DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık. Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik. Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık. Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
Günaydın. Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu. Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen. Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim. Sağ olsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana . Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek. Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan. Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl. Güvercinler aşk peşinde. Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta. Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım. İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde. Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor. Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü. Günaydın hayat, günaydın gökyüzü.. Günaydın güzel insanlar. Günaydın güzel dostlar....
Günaydın. Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu. Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen. Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim. Sağ olsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana . Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek. Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan. Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl. Güvercinler aşk peşinde. Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta. Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım. İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde. Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor. Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü. Günaydın hayat, günaydın gökyüzü.. Günaydın güzel insanlar. Günaydın güzel dostlar....
Dedikodu Yurdum insanı başkalarının özeli ile neden bu kadar ilgilenir anlamış değilim. Bu merakının sebebinin sevgi ilgi ve empatiye dayalı olduğunu düşünmüyorum. Özel hayata ilgisinin nedeni dedikodu malzemesi toplayıp bunu dost sohbetlerinde kullanmak olduğunu düşünüyorum. Özel hayata saygı insana saygıdır. İnsana saygı onun Yaradan’ına saygıdır. Özel hayatın gizliliğini yok sayıp insanların özelini ortaya saçmak çok çirkin bir insan hakkı ihlalidir. Bu, aynı zamanda bir insana arkadan yapılan kalleşçe saldırıdır. Kardeşim, insanları rahat bırakın lütfen. İnsan tanımak istiyorsanız girin Google'ye, biyografi okuyun..
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık. Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik.
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi.
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi.
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık.
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
Günaydın.
Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu.
Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen.
Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim.
Sağ olsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana .
Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek.
Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan.
Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl.
Güvercinler aşk peşinde.
Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta.
Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım.
İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde.
Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor.
Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü.
Günaydın hayat, günaydın gökyüzü..
Günaydın güzel insanlar.
Günaydın güzel dostlar....
Günaydın.
Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu.
Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen.
Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim.
Sağ olsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana .
Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek.
Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan.
Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl.
Güvercinler aşk peşinde.
Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta.
Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım.
İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde.
Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor.
Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü.
Günaydın hayat, günaydın gökyüzü..
Günaydın güzel insanlar.
Günaydın güzel dostlar....
Dedikodu
Yurdum insanı başkalarının özeli ile neden bu kadar ilgilenir anlamış değilim. Bu merakının sebebinin sevgi ilgi ve empatiye dayalı olduğunu düşünmüyorum.
Özel hayata ilgisinin nedeni dedikodu malzemesi toplayıp bunu dost sohbetlerinde kullanmak olduğunu düşünüyorum.
Özel hayata saygı insana saygıdır. İnsana saygı onun Yaradan’ına saygıdır.
Özel hayatın gizliliğini yok sayıp insanların özelini ortaya saçmak çok çirkin bir insan hakkı ihlalidir. Bu, aynı zamanda bir insana arkadan yapılan kalleşçe saldırıdır.
Kardeşim, insanları rahat bırakın lütfen.
İnsan tanımak istiyorsanız girin Google'ye, biyografi okuyun..