Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Safure Kalafat
Safure Kalafat

“BAHARLAR GELMEDİ SOKAĞIMA HEP KIŞLARI YAŞADIM” S/K

  • üsküdar10.11.2006 - 00:46

    Üsküdar'ım bana hep ilkleri hatırlatıyor....

    İlkler hep Üsküdar'da yaşanmıştır. Üsküdar, Hicri 753- Milâdı 1352. yılında ilk Orhan Gâzî tarafından Feth edilmiştir.
    Üsküdar, Anadolu'ya açılan ilk kapılardandır.
    İlk defa 1565. Târihi'nde istanbul- Üsküdar arasında kayık seferleri düzenlenmiştir.
    İlk vapur seferleri, yazlı- kışlı 1845 Târihi'nde Üsküdar'da olmuştur.
    Üsküdar - Kabataş arasında 1858 Târihi'nde ilk vapur seferler düzenlenmiştir.
    İlk Râmazan çadırı 1995 yılında. Üsküdar, belediye başkalığınca demokrası meydânında 1500. metre kare alanda kurulmuştur.
    Aslında iftara evlerine yetişemeyenlerin orucunu açmak amacıyla kurulan çadırı Halkımız çok sevmiş, teveccüh göstermiştir.Çadır her akşam tıklım tıklım doluyor, çadırda yer bulamayanlar dışarda kurulan masalarda oruçlarını açıyordu.
    Her akşam dokuzbin kişiye, üç çeşit sıcak yemek, tatlı servisi yapılmaktaydı.
    Çeşitli gösteri ve aktivitelerin yapıldığı çadırın, ısıtma sistemi sanayii tüpleriyle sağlanıyordu. İftardan sonra, Üsküdar'ın dününü ve buğününü anlatan slayt gösterisi Hacivat__ karagöz orta oyunu, sanat gösterileri, konserler, Mehter takımının gösterisi, gözleme ve çay evi, tâsavvüf müziği, geceyi şenlendiriyordu...
    1995 yılında Üsküdar'da kurulan ilk iftar cadırı, bugün 2006. yılına gelindiğinde bile, Üsküdar Ahmediye sâhilinde iskeleye bağlanmış duba üzerinde Boğaz'ın essiz manzarasıyla orucunu açmak isteyenleri hâlâ konuk etmeye devam ediyor... ve gecelerimizi şenlendiriyor.

    Sevgilerimle... Safure Kalafat (19.10.2006 02:10)

  • KALAFAT26.09.2006 - 01:05

    Geminin kaplama tahtaları arasını üstüpü ile doldurup ziftleyerek su geçirmez duruma getirme işi....

  • üsküdar20.08.2006 - 01:00

    Üsküdarım, bana çok şeyleri hatırlatıyor.... çocukluğumu, gençliğimi, çalışma hayatımi, Selimiye'den başlayan Halâ çözemediğim missss gibi, Nur kokusunu iliklerime kadar hissedişimi, güzelll komşulukları, insana verilen değerleri, sokaklarını gezerken Tarih-i gözüme canlandırıp, bir zamanlar Ecdadımızın bu sokaklarda gezdiğini hep düşünürüm ve ağlarım... 'Üsküdar anlatılmaz yaşanır.'


    Sokakların Târih kokar; Camii'lerin nurludur,
    Sultanları, paşaları, bağrında yaşatansın,
    Âziz'ler, Ahmed'ler, daha niceler....
    Sana duacıdır, sana minnettar Üsküdar!

    Batan güneşin bir başkadır Üsküdar!
    Seyreyle doya doya salacak'tan,
    Sevdamız, anılarımız, kız kulesi...
    Yakamozları sana bıraktım okşa Üsküdar!

    Sarayların köşkler var, nazlısın Üsküdar!
    Sana gıptaylâ bakar herkes, gururlan.
    Lâl olmuş diller, suskun, konuşmaz.
    Sana gönül çiçeklerimi açtım, kokla Üsküdar!



    ((Üsküdar'da Osmanlı izleri

    Üsküdar günümüzde İstanbul'un incilerinden biri olduğu gibi, tariht de her zaman gündemde kalmıştır.
    Yerleşim yönünden M.Ö 6. Yüzyıldan beri bilinen ve oturulan Üsküdar, Bizans zamanında Krizepolis yani altın şehir adıyla anılmıştır.
    Antikçağda Kalkedonya'ya (Kadıköy) bağlı bir kasaba yapısı içinde yer alan Üsküdar'ın etrafının o zamanlar tümüyle kale duvarlarıyla çevrili olduğu kaynaklarda yazılmaktadır.
    Nitekim Evliya Çelebi, Üsküdar surlarının kalıntılarının göründüğünü seyahatnamesinde belitmekte ve Üsküdar'ın kara tarafında Çamlıca eteklerine kadar sur önlerinde korunma amaclı hendeklerin bulunduğunu yazmaktadır.
    Osmanlı Türkleri tarafından Üsküdar adıyla anılmasını ünlü Seyyah Evliya Çelebi kelimenin Eski Dar deriyimden kelimenin
    Eski Dar deyiminden gelmesine bağlamaktadır.
    Farsça'da Üsküdar, aynı zamanda posta ulakları anlamına gelmektedir
    Bu da Üsküdar'ın Anadolu'ya açıkan bir kapı olmasındaki gercekliği vurgulamaktadır.
    Yüzyıllar boyu Üsküdar, Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü ödevi görmüştür.
    M. Ö., 508'de Dara, daha sonra Atinalı Alkibiyades ve onbinlerin son orduları, 628 yılında İranlılar, 710 yılında Araplar, 782 yılında,
    Abbasi halifesi Harunerreşid'in orduları, 1101 yılında Haçlı orduları, 1147 yılında Fransa Kralı Louis ile Alman İmparatoru Konrad, 1203 yılında yeniden Haçlı orduları, Üsküdar üzerinden geçmişlerdir.
    Bu geçişlerle birlikte Üsküdar, muhtelif tarihlerde İranlıların, Makedonyalıların, Romalıların, Bizanslıların ve Arapların hakimiyetini yaşamış; son olarak da Osmanlı Türkleri Sultan Orhan bey zamanında Üsküdar'a gelmişlerdir.
    Tarihçi Hammer Orhan Gazii'nin Üsküdar'a gelişini şöyle anlatmaktadır:
    'Ertesi sene (Miladi 1348.) Sultan Orhan, kayınpederi ile görüşmek için bütün aza-i ailesi ve saray halkı ile Bizans'ın Asya sahiline uzanmış bir kasaba olan Skutari'ye (Üsküdar) geldi.Hayli günler iki hükümdar av ve ziyafetle vakit gecirdiler..
    İmparator ve damadı husisi bir sofraya otururlardı Orhanın evvelki zevcelerinden olan dört oğlu için başka bir sofra kurulur, etrafta dahi Türk ve Rum büyükleri yer serilmiş halılar üzerine otururlardı.
    İmparator Bizans'a dönünce Orhan, donanmadan ve ordugahdan ayrılmadı, üç gün daha Üsküdar'da kaldı.
    O tarihte Orhan Gazi için Üsküdar'ın Marmara'ya ve Kız Kulesine hakim bir noktasına muhteşem bir otağ ve çadırlar kurulmuştu.
    O vakitlerde ileride Doğancılar adını alan yerden Kuzguncuk'a çekilen bir hat boyunca kalan topraklar Türklerin hakimiyeti altındaydı.
    Yine o yıllarda Doğancılardan itibaren Üsküdar'ın doğusu tamamen çam ormanlarıyla örtülü idi.
    Orhan Gazinin Bizans İmparatoruna damat olması Türklere Üsküdar kapılarını daha o çağlarda pek çok Türk Üsküdar'a gelmiş ve yerleşmiştir.
    İzahlı Osmanlı Kronolojisi'nde göre Üsküdar, Hicri 753 - Miladi 1352 yılında Orhan Gazi tarafından fetedilmiştir,
    Bu da gösteriyor ki Üsküdar İstanbul'un fethinden tam 101 yıl önce fethedilmiştir.

    --------------
    Safure Kalafat