Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • allah (c.c)07.12.2004 - 11:42

    Madde ötesi ruhsal varlık olan melekler, yüce Allah'ın bir ol emri ile yaratıldıklarından ve onların hayatı doğrudan ve yalnızca yüce Allah'ın Hayy esmasına bağlı olduğundan...
    Melekler yaratıldığı zaman ne madde âlemi, ne yerler, gökler, dünya, ay, güneş ne de yıldızlar vardı.
    Madde âlemindeki canlılara gelince! ...
    Yüce Allah buyuruyor:

    'Yeryüzünde hareket eden bütün canlıların rızkı, ancak Allah'a aittir. Ve o 'Allah' ki, onların sürekli barınacakları yerleri de, geçici olarak kalacakları yerleri de bilir. Bunların hepsi Kitab-ı Mübin'dedir (Levh-i Mahfuz'dadır) .' (Hûd, 1)

    Bu âyet-i kerimeye baktığımızda! ...
    Ruhsal açıdan meleklerle eşit konumda olan insan, bedensel açıdan madde âleminin bir parçası olacağından ve madde âleminde parça bütüne tâbi olduğu gibi, insan da madde âlemindeki kurallara tabi olacağından...
    İnsandan önce madde âleminin yaratılması, yerlerin, göklerin, dünyanın, ayın, güneşin ve yıldızların, insanların yaşam koşullarına uygun bir ortamda düzenlemesi, sonra insanların bitkisel ve hayvansal rızıklarının yaratılması ve en son insanın yaratılması, Yüce Allah'ın madde âlemi için koymuş olduğu denge-düzen kurallarının ve ilâhî takdirin gereğidir.

    GÖKLERİN VE YERİN YARATILMASI

    Yüce Allah buyuruyor:

    'Sizin Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı.' (Araf, 54)

    Evet, bizim ve bütün âlemlerin Rabbi olan yüce Allah, gökleri ve yeri altı günde, yani altı dönemde yarattı.
    Peki, neden bir anda değil de, altı dönemde?
    Yüce Allah'ın madde âlemi için koymuş olduğu denge-düzen kurallarının gereği, madde âleminde her şey belirli maddelerden, belirli sebepler kuralı doğrultusunda, belirli zaman birimleri içerisinde ve belirli aşamalardan geçerek yaratıldığından...
    Yüce Allah koymuş olduğu bu denge-düzen kuralları doğrultusunda gökleri ve yeri altı dönemde yarattı.

    Birinci Dönem

    Yüce Allah buyuruyor:

    'O kâfirler görmediler (görür gibi bilmediler) mi ki, gökler ve yer birleşik bir halde iken, Biz onları yarıp (parçalayıp) birbirinden ayırdık.' (Enbiyâ, 30)

    Gökler ve yer birleşik ve duhan (gaz) halinde idi. Yüce Allah'ın madde âlemindeki sebepler kuralını devreye sokması ile korkunç bir enerjiye dönüştü. Sonra yüce Allah'ın takdir ettiği anda, takdir ettiği boyutlarda şiddetli patlamalarla yarıldı, parçalandı ve çok büyük kütlelere ayrıldı.Sonra tekrar şiddetli patlamalar oldu ve bu patlamalarda büyük kütlelerden bazı parçalar kopup, ayrıldı ve birinci dönem tamamlandı.

    İkinci Dönem

    Yüce Allah buyuruyor:

    'Sonra, (ilâhî irade) göğe yöneldi. Gök, duhan (gaz) halinde idi. O'na (göğe) ve yere, ister istemez (emrime) gelin dedi. Onlar, isteyerek (emrine) geldik dediler.' (Fussilet, 11)

    Parçalanan kütleler kızgın gaz halinde ve korkunç enerji yüklü iken, yüce Allah göğe (yıldızlara) ve yere (dünyaya) ister istemez koymuş olduğum denge, düzen ve çekim kanunlarıma uyun ve yörüngelerinize oturun emrini verdi (ilham etti) .
    Yer ve gök, yüce Allah'ın onlara verdiği duygu ile ilâhî emri anladılar, 'koymuş olduğun denge, düzen ve çekim kanunlarına isteyerek uyacağız' dediler ve yüce Allah'ın takdir ettiği yörüngelerine yerleştiler.
    Ve yüce Allah buyuruyor:

    'Bu şekilde onları iki gün (dönem) de, yedi gök olarak yerlerine (yörüngelerine) , oturttu ve her göğe (görevi ile ilgili) emri vahyetti (ilham etti) .' (Fussilet, 12)

    Yüce Allah'ın yerlere, göklere, yani katı, sıvı ya da gaz halindeki atom yığınlarına emirler vermesini sakın ha, yadırgamayalım! ... Dış kulaktan gelen karmaşık sesleri beyindeki işitme hücreleri ayırt edip anladıkları gibi, yerdeki ve göklerdeki atomlar da, yüce Allah'ın emirlerini ayırt edip anlarlar. Dilediği an atomları hücreye ve hücreleri atoma çeviren yüce Allah'ın katında, atomlarla hücreler arasında ne fark var ki! ...

  • fethullah gülen07.12.2004 - 11:28

    İddiadır görmemişin haberi,
    Her şeyi rûhuyla görenler bilir.
    Ermemişte yoktur ilim eseri,
    Hakk'ın sırlarını erenler bilir.

    Hakikat semtine varmayan bilmez,
    Sırr-ı “allemnâ”yı(1) görmeyen bilmez,
    Mârifet güllerin dermeyen bilmez,
    O’nun has bağına girenler bilir.

    Dünyayı dolaşan seyyahlar değil,
    Alev alev yanan Emrahlar değil,
    Mihrab değiştiren ham rûhlar değil,
    “Yâr yâr” deyip canın verenler bilir.

    Aşk yolunda hep itilip kakılan,
    Görülmedik belâlara takılan,
    Horlanıp ve hor gözlerle bakılan,
    Gün gelince gâra(2) girenler bilir.

    M.Fethullah Gülen