Derler ki Clint Eastwood şöyle demiş: " 96 yaşına geldiğinde beden artık insanın müttefiki olmaktan çıkar. Işık rahatsız etmeye başlar, nefes almak bile çaba ister, atılan her adım ise kararlılık gerektirir. Ama bunların hepsi, yaşlılığın yalnızca görünen yüzüdür. Çünkü yaşlanmanın en zor yanı fiziksel acılar değildir. Asıl zor olan, etrafına baktığında gençliğini, hayallerini, sevinçlerini ve mücadelelerini paylaştığın insanların çoğunun artık hayatta olmadığını fark etmektir. Hayatındaki o büyük çember, zamanla giderek daralır. Telefon daha az çalar. Günler daha sessiz geçer. Ve en derin yara ne dizlerdedir ne de sırtta… En derin yara, artık seni gerçekten dinlemeye vakti olan insanların neredeyse kalmamış olmasıdır. İşte bu yüzden birçok yaşlı insan aynı anıları tekrar tekrar anlatır. Bunu can sıkmak ya da ilgi çekmek için yapmazlar. O anıları anlattıklarında, kısa bir süreliğine de olsa kendilerini yeniden güçlü, faydalı, sevilen ve vazgeçilmez hissettikleri günlere dönerler. Her hatıra, dünyaya ait olmaya devam etmenin bir yoludur. Uzun yaşamayı alkışlayan bir toplumda yaşıyoruz. Ama çok az kişi, uzun yaşayan insanların gerçekte nasıl yaşadığını merak ediyor. Uzun ömrü kutlarken, nice yaşlı insanın görünmez bir yalnızlığın içinde yaşadığını fark etmiyoruz."
17 Şubat 1600'de ölüm cezası kendisine resmen okunduğunda, yargıçlarına şöyle seslendi: "Belki de benim hakkımda hüküm vermekten duyduğunuz korku, benim onu kabul etmekten duyduğum korkudan daha büyüktür." demiştir.
"Kolay olmadı, biliyorum. Ne benim için ne sizin için. Bu ülkede, bu dünyada, bu zamanlarda yaşamak bazen ağır geldi, bazen yordu, bazen kırdı döktü, parçaladı. Ama yine de her şeye karşın bir şey kaldı içimde; yazma isteği, anlama, anlatma, paylaşma isteği. Galiba bu yüzden yazdım. En çok da yalnız olmadığımızı hatırlamak, hatırlatmak için. Hayat sana teşekkür ediyorum. Her gecenin sonunda güneşin mutlaka doğduğunu bana gösterdiğin için.” Zeynep Oral / Cumhuriyet
" Konuşmaktan çok susmaya önem ver."
Bir babanın evlada nasihati
Derler ki Clint Eastwood şöyle demiş:
" 96 yaşına geldiğinde beden artık insanın müttefiki olmaktan çıkar.
Işık rahatsız etmeye başlar, nefes almak bile çaba ister, atılan her adım ise kararlılık gerektirir.
Ama bunların hepsi, yaşlılığın yalnızca görünen yüzüdür.
Çünkü yaşlanmanın en zor yanı fiziksel acılar değildir.
Asıl zor olan, etrafına baktığında gençliğini, hayallerini, sevinçlerini ve mücadelelerini paylaştığın insanların çoğunun artık hayatta olmadığını fark etmektir.
Hayatındaki o büyük çember, zamanla giderek daralır.
Telefon daha az çalar.
Günler daha sessiz geçer.
Ve en derin yara ne dizlerdedir ne de sırtta…
En derin yara, artık seni gerçekten dinlemeye vakti olan insanların neredeyse kalmamış olmasıdır.
İşte bu yüzden birçok yaşlı insan aynı anıları tekrar tekrar anlatır.
Bunu can sıkmak ya da ilgi çekmek için yapmazlar.
O anıları anlattıklarında, kısa bir süreliğine de olsa kendilerini yeniden güçlü, faydalı, sevilen ve vazgeçilmez hissettikleri günlere dönerler.
Her hatıra, dünyaya ait olmaya devam etmenin bir yoludur.
Uzun yaşamayı alkışlayan bir toplumda yaşıyoruz.
Ama çok az kişi, uzun yaşayan insanların gerçekte nasıl yaşadığını merak ediyor.
Uzun ömrü kutlarken, nice yaşlı insanın görünmez bir yalnızlığın içinde yaşadığını fark etmiyoruz."
Ayrıntı.
Hüküm: Nesnel.
Hadisat: Nicel
Öksüz küsmüş , kısmeti kesilip merhabasız kalmış.
17 Şubat 1600'de ölüm cezası kendisine resmen okunduğunda, yargıçlarına şöyle seslendi: "Belki de benim hakkımda hüküm vermekten duyduğunuz korku, benim onu kabul etmekten duyduğum korkudan daha büyüktür." demiştir.
İkiletmemek.
Bir dediğini iki etmemek.
Etkisini kaybetmiş söz.
"Kolay olmadı, biliyorum. Ne benim için ne sizin için. Bu ülkede, bu dünyada, bu zamanlarda yaşamak bazen ağır geldi, bazen yordu, bazen kırdı döktü, parçaladı. Ama yine de her şeye karşın bir şey kaldı içimde; yazma isteği, anlama, anlatma, paylaşma isteği. Galiba bu yüzden yazdım. En çok da yalnız olmadığımızı hatırlamak, hatırlatmak için. Hayat sana teşekkür ediyorum. Her gecenin sonunda güneşin mutlaka doğduğunu bana gösterdiğin için.”
Zeynep Oral / Cumhuriyet