her şeyin bir vakti vardır. sevmenin, sevilmenin, ağlamanın gülmenin de… hüznün de vakti vardır, mutluluğun da… lakin bizim istediğimiz vakit, çoğunlukla etkisiz elaman olup ‘’esas vakit ‘’, olacaksa olan vakittir.
bir de anlamanın vakti vardır ki işte o, en geç fark edilendir ve fark etmek için zeka, izan, yetenek…… gerekir kii bunlara da herkes sahip değildir. bu yüzden hep dalar gider gözleri :))
aslında hoş bir söz olmayıp hem söyleyen, hem de söylenen için olumsuzluk ve zorluk içerir. ama ben seni mutlu edemem, sen çok daha iyilerine layık…… türünden lafı eveleyip gevelemeden , konuyu uzatmadan , söylenmesi ile de kesin ve nihai anlam ifade eder ki bu açıdan çok çok isabetlidir. en kısa yoldan çıkışa ulaşmak varken , labirentin uzadıkça uzayan çetrefilli yollarında telef olmanın alemi vaar mıı :))
Gerçekleşmeyen düşlerimiz , aklımızın bir köşesinde sürekli duran, unutamadığımız ve de ruhumuzun hiç kapanmayacak olan derin yaralarıdır.. Kayıp düşler, aslında yaşamın bize sunduğu değil, bizim cesaret edemediğimiz ya da gerçekleştirmeyi beceremediğimiz ihtimaller yumağıdır… Ama giden gitmiş, biten bitmiştir artık. Onlara takılıp kalmak yerine enerji – zaman- yetenek üçlüsünü yeni hedeflere ve yeni düşleri de kaybetmemeye yönlendirmek lazım gelir :)
biz o geminin yüzerken, arkasında bıraktığı izi sevdik. kıyıya kadar ulaşan köpüklü dalgalarını sevdik. biz '' geleceksin'' diye umutla beklemeyi sevdik, mevzu gemi değil ki :)
Mizah, ince bir zeka ürünü ise oo bravo dedirtir. Hele de tam da taşı gediğine koyan türdense güldürür, Güldürürken de düşündürür. Ama sululuk ve bayağılıktan öte gidemeyen şakalar, mizah diye yutturulmaya çalışılırsa itici gelir ve kabul görmez. Ez cümle, mizah şaka kaldırmayacak kadar ciddi bir iştir ve herkesin harcı değildir :)
her şeyin bir vakti vardır.
sevmenin, sevilmenin, ağlamanın gülmenin de…
hüznün de vakti vardır, mutluluğun da…
lakin bizim istediğimiz vakit,
çoğunlukla etkisiz elaman olup ‘’esas vakit ‘’, olacaksa olan vakittir.
bir de anlamanın vakti vardır ki işte o,
en geç fark edilendir ve fark etmek için zeka, izan, yetenek…… gerekir kii bunlara da herkes sahip değildir.
bu yüzden hep dalar gider gözleri :))
aslında hoş bir söz olmayıp hem söyleyen, hem de söylenen için olumsuzluk ve zorluk içerir.
ama ben seni mutlu edemem, sen çok daha iyilerine layık……
türünden lafı eveleyip gevelemeden , konuyu uzatmadan ,
söylenmesi ile de kesin ve nihai anlam ifade eder ki bu açıdan çok çok isabetlidir.
en kısa yoldan çıkışa ulaşmak varken ,
labirentin uzadıkça uzayan çetrefilli yollarında telef olmanın alemi vaar mıı :))
ŞEYTAN ! azapta gerek…
Gönlüm uçmak dilerken semavî ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...
göz hoşuna gideni sever,
akıl kendisini anlayanı sever,
ama ruh, kendine benzeyenden başkasını sevmez
Gerçekleşmeyen düşlerimiz , aklımızın bir köşesinde sürekli duran,
unutamadığımız ve de ruhumuzun hiç kapanmayacak olan derin yaralarıdır..
Kayıp düşler, aslında yaşamın bize sunduğu değil, bizim cesaret edemediğimiz ya da
gerçekleştirmeyi beceremediğimiz ihtimaller yumağıdır…
Ama giden gitmiş, biten bitmiştir artık.
Onlara takılıp kalmak yerine enerji – zaman- yetenek üçlüsünü yeni hedeflere ve yeni düşleri de
kaybetmemeye yönlendirmek lazım gelir :)
biz o geminin yüzerken, arkasında bıraktığı izi sevdik.
kıyıya kadar ulaşan köpüklü dalgalarını sevdik.
biz '' geleceksin'' diye umutla beklemeyi sevdik,
mevzu gemi değil ki :)
bazen o 'AN' çok özeldir, güzeldir..
asla unutulmaz sonsuzdur...
akla ve kalbe kazınmış izdir...
AN-ımsandıkça bile tebessüme sebeptir P
Mizah, ince bir zeka ürünü ise oo bravo dedirtir.
Hele de tam da taşı gediğine koyan türdense güldürür,
Güldürürken de düşündürür.
Ama sululuk ve bayağılıktan öte gidemeyen şakalar, mizah diye yutturulmaya çalışılırsa
itici gelir ve kabul görmez.
Ez cümle, mizah şaka kaldırmayacak kadar ciddi bir iştir ve herkesin harcı değildir :)
konusu ve nedeni insan olan,
hiç bir şey şaşırtmıyor artık beni...