz arabesk tarzda, inatçı bir monotonluğun da renkli olabileceğini zarif ve duygulu anlatımla ispatlar...