yirmi dört ayardır o şubat ikindisi, bir meydan yeridir, o gün bir, o gün ki bir meydan okumadır ve bir ateş düşmesidir yüreğimize, suya kanamadan ırmak kenarından çekilen bir karaca gibi, ve bir yaz yağmuru gibi ve bir konma göçme dünyası misali, geldin geçtin meydanın üstünden bir kümülüsmüş gibi…, oysa ne hakikatli bir realite ve mutlaktın sen, denizin kum taneleri adedince ve gezegenler kadar bir/e işaret eden,
ve bir not düş/üş daha…, geçmiş senelerden birinde yine bu vakitlerdeydim ve bir hastane koridorunun sekerat ve illüzyon dolu duvarları arasında volta atıyordum; dışarıda, dağ yamaçlarında, ekin tarlaları yeşeriyordu, içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat, aşkın yitiminde, hiç izlenmeyecek bir gösterinin provasına dönüşüyor,
bir hastane koridorunun sekerat ve illüzyon dolu duvarları arasında volta atıyordum; dışarıda, dağ yamaçlarında, ekin tarlaları yeşeriyordu, içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat, aşkın yitiminde, hiç izlenmeyecek bir gösterinin provasına dönüşüyor,
sevgili\aşk, ah; çok uzaktaydım sahilden ve kelam/ı kadim gırtlaklı küheylan, türkçe/arapça/ingilizce konuşurken, keklik olma güvercin ol dedi bana yine merhametinden, oysa vahşet dolu bu alemde en olmadı atmaca kesilmem elzemdi…,
üzerine yağmur çiseleyen bir eski zaman bedestenindeydim, idrakime iyi gelecek şifalı bitkiler, eczalar arıyordum aktar aktar; sen garibin sırtındaki mintan ile yoksulun sofrasındaki çorbanın buğusu kadar azizsin hekimim;
ve aşk, bacak kadar çocuksun hep/hep oyuncaksız, gurebanın doğum günü kadar münzevi ve ölüm anı gibi tenha gelensin sen, kabukta yara; külde kor aşk…,
okyanuslar altındaki mercanların su yüzüne çıkan inlemeleri kadardı halime şikayetim, suskun ve kırgındım en çok da kendime…, ve kuruyordu yaprak yaprak bahar gözümde, lisansız kalmıştım ve sürgüne yollanmış bir sicili bozuktum,
Prova
yirmi dört ayardır o şubat ikindisi,
bir meydan yeridir,
o gün bir,
o gün ki bir meydan okumadır ve
bir ateş düşmesidir yüreğimize,
suya kanamadan ırmak kenarından
çekilen bir karaca gibi,
ve bir yaz yağmuru gibi ve
bir konma göçme dünyası misali,
geldin geçtin meydanın üstünden
bir kümülüsmüş gibi…,
oysa ne hakikatli bir realite
ve mutlaktın sen, denizin kum
taneleri adedince ve gezegenler
kadar bir/e işaret eden,
ve bir not düş/üş daha…,
geçmiş senelerden birinde yine bu vakitlerdeydim ve
bir hastane koridorunun sekerat
ve illüzyon dolu duvarları arasında
volta atıyordum;
dışarıda, dağ yamaçlarında,
ekin tarlaları yeşeriyordu,
içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat,
aşkın yitiminde,
hiç izlenmeyecek bir gösterinin
provasına dönüşüyor,
sevgili\aşk, ah;
bir hastane koridorunun sekerat
ve illüzyon dolu duvarları arasında
volta atıyordum;
dışarıda, dağ yamaçlarında,
ekin tarlaları yeşeriyordu,
içim kadar…,
şimdiyse yokluğunda hayat,
aşkın yitiminde,
hiç izlenmeyecek bir gösterinin
provasına dönüşüyor,
sevgili\aşk, ah;
çok uzaktaydım sahilden ve
kelam/ı kadim gırtlaklı küheylan,
türkçe/arapça/ingilizce konuşurken,
keklik olma güvercin ol dedi bana
yine merhametinden, oysa
vahşet dolu bu alemde en olmadı
atmaca kesilmem elzemdi…,
üzerine yağmur çiseleyen
bir eski zaman bedestenindeydim,
idrakime iyi gelecek şifalı bitkiler,
eczalar arıyordum aktar aktar;
sen garibin sırtındaki mintan ile
yoksulun sofrasındaki çorbanın
buğusu kadar azizsin hekimim;
ve aşk, bacak kadar çocuksun
hep/hep oyuncaksız,
gurebanın doğum günü kadar münzevi
ve ölüm anı gibi tenha gelensin sen,
kabukta yara; külde kor aşk…,
okyanuslar altındaki mercanların
su yüzüne çıkan inlemeleri kadardı
halime şikayetim, suskun ve kırgındım
en çok da kendime…,
ve kuruyordu yaprak yaprak bahar gözümde,
lisansız kalmıştım ve sürgüne yollanmış
bir sicili bozuktum,