Birilerine yazarken noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına dikkat etmemi normal karşılarım. Ama bu durum sadece yazışmalarımla sınırlı değil. İnternette bir şey ararken ya da not defterine birkaç kelime karalarken bile aynı hassasiyet devam ediyor.
Klavyede yanlışlıkla “ı” yerine “i” yazmışsam, onu öyle bırakmak içime sinmiyor; doğru harfi bulup düzeltmeden geçemiyorum. Hatta bazen yanlış yazılmış tek bir harf için koca mesajı "geri al" yapıp yeniden yazdığım oluyor. Daha da kötüsü, yazım kurallarına dikkat etmeyen ve cümlelerini özensiz kuran yakın arkadaşlarımı fırçaladığım oluyor.
Bir süredir kendimde değiştirmeye çalıştığım bir alışkanlık bu. Ama ne kadar uğraşsam da bazı şeyler insanın yapısına işliyor sanırım. Bazı konular gerçekten “olmayınca olmuyor.” :((
... yürüyüş yaparken sahile indim. üzerini mor sümbüllerin sardığı çardağın altındaki banka oturdum. deniz dingin, gök bulutsuz bir mavilikte, karşıki dağlar heybetli, vapurlar ve martılar denizin süsü yine. tek tük yürüyüş yapan insanlar hariç sahil bana ait.
oturdum ve bekledim. bekledim. bekledim.
bu atmosferin bende bir ilhâma, bir hisse, şiirsel dünyaya yeni bir kapı açması gerekirdi. ama hayır, ânın huzuru dışında hiçbir duygu teşrif etmedi. “o hâlde bir şeyler düşünmek gerek" dedim. bir fark ediş, bir uyanış, düşünsel dünyaya yeni bir kapı açılsın bari. ama o da olmadı.
ben edebî bir vahiy beklerken bir de aklım absürt şeylerin istilasına uğramaz mı? tamam, efkâr insanı değilim ama en azından dışarıdan görünen ağırbaşlılığımdan taviz vermemeliydim, bu ortamda kendi kendine gülen bir deliye dönüşmemeliydim. zor da olsa yanak kaslarıma hükmetmeyi başardım.
"kalk" dedim, "kalk, meşgul etme bankı boşuna"
edebiyat yapmak için neredeyse kusursuz hazırlanmış bütün bu dekoru ziyan etmişim hissiyle kalktım, gittim.
teselli olsun diye üç top dondurma ısmarladım kendime.
Birilerine yazarken noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına dikkat etmemi normal karşılarım. Ama bu durum sadece yazışmalarımla sınırlı değil.
İnternette bir şey ararken ya da not defterine birkaç kelime karalarken bile aynı hassasiyet devam ediyor.
Klavyede yanlışlıkla “ı” yerine “i” yazmışsam, onu öyle bırakmak içime sinmiyor; doğru harfi bulup düzeltmeden geçemiyorum.
Hatta bazen yanlış yazılmış tek bir harf için koca mesajı "geri al" yapıp yeniden yazdığım oluyor.
Daha da kötüsü, yazım kurallarına dikkat etmeyen ve cümlelerini özensiz kuran yakın arkadaşlarımı fırçaladığım oluyor.
Bir süredir kendimde değiştirmeye çalıştığım bir alışkanlık bu.
Ama ne kadar uğraşsam da bazı şeyler insanın yapısına işliyor sanırım.
Bazı konular gerçekten “olmayınca olmuyor.” :((
... yürüyüş yaparken sahile indim.
üzerini mor sümbüllerin sardığı çardağın altındaki banka oturdum.
deniz dingin, gök bulutsuz bir mavilikte,
karşıki dağlar heybetli,
vapurlar ve martılar denizin süsü yine.
tek tük yürüyüş yapan insanlar hariç sahil bana ait.
oturdum ve bekledim. bekledim. bekledim.
bu atmosferin bende bir ilhâma, bir hisse, şiirsel dünyaya yeni bir kapı açması gerekirdi.
ama hayır, ânın huzuru dışında hiçbir duygu teşrif etmedi.
“o hâlde bir şeyler düşünmek gerek" dedim.
bir fark ediş, bir uyanış, düşünsel dünyaya yeni bir kapı açılsın bari.
ama o da olmadı.
ben edebî bir vahiy beklerken
bir de aklım absürt şeylerin istilasına uğramaz mı?
tamam, efkâr insanı değilim ama
en azından dışarıdan görünen ağırbaşlılığımdan
taviz vermemeliydim,
bu ortamda
kendi kendine gülen bir deliye dönüşmemeliydim.
zor da olsa yanak kaslarıma hükmetmeyi başardım.
"kalk" dedim, "kalk, meşgul etme bankı boşuna"
edebiyat yapmak için neredeyse kusursuz hazırlanmış bütün bu dekoru ziyan etmişim hissiyle
kalktım, gittim.
teselli olsun diye üç top dondurma ısmarladım kendime.
canım kendim.. üzülme.
olmayınca olmuyormuş gerçekten.
“olmayınca olmuyor,” demiş miydim.