Yak…
Köze düşüp buhar olan damlanın duasıyla başla,
sessizliği tutuştur önce,
çünkü en büyük yangınlar
dilsiz çığlıklardan doğar.
Yalnızlık bir şiir olsaydı,
kendine seslenmezdi belki,
ama her gece,
gökyüzünde eksik kalan bir yıldızın yerine
adını koyardı.
Bu coğrafyadan mutluluğu çaldıkları günden beri
yitirdi çocuklar gülüşlerini,
analar duasını unuttu,
babalar omzundaki dağları yere bıraktı,
gelinlik kızlar ağlaya ağlaya büyüdü.
Sevginin tam ortasına dinamit koydular,
İnandığın ve uğruna savaştığın doğrular, doğru değilse...
Sana yanlış gelen şeyler, bir başkasının hakikati ve doğrusu ise.
ve her ikinizde kendi doğrunuz da ve yanlışınız da haklı iseniz
Aşk mı beni tutsak alandı, ben mi aşka tutsak olandım bilemedim...
Yoruldu Mısır firavunları, taş kesildi Çin ordusu, yıkıldı Babil Kulesi, yandı İskenderiye Kütüphanesi, battı Atlantis, bir tek AŞK başardı yaşamayı. AŞK'ı yüreğinde taşıyabilene ne mutlu ki dünya yıkılsa da onu sımsıkı tutuyor avuçlarında, gözlerinde, gülüşünde, yüreğinde, sözcüklerinde.
Tutsak bir sevgi değildir aşk ve özgürlüğü yoktur, sen özgür olmak istedikçe uzayacaktır yolları sevmelerin ve kabuk değiştirecektir. Fakat aşk kendi içinde bitmeyecek ve sonsuz olacaktır... Sen olmayacaksın belki o aşkın içinde o kadar fakat AŞK her daim var olacaktır mor sardunyaların kokusunda ve sevginin gülüşünde...
Yar...
O kadar kolay mıydı yar olmak,
yarenlik yapmak, yar diye gelene?
Yare giden yollar,
yardan gelenlerin çoğulluğu içinde kayboldu.
İşte bu yüzden
Yine aynı tanıdık sesle doluyor
hasretime sözcükler,
kaç sualim yanıtsız kaldı
gidilmemiş varılmamış coğrafyalarda,
oysa hep aynı tadı veriyor
sevmeleri yalnızlığın
Sevgili, bu gece sel olduk akıyoruz geceye.
Geceler kıskansın bizi, yağmur ders almalı mesela ne kadar yağarsa yağsın biz kadar ıslatmayacak yüreğimizi.
Biz kadar değmeyecek ruhumuza.
Biz kadar yeşertmeyecek hayatı.
Bu gece kıskanmalı bizi yıldızlar, öykümüzü dinlemeli her biri kendi köşesine çekilip.
Bulutlar ardında bile olsalar merak edip dikkat kesilmeliler sözcüklerimize.
bazen en güzel şarkıların bile anlamsızlaştığını hissediyor insan, ruhunu saran gazap rüzgarlarının ateşiyle dingin bir suyun altında akıp gidiyor düşleri,
böylesi bir anda kaçmak imkansızlaştığında kendi limanına sığınıyor insan, sığınakta harapsa yapacak tek şeyi kalıyor, akıntılardan en az zararı alacak şekilde kapanmak, içine çekilip ortadan kaybolmak.
şarkılar ne söyler nerede saklar beni kim bilir, kim bilebilir... gün yola düşmek günüdür...
bir yolculuk bu,
ne sen bilirsin nasıl olacağını
nede yol bilir karşına neler çıkartacağını,
biri çıkar karşına
ansızın yoldan çıkar çarparsın bir ağaca
ölümün en sıcak halini hissedersin teninde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!