bir lens icâd etmek isterdim. görünmeyecek kadar ufak kablolarla kalbe bağlı bir lens. otomatik olarak renk değiştirecek. üzgünsem yeşertecek dünya mı bembeyaz yapacak gördüklerimi çok sevinçliysemde hafiften karartacak. vasat bir renkte tutacak görünenleri 'gri' olabilr mesela.. zaten üzüntülerimiz bir zamanlar yaşadığımız mutlulukların çocukları değil mi? ve sevinçlerimiz bize kederligünlerden yadigâr değil midir? GRİ derim ben.. öyle ortalarda dengelerde bir yerde.. 'derim' sadece ama böyle bir şey icât etsem bu lensi takma fikrinede gri bakardım galiba..
bugün hüküm sürmekte olduğu için haklı, gelecekteki doğrusal ilerleme çizgisini belirleyeceği için önemli; dün bugüne direnmekte olduğu için suçlu, geleceği belirleme gücünden yoksun olduğu için önemsiz-mi-dir? kulağa hoş gelsede bugünü dünden kopartmak biri olmadan biri olmayan iki şeyi birbirinden ayırmak gibidir. bugünü geçmişten kopartmak istiyorum bazen silmek istiyorum yaşanmışlıkları ve bunun için bugünü idâm etmekten başka çare bulamıyorum. düne müdahale edemiyorum çünkü.. kimse idâm edilmesin dün bugün elele verip yarını inşâ etsin!
dışımızda ki dünyada her ne oluyorsa insanı örnek vererek o olayları açıklayabiliyoruz. aynı bunun gibi kendimizde her ne oluyorsa dışımızdaki dünyadan kendimize örnek verebiliyoruz. bana bir duygu söyle ki kainatta onu izdüşümü yaşanıyor olmasın. bizim bu düya ile bir al^kamız var ama ne!
zıtlıklar vardır. biri olunca diğeri olmayan yani biri gelince diğerinin o mekânı terkettiği birbirlerini sevmeyen zıtlıklar. karanlık ve aydınlık gibi. sevgi ve nefret gibi. ikisi bir arada olmaz. insan içinde geçerli hem sevip hem nefret edemez insan. 'aynı anda' zaten insan tüm zıtlıkları kendinde toplayan yegâne canlı değil midir? dünya gibi güneş doğuyor aydınlanıyor dünyamız ve seviyoruz birisini. ve gece oluyor kararıyor dünyamız ve nefret kaplıyor bir zamanlar aydınlık olan silüetleri...
kızılımsı mor renk ayrıca yunan filozofu 'platon'un arapça söylenişi eflatun rengi roma/bizans dünyasında soyluluk ve otoritenin simgesi olduğu için 'platon' yani 'eflatun' ismini bu özellikten alır.
siz! dünyayı yaşanmazlıkla ithâm edenler! sağo sola saldırıp bir lağım çukuru gibi tasvir ediyorsunuz bu dünyayı isyan ediyorsunuz 'çirkin' 'yaşanmaz' diyerek! bakın! bir bakın şu yazdıklarınıza beyaz sayfalara düşürdüğünüz sürdüğünüz kirli harflere bakın! küçük sanal bir sayfayı kirleten sizler 'dünya nasıl kirlendi' türünden riyakâr sorularınızı alın ve yaratılış hikmeti düşünmek olan o muhteşem beyinlerinize sokun!
'med' denizin yükselip yer kaplaması, karaya yayılması
'medd' uzama, yayılma
'müddet' zaman veya mekânda uzunluk, yayılım, süre
bir lens icâd etmek isterdim.
görünmeyecek kadar ufak kablolarla kalbe bağlı bir lens.
otomatik olarak renk değiştirecek.
üzgünsem yeşertecek dünya mı bembeyaz yapacak gördüklerimi
çok sevinçliysemde hafiften karartacak.
vasat bir renkte tutacak görünenleri
'gri' olabilr mesela..
zaten üzüntülerimiz bir zamanlar yaşadığımız mutlulukların
çocukları değil mi?
ve sevinçlerimiz bize kederligünlerden yadigâr değil midir?
GRİ derim ben..
öyle ortalarda dengelerde bir yerde..
'derim' sadece
ama böyle bir şey icât etsem
bu lensi takma fikrinede gri bakardım galiba..
bugün hüküm sürmekte olduğu için haklı,
gelecekteki doğrusal ilerleme çizgisini belirleyeceği için önemli;
dün bugüne direnmekte olduğu için suçlu,
geleceği belirleme gücünden yoksun olduğu için önemsiz-mi-dir?
kulağa hoş gelsede
bugünü dünden kopartmak
biri olmadan biri olmayan iki şeyi birbirinden ayırmak gibidir.
bugünü geçmişten kopartmak istiyorum bazen
silmek istiyorum yaşanmışlıkları
ve bunun için
bugünü idâm etmekten başka çare bulamıyorum.
düne müdahale edemiyorum çünkü..
kimse idâm edilmesin
dün bugün elele verip
yarını inşâ etsin!
ey gönül!
tüm çirkinlikler sende hayat buluyor,
öyle ki;
'alçak' dese birisi kavga sebebi olurken
yanına sen gelince
iltifat olup çıkıyor anlam..
dışımızda ki dünyada
her ne oluyorsa
insanı örnek vererek o olayları açıklayabiliyoruz.
aynı bunun gibi kendimizde her ne oluyorsa
dışımızdaki dünyadan kendimize örnek verebiliyoruz.
bana bir duygu söyle ki
kainatta onu izdüşümü yaşanıyor olmasın.
bizim bu düya ile bir al^kamız var ama ne!
zıtlıklar vardır. biri olunca diğeri olmayan
yani biri gelince diğerinin o mekânı terkettiği
birbirlerini sevmeyen zıtlıklar.
karanlık ve aydınlık gibi.
sevgi ve nefret gibi.
ikisi bir arada olmaz.
insan içinde geçerli
hem sevip hem nefret edemez insan.
'aynı anda'
zaten insan tüm zıtlıkları kendinde toplayan yegâne canlı değil midir?
dünya gibi
güneş doğuyor aydınlanıyor dünyamız ve seviyoruz birisini.
ve gece oluyor kararıyor dünyamız ve nefret kaplıyor bir zamanlar aydınlık olan silüetleri...
kızılımsı mor renk
ayrıca yunan filozofu 'platon'un arapça söylenişi
eflatun rengi roma/bizans dünyasında soyluluk ve otoritenin simgesi olduğu için
'platon' yani 'eflatun' ismini bu özellikten alır.
'hezee'
aşağıya çekmek
'müstehzi' aşağıya çeken, aşağılayan
siz!
dünyayı yaşanmazlıkla ithâm edenler!
sağo sola saldırıp bir lağım çukuru gibi tasvir ediyorsunuz bu dünyayı
isyan ediyorsunuz 'çirkin' 'yaşanmaz' diyerek!
bakın!
bir bakın şu yazdıklarınıza
beyaz sayfalara düşürdüğünüz sürdüğünüz kirli harflere bakın!
küçük sanal bir sayfayı kirleten sizler
'dünya nasıl kirlendi'
türünden riyakâr sorularınızı alın
ve yaratılış hikmeti düşünmek olan o muhteşem beyinlerinize sokun!
shape of my heart
bu saatlerde pek gitmez ama
sessizliğin sesinden yorgun düşme saatinde olanlar olabilir..
'soru işaretinden sonraki boşluğu kapatın