Başkaları için gayet sıradan olan bir insanla karşılaşınca, onun 'aslında' sıradışı olduğuna 'karar veren' sensin.
Onunla beraberken yüreği delice hareketlenen ve sırtından aşağı derin ürpermeler geçirerek aşka doğru 'yola çıkan' sensin.
Onu hayatının içine almak isteğinin ateşli 'sıtma nöbetlerine' yakalanıp yine de 'şikayet etmeyen' sensin.
O insanda herkesten 'farklı' güzellikler bularak, son derece özel birsi olduğuna 'inanan' sensin.
Onun sesinin, yüzünün ve bedeninin mıknatısına değdiğinde 'kendini bırakan' sensin.
Elin ona değdiğinde ve dudağın dudağıyla buluştuğunda, yaşamın anlamının tümden değiştiğini 'düşünen' sensin.
Teninin 'kuytu' yerleri onun tenine açıldığında, yeryüzünde cenneti bulmuş gibi 'mutlu olan' sensin.
Onun yüzünü, ellerini, tenini hayranlıkla seyredip 'beynine yerleştiren' sensin.
Belki de her yerde duyabileceğin fikirler onun ağzından çıkınca içinde 'keramet' bulan ve bir dergahın çilekeşi gibi acı çeksen bile sevgiliye 'mürit olan' sensin.
Herkesin kullandığı bildik kelimeleri o söyleyince içinden 'şifa' damıtarak sonsuz 'etkilenen' sensin.
Onun geçmiş zaman anlatımlarında, gelecek yıllara ait yorumlarında, ve gündelik olaylara bakışında sanki ''hiç yazılmamış'' bilgiler duyuyormuş gibi dinleyen ve 'önemseyen'' sensin.
Onun yaptığı esprilerde zeka kıvılcımları sezen, yaşadıklarında 'olağanüstü hal' gören, inançlarında 'inanılmaz enerjiler bulan' sensin.
Onun deli öfkesinin içinde alıngan bir sevgi, kırıcı hallerinin altında şiddetli bir tutku, ihmal edişlerinin arkasında ilişkinize dair gizli kaygılar olduğunu 'keşfeden' sensin.
Fazla tekdüze ve geleneksel yaşamasını 'sadelik', kural tanımaz bohem serseriliğini ise 'aydın olmanın sorunu' diye tanımlayan sensin.
Evet sevgiliye duyulan aşkın ve karşı konulamaz isteğin 'yaratıcısı' bizzat kendimiziz. Aşk bizi bulmaz, insanın gönül kanalları aşık olmaya doğru açıldığında kendimiz 'buluruz'. Aşkı hayaller içinde biz 'dölleriz', sancılar içinde biz 'doğururuz', fedakarlıklar içinde biz bakıp besleriz ve ruhumuzu vererek 'büyütürüz'. Aşkı yaratan da yok eden de bizim yüreğimizdir, bizim beynimizdir, bizim dünyaya bakışımızdır. 'Karşıdakinin' değil.
AŞK 'SENSİN'
Başkaları için gayet sıradan olan bir insanla
karşılaşınca, onun 'aslında' sıradışı olduğuna 'karar
veren' sensin.
Onunla beraberken yüreği delice hareketlenen ve
sırtından aşağı derin ürpermeler geçirerek aşka doğru
'yola çıkan' sensin.
Onu hayatının içine almak isteğinin ateşli 'sıtma
nöbetlerine' yakalanıp yine de 'şikayet etmeyen'
sensin.
O insanda herkesten 'farklı' güzellikler bularak, son
derece özel birsi olduğuna 'inanan' sensin.
Onun sesinin, yüzünün ve bedeninin mıknatısına
değdiğinde 'kendini bırakan' sensin.
Elin ona değdiğinde ve dudağın dudağıyla buluştuğunda,
yaşamın anlamının tümden değiştiğini 'düşünen' sensin.
Teninin 'kuytu' yerleri onun tenine açıldığında,
yeryüzünde cenneti bulmuş gibi 'mutlu olan' sensin.
Onun yüzünü, ellerini, tenini hayranlıkla seyredip
'beynine yerleştiren' sensin.
Belki de her yerde duyabileceğin fikirler onun
ağzından çıkınca içinde 'keramet' bulan ve bir
dergahın çilekeşi gibi acı çeksen bile sevgiliye
'mürit olan' sensin.
Herkesin kullandığı bildik kelimeleri o söyleyince
içinden 'şifa' damıtarak sonsuz 'etkilenen' sensin.
Onun geçmiş zaman anlatımlarında, gelecek yıllara ait
yorumlarında, ve gündelik olaylara bakışında sanki
''hiç yazılmamış'' bilgiler duyuyormuş gibi dinleyen
ve 'önemseyen'' sensin.
Onun yaptığı esprilerde zeka kıvılcımları sezen,
yaşadıklarında 'olağanüstü hal' gören, inançlarında
'inanılmaz enerjiler bulan' sensin.
Onun deli öfkesinin içinde alıngan bir sevgi, kırıcı
hallerinin altında şiddetli bir tutku, ihmal
edişlerinin arkasında ilişkinize dair gizli kaygılar
olduğunu 'keşfeden' sensin.
Fazla tekdüze ve geleneksel yaşamasını 'sadelik',
kural tanımaz bohem serseriliğini ise 'aydın olmanın
sorunu' diye tanımlayan sensin.
Evet sevgiliye duyulan aşkın ve karşı konulamaz
isteğin 'yaratıcısı' bizzat kendimiziz. Aşk bizi
bulmaz, insanın gönül kanalları aşık olmaya doğru
açıldığında kendimiz 'buluruz'. Aşkı hayaller içinde
biz 'dölleriz', sancılar içinde biz 'doğururuz',
fedakarlıklar içinde biz bakıp besleriz ve ruhumuzu
vererek 'büyütürüz'. Aşkı yaratan da yok eden de
bizim yüreğimizdir, bizim beynimizdir, bizim dünyaya
bakışımızdır. 'Karşıdakinin' değil.
-Anonim-